İlk albümünüzden kısa bir süre sonra yeni çalışmanız "Yeniden Düşelim Yollara" ile yeniden dinleyicilerinizin karşısına çıktınız. Sanırım ilk çalışmanız belli bir ilgi gördük ki, ikincisini talep etti dinleyiciniz..
Müzik hayatını Ankara‘da sürdüren sanatçı ZİYA UĞUR kısa bir süre evvel dinleyicisine sunduğu ilk albümünden sonra tekrar yeni bir çalışma ile, müzik camiasının önemli sorunlar yaşadığı bir düzlemde besteleri ve duruşu ile farklı bir alan aralamaya çalışıyor. Adım Prodüksiyon etiketi ile çıkan ve YENİDEN DÜŞELİM YOLLARA ismini taşıyan albüm önceki çalışmasından hem içerik hem de teknik olarak ayrışan bir özelliği sahip. Daha çok tasavvuf müziği merkezinden yapılanmasına rağmen çok farklı müzikal dokuları da içinde barından bu albümü üzerine ZİYA UĞUR ile konuştuk..
İlk albümünüzden kısa bir süre sonra yeni çalışmanız "Yeniden Düşelim Yollara" ile yeniden dinleyicilerinizin karşısına çıktınız. Sanırım ilk çalışmanız belli bir ilgi gördük ki, ikincisini talep etti dinleyiciniz..
"Yeniden Düşelim Yollara" albümünü yapmak için bana en büyük gücü inancım verdi aslında. Yunus Emrelerden, Hacı Bektâş-ı Velîlerden aldığımız ilhamla "YENİDEN DÜŞELİM YOLLARA" demek ihtiyacını hissettik ve bu ülkünün heyecânını duyduk. Kapitalizmin çarklarında başı dönmüş ve bir çıkış yolu arayan büyük kalabalıklara, merhum Mehmed Akif Ersoy‘un "Allah‘a dayan, sa‘ye sarıl, hikmete râm ol. Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol" diyerek işaret ettiği o pratik alanı takip ettik. Yoksa müzik camiasının baştan sona ciddi bir çıkmazda olduğu bir dönemde bu işe yıllarını vermiş koca koca isimler albüm yapmaktan geri dururken bizim albüm yapmamızın mantıklı bir izâhını bulamıyorum doğrusu.
Yeni çalışmanız hem içerik hem de teknik olarak birinci çalışmanıza göre daha farklı. Yeni arayışlara yönelmiş gibisiniz. Özellikle aranje ve söz yapısında...
Bu projede teknik olarak ilk albüme nazaran biraz daha geniş imkânlara sahip olduğumuzu söyleyebilirim; hem enstrüman zenginliği hem çalışma ortamı hem de ekip ve ekipman olarak.. Tabii henüz gönlümüzdeki o çalışma imkânlarına ulaşabilmiş, yaklaşabilmiş dâhi değiliz ama hiç yakınmadan, yılgınlığa düşmeden bu açığı özveri ile, fazla çalışma ile, sevgiyle kapatmaya çalıştık. Müzikalite bakımından ise kendimi herhangi bir müzik kalıbı içine sığdıramadığımdan belli bir kalıbın, kategorinin dışında, içimden ne geliyorsa onu söyledim. Öyle ki albümümüzde rock müziğinden New Age‘e kadar geniş bir yelpazede farklı müzik türlerinden örnekler var. Bu eserlerin şekilleri, usulleri farklı olsa da; özde ve manada hepsini aynı görüyorum. Ben de hepsinin birer tasavvufî karşılığı var.. Tasavvuf öyle dar kalıplara sığmayacak kadar büyük işlevi olan çok büyük bir derya.. Tasavvuf hayatımızın bütününü kapsıyor ve pratik olarak bize her alanda uygulama alanı sunuyor. Ben acizâne Mevlânâların, Yunus Emrelerin, Eşrefoğlu Rumilerin, Niyazi Mısrilerin, Hacı Bayram-ı Velî‘lerin 21. yüzyıla izdüşümlerini arıyorum. Çare "Yeniden Yollara Düşmek" . Bugün bizim hapsettiğimiz değerlere dünyanın muhtaç olduğu tartışılmaz bir gerçek. Sözü toparlayacak olursak üstâdım ben sanatımı bir "edeb" ölçeğinden geçirerek Müslüman‘ca bir tavırla icra etme gayretindeyim; bütün çabalarım, arayışlarım bunun için.
Tasavvuf müziği merkezli apayrı bir müzik sektörü var. Siz bu sektörü nasıl değerlendiriyorsunuz ve çalışmalarınız sektörün neresinde duruyor?
Bir bu işin hakkını vererek, sağlam bir duruş, sanatsal bir bakış açısıyla var olmaya çalışan gerçek sanatçılar var. Bir de insanların duygularını sömürmeye yönelen, gemisini yürütmeye çalışan ve bu yolda da pek çok şeyi mübah gören bir zihniyet. Ama ben ümidimi koruyorum. Bazı şeylerin zamanla, estetik anlayışın gelişmesiyle hallolacağı kanaatindeyim. Biz salt bir eleştiriden ziyade mevzimizi sanattan, estetikten, güzelden yana alarak kapitalizmin dayatmalarına karşı dik duruşumuzu muhafaza ederek yürüyüşümüzü sürdürmeliyiz. Abdurrahim Karakoç ne güzel söylemiş : "Bir doğrunun imanı bin eğriyi düzeltir." Anadolu‘nun şirin bir kasabasında bir amcamız bizim ilk albümü dinlemiş: "evlâdım türkü desem türkü değil, ilahi desem ilahi değil, klasik müzik desem klasik değil, bu nasıl bir müzik yahu" dedi. O tatlı bir eleştiriydi belki ama benim çok hoşuma gitti doğrusu. İşte benim amacım da buydu zaten. Demek ki maya tutmuş, demek ki özgün bir dil, kendime has bir eda yakalamışım.
"Yeniden Düşelim Yollara" nasıl bir hazırlık ve stüdyo ortamında şekillendi peki?
Benim bu işlerde en sevdiğim aşama beste ve güfte çalışmalarının olduğu aşamadır. Dünya‘da ulaşamadığınız, hayalini kurduğunuz sevdanıza gönül dünyanızda ulaşmaya çalışıyorsunuz. Bu, seyrine pek müdahale kabul etmeyen doğal bir süreç aslında. Buna bir yaşam biçimi de denilebilir. Ben beste ortaya çıktından sonra önce onu bilgisayar ortamında notaya aktarırım, sonra teknik olarak esere artılar katmaya çalışır bazı yerlerini değiştirir, bazı yerlere eklemeler yaparım. Besteler nihai halini alınca da besteleri tıpkı bir gergef gibi işlemesi için aranjöre teslim ederim.
Bu albümde de bu süreç işledi. Besteleri teslim ettikten sonra önce aranjörüm ile albümün genel yapısı hakkında fikir alışverişinde bulunduk, anlayış olarak albüme nasıl yaklaşacağımızı belirledik. Aranjörümün rahat çalışması benim için önemliydi. Eserin kendi hikayesini, havasını yakalayarak bestenin ruhuna uygun düzenlemeler yapmasını istedim, aranjörümü serbest bıraktım. Daha sonra aranjeler ortaya çıkmaya başladığında da ufak tefek müdahalelerim, taleplerim oldu. İlk etapta daha çok bilgisayar destekli bir albüm yapmayı planlıyorduk, sonra iş buralara kadar geldi ve ortaya daha akustik bir albüm çıktı. Enstrumanistler albüme yeni ufuklar kazandırdılar; düzenlemelere duygularını, gönüllerini kattılar ve yaklaşık yedi ay gibi uzun ve yorucu bir sürede albümümüzü tamamlayıp, "Yeniden Düşelim Yollara" yı dinleyicilerin beğenisine sunduk.





