Osmanlı İmparatorluğu,  Arap ve Fars alfabelerinden oluşan Osmanlı Türkçesi‘ni konuştu. İmparatorluk yıkılsa da miras olarak fizik, kimya, matematik, uzay, edebiyat ve daha birçok sahada yazılmış sayıları milyonlarla ifade edilebilen eser kaldı geriye.  Bunların yanında hanlar, hamamlar, camiler gibi tarihe geçen nice değer var... Ancak Cumhuriyet kuşağı, bu engin ve birikimli tarihini "okumayı" bilmiyor. Çünkü millet, tarihine ‘Fransız‘ bırakıldı..

Araştırmacı-Yazar Dr. Recep Çelik, Osmanlı Türkçesi‘ni farklı bir dil gibi algılamanın yanlış olduğuna değinirken geçmişle bağların koparılmaması gerektiğine dikkat çekti. 600 yıllık geçmişi okuyamayan bir kuşağın geçmişle bağ kuramayacağını belirtirken, "Osmanlı Türkçesi seçmeli olarak ders müfredatında yer almalı" dedi.

Osmanlıca nasıl bir dildir. Bir İngilizce, Fransızca gibi bize tamamen yabancı bir yapıda mıdır? Şu an konuştuğumuz dilden farkı nedir?

3 kıta 7 denizde hüküm süren Osmanlı Devleti‘nin dili olan Osmanlı Türkçesi, 29 harften oluşan Arap Alfabesi ile Farsça‘dan da 3 harfin yer aldığı alfabeyle konuşulan dildir. Bize bugüne kadar yanlış bir anlayış geliştirilmiştir. Bu belki bilinçli veyahut bilmeyerek yapılmıştır. Bu da Osmanlı Türkçesi‘nin sanki bir Fransızca, İngilizce bir dil gibi addedilmesine yol açmıştır. Osmanlı Türkçesi sadece bir yazı dilidir. Konuşma dili değildir. Mesela; ‘Ben bugün okula geldim‘ cümlesi günümüzdeki konuşma dilimizde kullandığımız gibidir. Sadece yazılımı, alfabesi farklıdır. Gençlerin gözüne Osmanlıca Türkçesi, yabancı bir dil gibi gösterilip dile karşı korkutulmuşlardır. 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu döneminde Osmanlı Türkçesi kullanılmış yine bazı Farsça ve Arapça eserler de yazılmıştır.

Osmanlı Türkçesi‘ni yazabilmek ve okuyabilmek ne kazandırır ve bu süreç nereden başlatılmalıdır?

Başta kültürün; geçmişi, geleceğe bağlayan köprü olduğunu belirtmiştik. Geçmişimizle ilgili dökümanları, resmi devlet belgelerini, el yazma eserleri bugün ki nesillerin de okuyup geleceğe aktarmaları için Osmanlı Türkçesi‘nin gençlere öğretilmesi en önemli vazifelerimizden biridir. Gençlerimize şunu demeliyiz: ‘Bizim geçmişte yazılmış her konuya dair binlerce eserimiz var. Devlet bürokrasisinde yazılmış milyonlarca belgelerimiz var. Bunları sizin örenip çocuklarınıza ve torunlarınıza öğretmeniz gerekir.‘ Her konuşmamızın başında Avrupa kültür ve medeniyetini öne çıkarıp göklere yükseltirken kendi kültür ve medeniyetimizi boynu bükük şekilde ifade etme hastalığından da kurtulmalıyız. Köprüsü kopan, damarları kesilen bir toplumun yükselip geleceğe umutla bakması mümkün görünmemektedir. Osmanlı Türkçesi‘nin liselerde mecburi dersler arasında okutulması gerekir. Bu yapılamıyorsa bile seçmeli olarak ders müfredatında yer almalı. Geçmişimizle bağ kurabileceğimiz bu dil bizim için çok önemli. Çünkü gelecek köklerdedir.

Osmanlı Devleti‘nde halk ve bürokrasi dili nasıl kullanmıştır? Farsça ve Arapça kelimelerin etkisi ne olmuştur?

Osmanlı Türkçesi az veya çok Arapça ve Farsça ibarelerden meydana gelmektedir. Osmanlı Türkçesi‘nin gramer yapısı Arapça ve Farsça‘dan alındığı için Arapça ve Farsça kelimelere rastlamak mümkündür. Osmanlı Devleti‘nin belli dönemlerinde Osmanlı Türkçesi yalın olarak kullanılırken devletin genişleyerek 3 kıtaya yayılmasıyla birlikte dildeki hitap ve bilhassa uluslararası yazışmalarda beliğ ve üst düzey Osmanlı Türkçesi kullanılmıştır. ‘Ben ki‘ şeklindeki hitaplar mesela. Uluslar arası ve devlet kurumları arasındaki yazışmalar ile şairlerin eserlerinde dil çok görkemli, çok ağdalı bir hal almıştır. Medreseler, ibtidai, iktidai rüştiyeler ile idadilerde daha yalın bir Osmanlı Türkçesi kullanılmıştır. Bir yazarla halkın muhteva bakımından anlaşması mümkündür. Çünkü dil aynıdır. Aralarındaki fark, biri dili daha ağdalı kullanırken diğeri ise daha sade kullanmaktadır.

Osmanlı devleti‘nin son dönemlerinde dilde sadeleşme hareketleri yaşanmıştır. O dönemdeki temel fikirler nelerdir?

19. yüzyılda Osmanlı Türkçesi‘nin belli noktalarda işlevinin yetersiz olduğu ve işlevinin arttırılması için ıslah çalışmalarının başlatılması gerektiği görüşü dönemin entelektüelleri tarafından tartışmaya açılmış ve 20. yüzyılın başlarına kadara sürmüştür.

Osmanlı Türkçesinin ıslahı konusunda bazı harfler ekleyerek Osmanlı Türkçesinin işlevinin arttırılması gerektiği düşüncesiyle yazarlar bu konuda makaleler yazarak uzun soluklu bir tartışma konusu oluşturmuşlardır. Bu tartışmalar öyle bir aşamaya gelmiştir ki Fevzi Abdullah Tansel gibi yazarlar çok aşırı giderek Osmanlı Türkçesi‘nin tamamen kaldırılması ve bugün kullandığımız Latin alfabesinin gelmesini istemiş, Namık Kemal gibi mefkûreci yazarlar ise Osmanlıca Türkçesinin ıslah edilip kulanım alanının genişlemesini savunmuşlardır.

‘Arap harfleri terakkiye mani değildir‘

Genel olarak aramızda konuşurken Avrupa‘nın bütün alanlarda ileri gittiği Osmanlı Devleti‘nin ise adeta kılını kıpırdatmayıp gelişmelere, ilme ve yeniliklere kayıtsız kaldığını belirtiriz. Onu belirtirken bir yandan Avrupa kültürüne olan hayranlığımızı dile getirir kendi kültürümüzü yerip; atalarımızı, dedelerimizi hiçbir şey yapmadıklarını sadece at üzerinde gezip savaştıklarını belirtiriz. ‘Bu harfler bizi geri bıraktı. İlerlememizi önledi‘ diye bir anlayış içerisine gireriz. Nitekim bunun böyle olmadığını bir Musevi Yazar Abraham Galente‘nin, ‘Arap harfleri terakkiye mani değildir‘ isimli eserinde anlatmaktadır.

Gelişmenin önündeki engel olarak görüldü

Adeta ilerleme ve gelişmenin önündeki engel Osmanlı Türkçesi olarak gösterilmiştir. Bunu söylemek bütün atalarımıza karşı geçmişimize karşı yapılan haksız bir ithamdır. Çünkü 600 yıllık dönemde yazılan bütün sahalardaki kitapları; fizik, kimya, geometri, uzay, coğrafya, matematik, tarih gibi birçok sahada yazılmış ve şu anda Süleymaniye kütüphanesi başta olmak üzere binlerce yazma eserler vardır. Belli sahalarda ihtisas yapmış kimseler dışında o kitapları kimse okuyamamaktadır. Zamanın birinde meşhur bir yazar Osmanlı Türkçesi ile yazılmış pir (yaşlı) kelimesini pire (bit) olarak okumuş ve yazının devamındaki bir kadın bir pire ile nasıl evlenebilir diye İslam aleyhinde tenkitlerde bulunmuştu. Bu da cahil kalınmışlığın boyutunu gözler önüne sermektedir.

Arap ve Fars alfabelerinin kullanıldığı Osmanlı Türkçesini, Harf İnkılabı ile Latin alfabesinin kullanılmaya başlaması nasıl etkilenmiştir?

Alim, bir gecede cahil oldu

Osmanlı Türkçesi 1 Kasım 1928‘de yürürlükten kaldırılarak Latin alfabesine geçilmiştir. Bir gece önce alim, bilgin veya münevver olan kişiler 1 gece sonra cahil durumuna düşmüştür. Ve geçmişle bağları kopmuştur. Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Osmanlı‘nın 700. Yılı kutlamalarındaki konuşmasında, ‘geçmişle irtibatı kesmek zorundaydık‘ demiştir. Yeni Türkiye Cumhuriyet‘inde Osmanlı Türkçesi‘nin yeri ve belirtileri süreç içerisinde kazanılmaya çalışılmıştır. Osmanlı Türkçesi harf inkılabına rağmen 1931 yılına kadar bazı yazışmalarda kullanılmıştır.

Hurda kağıt olarak Bulgaristan‘a satıldı

1931‘den sonra Osmanlı Türkçesi‘yle yazılmış olan her şey mahzenlere, depolara atılarak çürümeye terk edilmiştir. Hepimizin bildiği gibi iş öyle bir hal almıştır ki; ‘bu belgelerle işimiz yoktur, bunları yakalım veya satalım veya atalım‘ denilmiştir. O dönemde, bir kısım devlet belgesi vagonlarla Bulgaristan‘a hurda kağıt olarak satılarak geçmişimiz yok sayılmıştır.

Muhabir: Haber Merkezi