Kayıp Sembol romanı  masonları merkeze alarak masonik şifreler üzerinden bir olay örgüsü üzerine inşa edilmiş. Romanda masonlar işlenmiş  ancak masonlar hakkında bir yargı yok. Bilakis masonların kendilerine ait gizemli ve sır dolu bir gelenekleri var. Bu sır dolu dünyaları  ve gizemleri kimseye zarar vermeyen ritüeller olarak anlatılmış.

Edebi bir eserden herkesin farklı lezzetler alabileceği kabulümüzdür ancak ortaya konan eser başka maksatlara hizmet etmeyi de içeriyorsa orada itirazımız var. Dan Brown, modern insanın ve modern edebiyatın şifreli/mitçi yazarı. Dan Brown okumadan önce okuyucu bir problemle karşı karşıyadır. Bir çoğunun umursamadığı ya da farkında olmaya muktedir olamadığı bir karşılıktır bu. Yazarın şifrelerini mi çözeceksiniz yoksa yazarın metinlerinde işaret buyurduğu gizemli olayların mı. Bence yazarın şifrelerini çözmeden yazarın işaret ettiği gizemleri çözmeye çalışmak garipsenecek bir durum.

Ama işin en kolayı hiç bu olaylara girmeden yazarı çok satan bir edebiyatçı, yazdıklarının da çok satan edebi eserler olarak görerek kafanızı bu işlere yormamak. Edebi bir eserden herkesin farklı lezzetler alabileceği kabulümüzdür ancak ortaya konan eser başka maksatlara hizmet etmeyi de içeriyorsa orada itirazımız var.

Dan Brown, Kayıp Sembolü  yazmadan belli ki çok araştırmalar yapmış. Bu araştırmalarını  da roman içerisinde ustaca kullanmış. Dili çok akıcı. Roman yazma tekniğide çok başarılı. Kitapları sizi çok çabuk sürüklüyor ve kitaplarını okumadan bırakamıyorsunuz. Hacimli romanlar ortaya koymasına rağmen okuması kolay.

Kayıp Sembol romanı  masonları merkeze alarak masonik şifreler üzerinden bir olay örgüsü üzerine inşa edilmiş. Romanın ilk sayfalarında romanda geçen yerlerin, organizasyonların, törenler, sanat eserleri ve anıtların gerçek olduğu belirtiliyor. Dolayısıyla roman içinde geçen "üyenin çıplak göğsüne hançer dayama, üyenin masonluğunu açıklayacak olursa kazığa vurulma tehdidi, dilin kökünden koparılması, boğasın kesilmesi"(s.451) gibi masonik cezalar gerçek.

Romanda masonlar işlenmiş  ancak masonlar hakkında bir yargı yok. Bilakis masonların kendilerine ait gizemli ve sır dolu bir gelenekleri var. Bu sır dolu dünyaları  ve gizemleri kimseye zarar vermeyen ritüeller olarak anlatılmış. Masonik gelenekten gelmeyen dışardan birisi bu sırlara ulaşmaya çalıştığında ise ortaya bir canavar çıkabileceğini gösteriyor roman bize. Yani masonların bir zararları yok bilakis onların dünyalarına girmek isteyen davetsiz misafirler hem masonlara, kendilerine ve sıradan insanlara çok büyük zarar verebilir denilmek isteniyor. Sanki roman bize sakın masonların gizemli dünyasına girmeye kalkmayın der gibi. Bütün bunlar da aklımıza Masonlar mı istedi acaba Dan Brown‘dan böyle bir roman yazmasını sorusunu getiriyor.

Masonlukla Amerikan tarihi hakkında yaptığı göndermelerin, kurduğu ilişkilerin aklamasını yapacak olan biz değiliz. Masonların Amerikanın kongre binasından, kütüphane binasına, meydanlarında sembol binalarına kadar hepsinde mason parmağının varlığını reddetmek de bizim işimiz değil. İşin bu kısmını Amerikalılara ve Amerikancılara bırakıyoruz. Ama romanı okumayanlar için ABD ve masonluk arasında kurulan ilişki ile ilgili küçücük bir paragraf;

"Amerikan kongre binasının köşe taşı George Washington tarafından masonik bir törenle yerleştirilmişti. Bu şehir(Washington) yeni başkentlerini masonik semboller, mimari ve sanatla donatan güçlü beyinlere sahip G.Washington, Benjamin Franklin tarafından yapılıp tasarlanmıştı"(s.36)

Masonlukta en yüksek derece 33. Derecedir. Bu dereceye yükselmek bazı sırları saklamayı ve nesilden nesile aktarmayı gerekli kılar. Masonlar dereceleri yükseltmek amacıyla "tefekkür odalarına" kapanırlar ve burada ölümü düşünürler. Tefekkür odalarında kafatası ve çapraz kemikler, tırpan, kum saati, kükürt, tuz, boş sayfa ve mum bulunur. Bu odada bulunan her şey birer dönüşüm simgedir. Kafatası insanın öldükten sonra geçireceği değişimi, kükürt ve tuz dönüşümü kolaylaştırıcı simyasal hızlandırıcıları, kum saati de zamanın dönüşümünü simgeliyorlar. Tırpanda doğanın değiştirici gücünü simgeliyormuş.

Roman kahramınız Langdon ağzından romanın bir yerinde öyle bir söz eder ki sanki romanın asıl amacı açığa mı çıkarılıyor diyesi geliyor insanın; "Masonluk karşıtı komplo teorisyenleri bu çekime (masonik törenleri gösteren bir video kaydına) köpekbalığı gibi saldırırlar" (451).

Romanın son bölümleri ise tamamen insanlık dinine ayrılmış manifesto niteliğinde. Tanrı hepimizin paylaştığı ortak sembolmüş ve hayatın anlayamadığımız tüm gizemlerinin de sembolüymüş. Böyle bir roman Kayıp Sembol...

www.haberkultur.net

Muhabir: Haber Merkezi