Partiler dağıtma sendromuna tutulmuş, popülist vaatleri art arda sıralıyor. Umarım bu masal seçim kampanyasıyla son bulur. Cari açık çok yüksek seyrediyor...
Türkiye ekonomisinin son on yılının özelliği şöyle özetlenebilir: Kredi genişlemesine dayalı iç taleple büyüyebildiğin kadar büyü. Değerlenen TL‘ye ve büyüyen cari açığa aldırma. Bu arada ihracat hızla artıyor diye kendini avut. Kaçınılmaz olarak gelen kur ve faiz düzeltmesinin gidişatı 1994-2001 tarzı finansal krize vardırmadan frenlemesini bekle ve bu sayede makro dengeler geçici olarak tesis edilsin. Sonra yurtdışı-yurtiçi yatırım iştahına bağlı olarak her şeye yeniden başla.
Bu devinimi küresel kriz böldü. Şimdi bıraktığımız yerden devam ediyoruz. Yalnız bu kez nefesimiz daha çabuk kesilecek gibi duruyor. Bir süreden beri yükselme trendinde olan kurun yükselişi dün bir miktar hızlandı. Bugün yarın durulabilir. Aktif yatırımcıların seçim sonrasını bekleyeceklerini düşünüyorum. Bu beklemenin ardındaki mantık basit. 12 Haziran‘da AKP‘nin iktidarı garanti. AKP hükümeti büyük olasılıkla kamu harcamalarında sert bir fren yapacaktır. Bunu yapacak manevra alanına hem iktisaden hem siyaseten sahip. Buna bir de Merkez Bankası‘nın soğutma politikasını eklerseniz, yatırımcılar işlerin bir süre daha geldiği gibi gideceğine ikna olabilirler.
İşin püf noktası bu anahtar kelimede: "Bir süre daha." Dilim döndüğü kadar Türkiye ekonomisinin mevcut haliyle düşük büyük rejimine mahkûm olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Düşük derken yüzde 3-4 büyümeyi kastettiğimi belirteyim. Daha fazlası için Türkiye ekonomisinin daha fazla iç tasarruf üretmesi, aynı zamanda da ortaya çıkacak mal fazlasını ihraç edebilecek kadar düşük maliyetle üretim yapması gerekiyor. Bunu başarabilmesi için de gelir vergisi kaçağına yüklenen çok esaslı bir vergi reformuna, daha esnek bir işgücü piyasasına ve devrim niteliğinde bir eğitim reformuna ihtiyacı var. Eğitim reformu 10 yıl sonrasını garanti etmek için, yoksa kısa-orta vadede bir faydası yok.
AKP‘nin bu reformları seçim kampanyasının konusu yaptığını hiç duydunuz mu? CHP de öyle. Dağıtma sendromuna tutulmuş, popülist vaatleri art arda sıralıyor. Her iki partinin de söylediği, Ar-Ge harcamalarını arttıracaklarmış, yüksek teknolojili mallar üretip onları ihraç edecekmişiz. Umarım bu masal seçim kampanyasıyla birlikte son bulur ve AKP hükümeti zor reformlardan bir dönem daha kaçamayacağını idrak ederek Türkiye‘nin gerçek gündemiyle ilgilenmeye başlar.
Seyfettin Gürsel RADİKAL





