milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • SAĞLIK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

27 MAY 2012 PAZ
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • UZMAN EKSİKSİĞİNİ GİDERMEYEN HASTANENİN RUHSATI İPTAL EDİLECEK
  • "YERALTINDAN SU ÇEKEREK DEPREMLERİ DURDURALIM" ÖNERİSİ
  • ALABALIK ÜRETİCİLERİ "AYI NÖBETİ" TUTUYOR
  • ''KENTSEL YOKSULLUK'' ARAŞTIRMASI
  • BAYRAKTAR: "TARIMDA, ALAN KÜÇÜLDÜ, VERİM ARTTI"
  • ORGANİK TARIM MERAKLILARINA ''HOBİ BAHÇESİ'' YETİŞTİRİLEMİYOR

Kafamla uğraşma kalbime dokun!

03 HAZİRAN 2010
PER 02:05

[-] Normal [+]
  • Kültür
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

Recep Alpyağıl, "Kur'an'ı Anlama Yolunda Felsefi Denemeler"de Modern dönem Müslüman düşünürlerin konuyla ilgili görüşlerini enine boyuna değerlendiriyor. Batı dünyasında ün salmış düşünürlerden yapılan alıntıların öğreticiliği ve sonuçta çözüm yolunda Endülüs deneyiminin örnek alınabileceği önerisinin sunulmuş olması kayda değer.

  • Kafamla uğraşma kalbime dokun! -

Matriksin içinde olmak ve 'dışarı'yı bulunduğumuz yerin genel kabulleri çerçevesinde tasvir etmeye kalkışmak. Tasvir edebileceğimizi sanmak. 'Dışarı'yı, yani gerçeği. Eflatun'un mağarasından kopup 'gerçek'le kucaklaşmak veya 'gerçek'le kucaklaştığını sanmak. İnsanoğlu bir kere gerçeği bulduğu evhamına kapılmasın, hangi güç ona yanıldığını gösterebilir! Gerçek, en etkili iksirdir; sarhoş eder. Gerçekle birlikte gerçeğin sanrısı da. Ve pek tabiî ki hayali de. Matriksin içinde hakikate biçim vermek, hakikati sınırlamak! Bütün hayalleri ete kemiğe büründürmek! Artık kesin olan tek bir şey vardır: Ayılamayacağız. Çünkü sözümona hakikatin dünyasına yelken açmışızdır! Ve fakat aynı zamanda matriksin içindeyizdir. Hep aynı yerde, aynı düzlemde ve hep aynı oyuna gelmek... Havada süzülen uçakla kanat çırpan kuşu bir saymak. Öyle ya her ikisini de havada hareket halinde görüyoruz. Ne garip ikisini birbirinden ayırmak için başka bir başlığın saçaklarına ihtiyacımız olacak.

'Sistem içi' konuşmaların "fark"ına varmak

Mesele bu kadar bir derinliği kaldıramaz. Gelgelelim böylesine ağır bir girişe yeltenmeden 'sistem içi' konuşmaların "fark"ına varmak nasıl mümkün olabilirdi? Doğrudur; hepimiz karşıdaki duvara iliştirilmiş bir aynadan izliyoruz âlemi. O 'bir ayna'dan aynı şeyleri görüyoruz, aynileşiyoruz -sözkonusu ayna televizyon değil, televizyon o aynanın belki ele avuca, göze gelen en basit yüzü; basit ama yalın olmayan yüzü. Aslı da yalın değil çünkü.- Fark, burada bir anlama karşılık gelirdi şüphesiz. Ve fakat aynanın "fark" diye sunduğu şeyin gerçekte fark olmadığını hesaba katarak farka ulaşmayı denemeliydik. Eklektik fetişizminden kurtularak. Alıntılar, alıntılar, alıntılar... nereye kadar? Her alıntı ayrı bir kurgu. Ayrı bir anın, farklı bir karakterin fotoğrafı. Yorumun keyfiyeti kadar eklektik fetişizminden de şekvacı olmalıydık. Bu alıntı 'geleneği' aynileşmeyi besleyen ve çoğaltan bir işlev yüklenmiştir. O halde nerede ve nasıl "fark"a ulaşacaktık? Alıntıların belirlediği tezlerden veya her tez sahibinin tercih ettiği alıntılardan hareketle mi? Her biri bir hapishane soğukluğuyla donuklaşmış kategori kumsalında kaybolarak mı? Fark için şöyle bir öneriye ne dersiniz: Demir parçası ile canlı kanatları birbirinden ayırarak 'canlı'ya hakkını verdiğimiz yerde farkı bulabiliriz. Bulamazsak bile aradığımızı bulacak düzleme vardığımız kesindir. Sorun, neyle uğraşıyorsak o şeyin düzlemine erişmekle aşılır. Düzlemin idraki olmadan istediğiniz kadar kafa patlatın, imgelem çöplüğüne imge armağan etmekten öteye geçmez çabalarınız. Çabalamalarımız. Düzlem meselesi, seyahat için tercih edilecek araca da benzetilebilir. Hareketi gitmek istediğiniz yöne doğruysa, tercih edeceğiniz her araç -er veya geç- sizi o yere ulaştıracaktır. Değilse ışınlama bile derdinize deva olmaz.

Kesin olan bir diğer noktaysa şu: Teknik işlemler ufuk açmaz, daraltır. Ve biz teknik işlemlerden hareketle, tekniğe gelmesi mümkün olmayan meseleleri çözmeye çalışıyoruz. Bu işlemi ufuk açıcı da buluyoruz üstelik. 3'ü istediğiniz kadar 2'ye bölün sonuç tam çıkmayacaktır. Kafadaki dalgalanmayı sükûnete erdirmek için işlemi kesin sonuca bağlamaya çalışacaksınız. Bu yöntem sonuç vermezse farkı kapatmak için istisna 'koz'una sarılacak ve her defasında istisnalarınız ulaştığınız sonuçtan daha kapsayıcı olacak, çabalarınızı boşa çıkaracaktır. Dudak büküyorsanız, buyurun, gösterdiğiniz olanca çabanın sonucunda ulaştığınız çıkarımları şöyle bir gözden geçirin; sonra dönün ve kazanımlarınızı istisna tuttuğunuz unsurlarla kıyaslayın. İhtimalleri sıralayarak işin içinden çıkma çabası da gözardı edilemez.

Temel amaç, "Kur'an'ı anlamak"

Elimizde adına deneme denilen ve fakat denemeden daha ziyade makaleye yakın duran, sistematik olmaması yönüyle makale de sayılamayacak bir eser var. Buna bilimsel deneme denebilir mi, emin değilim. Belki de yazar işe girişmek anlamında deneme diyordur.

Metin, genel bir ifadeyle din felsefesi metni. Spesifik olarak metnin konusu dini anlatılarda tarihsellik-gerçeklik meselesi. Temel amaç, "Kur'an'ı anlamak, onu anlamaya çalışanları anlamaya çalışmak." Neden? XIX. Yüzyılda cevabı aranan soruların yol açtığı "şaşkınlığın" öyküsünü gözden geçirmek, kritiğini yapmak için. Bu amaca doğru yol alırken fark-yorum ayırımı da kendini iyiden iyiye hissettirecektir.

Meselenin kuramsal yönü Wittgenstein'in görmeyi ikiye ayıran tezi üzerine inşa ediliyor. Hatta, bu tez üzerinden 'Kur'an okuması yapılıyor' da denebilir. Sözkonusu teze göre, algı ve deneyime bağlı görme ile kendiliğinden, kendi bakış açından görme arasında bir ayırım vardır. Ancak bu iki görme biçiminin keskin çizgilerle birbirinden ayrıldığı söylenemez. Yani hem farklı, hem değil! "... olarak görme" şeklinde kavramsallaştırılan bu durumun din felsefesine yeni bir ufuk sunduğu iddiası, tezi olmadığı söylenen metnin gizli tezi durumundadır. "... olarak görme"nin din felsefesi açısından neden önemli olduğu sorusuna verilen cevapsa, aslında XIX. Yüzyıl için "şaşkınlık" olarak görülerek yadırganan sorular ve o sorulara verilen cevaplardan düzlem olarak pek de farklı bir durumun sözkonusu olmadığını ortaya koyar. Çünkü her iki soru türü de benzer kaygıların ürünüdürler ve doğal olarak verilen cevaplarda aynı kaygı içkindir. Aradaki fark, bir tarafta felsefe gereği sorular sorulurken diğer tarafta varolan gerçeklikten hareketle, zorunlu olarak ve pragmatik gayeyle soruluyor. Her iki durumda da düzlem değişmiyor: Birinde saldırılara cevap verme; diğerinde bilime uyarlama, ille de açıklama, tanımlama çabası.

Modern dönem Müslüman düşünürlerin konuyla ilgili görüşlerinin enine boyuna değerlendirilmesi, Batı dünyasında ün salmış düşünürlerden yapılan alıntıların öğreticiliği ve sonuçta çözüm yolunda Endülüs deneyiminin örnek alınabileceği önerisinin sunulmuş olması kayda değer.

Matriksin içinde değişkenlerden hareketle, anlatıları mercek altına alma, anlatıları bozuma uğratacak bir çaba gibi görünüyor. Önümüzde duran metin hep aynı metin. Olduğu yerde. Kimimiz için donuk, kimimiz için diri. "Eğer insan hâlâ varsa" ifadesinden hareket ederek sorulacak sorulardan başlayacak arayışla, sanki, daha değerli bir yere varacağız. Belki meseleyi ".... Olarak görmek"teyim. Yoksa 'keyfi yorum'un cazibesine mi kapıldım!

Recep Alpyağıl'ın "Fark ve Yorum -Kur'an'ı Anlama Yolunda Felsefi Denemeler II" adlı eseri İz Yayıncılık'tan çıktı.

Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Kültür bölümü’nde 03.06.2010 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
  • yer Kaynak: Adnan Karakaş / Türkiye
  • tags Etiketler: kur'an, müslüman, kitap, felsefe,
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.
shape
  • Kültür

    1. Tekkeler niye kapatıldı?
    2. Savaşın acı dolu izleri bu müzede
    3. Zile Kalesi restore ediliyor
    4. Üstad Necip Fazıl anılıyor
    5. Cepheden Haber Var oyunu izleyenleri duygulandırdı
    6. Fırçasıyla gönül köprüleri inşa ediyor
    7. Vefatının 30. yılında Hamid Aytaç
    8. Dünyanın hazinesi Türkiye kütüphanelerinde
    9. Toz Kanatlı Kelebek Necip Fazıl Kısakürek
    10. İmamların oynadığı tiyatro ayakta alkışlandı
  • Diğer

    1. ''Kentsel Yoksulluk'' araştırması
    2. Bayraktar: "Tarımda, alan küçüldü, verim arttı"
    3. Organik tarım meraklılarına ''hobi bahçesi'' yetiştirilemiyor
    4. Civanperçemi ve atkuyruğunun kanserli hücrelere etkisi
    5. Pasaport için 1 ay önceden başvurulmalı
    6. Elma alzheimer ve parkinson hastalığının ilerlemesini engelliyor
    7. "Atık" deyip geçmeyin
    8. Bedensel engelliler için pantolon ürettiler
    9. Göz ameliyatlarında uyumaya son
    10. İstanbul'da NATO boru hattından hırsızlık
  • Çok Okunanlar

    1. Iskarta tanka 500 milyon avro
    2. Yelkenler indirildi
    3. Bu olacak Ayasofya!
    4. Bu kadarını Deli Dumrul bile yapmadı
    5. Halkımız gösterilene değil, gizlenene baksın
    6. Nefes yolları rahatsızlıklarına, Sinirli Ot
    7. İktidarda figüran çatlağı
    8. Fetih namazı
    9. Şok Detay
    10. Regaip Geceniz mübarek olsun
  • Çok Yorumlanan

    1. Nefes yolları rahatsızlıklarına, Sinirli Ot
    2. Böbrek taşına karşı ,kuşkonmaz
    3. İsim koyarken nelere dikkat etmeliyiz?
    4. Üstad Necip Fazıl anılıyor
    5. Zamma toplu savunma!
    6. Vefatının 30. yılında Hamid Aytaç
    7. Fırçasıyla gönül köprüleri inşa ediyor
    8. Cepheden Haber Var oyunu izleyenleri duygulandırdı
    9. Mourinho, İstanbul'a geliyor
    10. Fenerbahçe'den 5 ayda 27 şampiyonluk
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Seri İlan Kullanım Şartları | Seri İlan Hizmetin İade Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Kombi | Özgür Kocaeli Gazetesi

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek