İstanbul'un yer itibari ile dikkat çekici bir noktada bulunduğunu belirten Prof. Dr. Semavi Eyice, ''Biz İstanbul'un kıymetini bilemedik. Bilseydik İstanbul'u daha farklı görür, daha fazla korurduk'' dedi.
Cumhuriyet tarihinin büyük bölümüne bizzat tanıklık eden 1923 doğumlu Prof. Dr. Semavi Eyice, İstanbul'un topoğrafik özelliklerinin tamamen değiştiğini, değişimde eski deprem ve Osmanlı döneminde yaşanan meşhur yangınların yanı sıra, yeni yapılaşmalarla bozulan şehir karakterinin de önemli bir unsur olduğunu söyledi.
Eyice, Yıldız Teknik Üniversitesinde gerçekleşen ''Mimari'de İstanbul'' adlı söyleşide, İstanbul'un yer itibari ile dikkat çekici bir noktada bulunduğunu belirterek, ''İstanbul, kuzeyden güneye inen deniz yolunun ve doğudan batıya geçen kara yolunun kavşak noktasıdır. Tarihin her devrinde önemli bir mevki olarak görülmüştür'' dedi.
''Biz İstanbul'un kıymetini bilemedik. Bilseydik İstanbul'u daha farklı görür, daha fazla korurduk'' diyen Eyice, tarihi üçgen İstanbul'un jeolojik durumunun bilinmediğini, bu konuyla ilgili de bir çalışma yapılmadığını ifade etti. Eyice, ''Yani bugün gördüğümüz toprak kotu, bazı yerde sekiz metre, bazı yerlerde daha az, ya da daha derin olmak üzere değişmektedir. Bu durum karşısında İstanbul'un gerçek engebelerini ve kıyı girinti çıkıntılarını tam olarak tespit edemiyoruz. Bir uzman bu konuyu incelesin ve bize açık bilgi verecek bir sonuç çıkarsın. Daha erken devirlerde İstanbul'da muhakkak ki birileri yaşıyordu. Ama elimizde onlarla da ilgili bir bilgi yok. Yalnız şahsi kanaatim İstanbul'un en eski sakinlerinin doğrudan doğruya, bu üçgen İstanbul'da değil de, daha emin olan Haliç'in ucundaki bölgede yaşadıklarını düşünüyorum'' diye konuştu. İstanbul'daki girinti ve çıkıntıların da tam olarak bilinmediğini söyleyen Eyice, antik çağlarda, Sirkeci bölgesinde faaliyet gösteren ''Neorion'' adında bir limanın olduğunu, ancak limanla ilgili günümüzde herhangi bir bilginin bulunmadığını söyledi.
Eyice, bu limanın Roma ve Bizans döneminde, İstanbul için önemli bir liman olduğunu belirterek şöyle devam etti: ''Bundan sonra küçük limanlar vardır. Sarayburnu'na doğrudur bunlar. Hatta bir tanesi Osmanlı döneminde de mevcuttur ve kullanılmıştır. 15. yüzyıldan 16. yüzyılın başlarına kadar burada faaliyet olduğu biliniyor. O devirde yapılmış olan İstanbul gravüründe de karada inşa edilmekte olan bir kadırga görünmektedir. Nitekim şuan bu limanın bulunduğu semtin adı da Kadırga Limanı'dır. Yani isim olarak dahi hala yaşamaktadır. Fakat bütün bu girintiler çıkıntılar bugün yok. İstanbul'un simasını değiştireceğiz gayesiyle sahile yapılan dolgular sayesinde, İstanbul'da kocaman bir sahil yolu yapıldı ve bütün topoğrafik durum ortadan kalktı.''
Eyice, İstanbul'un içinde doğru dürüst bir su kaynağı olmadığını, ancak adı Roma devrinde Likus, Bizans çağında Likos, Türk devrinde ise Bayrampaşa deresi denilen bir derenin olduğunu belirtti. Bu derenin Trakya istikametinden geldiğini ve Topkapı ile Edirnekapı arasındaki vadiden şehre girdiğini ekleyen Eyice, ''Vaktiyle buraya yapılmış bir kulenin içinden şehre emin bir şekilde girmesi sağlanmıştır. Nitekim Sulukule adı da buradan gelmiştir'' dedi. Eyice, şimdiki Vatan Caddesi'nin dere yatağı olduğunu ve suyun Aksaray'dan doksan derece bir dönüş yaparak, bugün kazı yapılan Yenikapı Limanı'ndan denize döküldüğüne dikkati çekti.
Halkı düzeltmek şart
Semavi Eyice, şehirdeki çarpık yapılaşmanın karşısında yer alan bir isim. İşte Eyice'nin İstanbul hakkındaki görüşlerinden biri: "İstanbul'un bir defa rahat dolaşılır, asayişi normal ve her hususta derli-toplu bir şehir olması lazım. Bu sağlanamıyor. Büyük iş bunlar. Çeşit çeşit şeyler yapıyorlar. Fakat bunlar koordine edilmiyor. Başlanan işler yarım kalıyor. Bundan 3-4 sene evvel Süleymaniye'de bir mahallenin olduğu gibi yaşatılması için bir proje vardı. Bunun için komisyonlar kuruldu. Epey çalışmalar yapıldı. Sürenin bir kısmı boşuna harcandı. Bu iş ciddi bir komisyon kurularak daha başından ele alınabilirdi. Bu karar alındığı andan itibaren; acele neler yapılmalıdır, zamanla neler yapılmalıdır; bunlar programlanmalıydı. Süleymaniye bir devirde İstanbul'un kültür merkeziydi. Şairler, ulema, kültür bakımından kalburüstü olanlar Süleymaniye, Vefa etrafında oturuyorlar. Bugün Süleymaniye'de kimler oturuyor? Halkı düzeltmeden şehir düzelmez. Halkı düzeltmek şart."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



