Netanyahu'nun da kafasında çok farklı şeyler yok. O da yerleşim birimlerinin tümden boşaltılamayacağını biliyor. O da İsrail Araplarının artan nüfusunun zamanla İsrail'i ya katılımcı demokrasiden ya da Yahudi devleti karakteristiğinden vazgeçmek zorunda bırakacağından endişeli.
İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman, tam da başbakanı Filistinlilerle kalıcı bir barış için görüşmelerde bulunurken, tam da 26 Eylül'de bitmiş olan yerleşim birimi inşasını dondurma süresinin uzatılıp uzatılmayacağı tartışılırken Birleşmiş Milletler'e hayli tartışılacak bir rapor sundu.
Kalıcı bir barış için bugün İsrail vatandaşı olarak İsrail topraklarında yaşayan Arapların yarısının yaşadıkları topraklarla birlikte kurulacak Filistin Devleti'ne verilmesi, bunun karşılığında da bazı büyük yerleşim birimlerinin İsrail'in elinde kalmasını öngören bu rapor, dolaylı bir nüfus transferi aslında. Lieberman'ın raporu "ya bunu alın ya da daha kötüsünü" diyen bir teklif gibi. Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek denilen şey bu olsa gerek... Lieberman'ın sözleri, başta Araplar olmak üzere hemen herkesi kızdırdı. Amerikan Yahudi liderleri bile Lieberman'ın bu açıklamasının yersiz olduğunda hemfikir. Bazıları Lieberman'ın bu açıklamasını ırkçı buluyor; diğerleri içeriğini beğendikleri bu açıklamanın Netanyahu'nun samimiyetsizliğine delil olarak gösterilmesi sebebiyle zamansız olduğu düşüncesinde...
Lieberman, İsrail toprakları içinde olan Arap topraklarını da, bu topraklarda yaşayan Arap nüfusunu da problemin bir parçası olarak görüyor. Ona göre mübadele iki sorunu birden çözecek. Bir taraftan yerleşim birimleri boşaltılmak ve yıkılmak zorunda kalmayacak, diğer taraftan uzun vadede İsrail Devleti'nin Yahudi kimliğini tehdit eden İsrailli Arap nüfusundaki artış engellenmiş olacak. Yani Lieberman, bir taşla birkaç kuş vurmaya çalışıyor.
Netanyahu'nun da kafasında çok farklı şeyler yok. O da yerleşim birimlerinin tümden boşaltılamayacağını biliyor. O da İsrail Araplarının artan nüfusunun zamanla İsrail'i ya katılımcı demokrasiden ya da Yahudi devleti karakteristiğinden vazgeçmek zorunda bırakacağından endişeli...
Gariptir; 2001 yılında İsrail ve Filistin yönetimleri mültecilerin geri dönmelerini konuşuyordu. Ehud Barak yönetimi, beş yüz bin kadar Filistinli mültecinin İsrail topraklarına kabul edilmesine bile sıcak bakıyordu. Bugün geldiğimiz noktada bu sayıdan daha fazla Filistinlinin mübadeleye tabi tutulması teklif edilebiliyor. Netanyahu "Çabalamadan barış gelmez." diyor ama ekibinin çabaları hep ters istikameti gösteriyor.
Kerim Balcı / ZAMAN


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



