Evanjelist bir babanın Hıristiyan bir oğlu idi. Hıristiyan toplumunda yetişti. Küçük yaşlardan itibaren kafasına takılan soruların hiçbirine net cevaplar bulamadı. Teslis inancından, Batı toplumunun içine düştüğü ahlaki erozyona, yaşadığımız hayatın anlamından, sosyal adalete kadar kafasındaki bütün soruların cevaplarını yalnızca İslam'da buldu. Arizona Üniversite'si öğretim görevlilerinden Dr. Zait Şakir'in ihtida öyküsü...
Bize dini arayışınızın nasıl başladığını anlatır mısınız?
Aslında bu arayış bende birden bire başlamadı, ilkokuldan sonraki yaşamımda hayatı sorgulamaya başlamıştım. Hayata daha derin bir mana yüklemek istiyordum. Benim gözümde hayatta günlük yaşadığımız monoton koşuşturmadan fazla bir şeyler olmalıydı. Bu arayışımın bir açısı diyebiliriz...
Diğer taraftan da bugün bütün Batı toplumlarının içinde bulunduğu sosyal hayat içerisinde kötü olaylara tanık oluyordum. Uyuşturucu, alkol, yıkılan yuvalar ve diğer sosyal problemler. Kendi kendime bunların nasıl düzelebileceğini soruyordum. Bunları düzeltmenin kanunlarla, yasalarla bir yolu olamazdı, yüzeysel çözümler değildi aradığım. Derinden ve kökten bir çözüm yolu olmalıydı. Aslında arayışım böyle başladı.
Dini arayışınız esnasında yoğunlukla hangi dinleri araştırdınız?
Hıristiyan bir toplumda yetiştiğim için ilk önce bu dini araştırmaya başladım. O güne kadar pek bir şey bilmediğimin farkına vardım ve birçok kitap okudum. Hıristiyanlığın başlangıcı, İsa'nın görevi gibi konuları araştırdım. Araştırmalarım bende şüpheler uyandırmaya başlamıştı. Çünkü dinin tarihi sürecini araştırdığım kitaplarda tutarsızlıklar mevcuttu. Araştırmalarım sonucunda bu dinin Tanrı tarafından gönderilmediğine, 'insan yapımı' bir din olduğuna karar verdim.
Bundan sonra dikkatimi ateizme ve komünizme yönelttim. Komünizm, toplumsal sorunlar için bana bir çıkış yolu gibi göründü, toplumdaki sınıflanmayı reddediyordu. Yaklaşık bir yıl boyunca araştırmalarıma devam ettim. Tam çözümü buldum diye düşünürken bir yılın sonunda bir tanrının olması gerektiğine kati olarak inandım. Yoktan her şeyi yaratan bir Zat olmalıydı. Bu kaosu, gönderdiği din ile çözen, yoktan var ettiği yarattıklarına merhamet eden bir Tanrı olmalıydı. Bunun üzerine Budizmi araştırdım, iki yıl kadar meditasyon yaptım. Ve sonunda İslamiyet ile ilgili bir kitap elime geçti.
Kitap İslamiyet'ten nasıl bahsediyordu?
Kitap bölümlerden oluşuyordu. Allah'ın varlığını ispatlıyordu, varlığının olmasının zorunlu olduğunu, mutlak olduğunu bana gösteriyordu. Aslında ne aradığımı bu kitap ile tanıştığımda anladım. İslam'ı bulduğumda ne aradığımı fark ettim ve bir daha da asla arkama bakmadım.
Çünkü bu dindeki Tek Tanrı inancı mantıklı ve tutarlıydı. Yaratıcı ve yarattıkları arasında sevgi ile korku arasında bir bağ kuruyordu. Günah işlemekten insanları sakındırmak için bizi korkutuyordu, Hıristiyanlıktaki gibi günahları bir peygamberin üzerine alıp bizleri kurtarması söz konusu değildi. Sevgisi ve merhametinden de bahsediliyordu. Burada muhteşem bir denge vardı. Daha öncede belirttiğim gibi sosyal sorunlara da bu şekilde muhteşem bir çözüm sunulmuş oluyordu.
11 Eylül olaylarından sonra İslam ile ilgili birçok önyargı ortaya çıktı, bu kitabı okumadan önce bu tür önyargılarınız var mıydı?
Önyargınız olması için size hatalı bir bilginin verilmiş olması gerekir, bense bu din ile ilgili hiçbir şey bilmiyordum. Babamın bir Evanjelist olmasına rağmen Hıristiyanlığı da hiç bilmezdim. Ama okuduğum kitapta bu önyargılara cevap veren bir bölüm vardı. Cihad, erkeklerin birden fazla kadınla evlenebilmesi, üçleme inancının yanlışlığı vb. Verilen cevaplar beni çok tatmin etmişti. Bunun için Allah'a hamd ederim.
Sizi en çok etkileyen ne oldu? Diğer dinlerde bulamayıp İslam'da bulduğunuzda sizi şaşırtan neydi?
Buna kesin olarak 'tek bir ümmet' cevabını vermek istiyorum. Evrensel bir kardeşlikten bahsediliyordu, bu beni çok etkilemişti. Amerika'da Hıristiyan olduğunu söyleyen birçok insanla ayrıntılarını konuşmaya başladığınızda ben Evanjelistim, ben Yahova şahitleri gurubundanım vs. gibi cevaplar alırsınız. Bir gurubun savunduğu yargıya diğerleri yanlış diyebilir. Ama Müslümanlar, bütün dünya Müslümanları tek bir ümmet olduklarını düşünüyorlar, birbirleri için dua ediyorlar. Bu 'tek bir ümmet' anlayışı beni en çok etkileyen mesele idi...
Dünya üzerinde yaşanan dinler arası savaşlarda dönen politika süreci üzerine neler söylemek istersiniz?
Aslında dünyadaki Müslümanların bu noktaya gelmesi tek bir ümmet olgusunun Müslümanlarda zayıflamasından kaynaklandığını düşünmekteyim. Birlik ve beraberlik güç ve kuvveti getirir. Bu yüzden dinimiz bize bunu öneriyor.
Bu konuda, ihtida etmiş biri olarak dünya Müslümanlarına söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?
Müslümanlar bir yoldan gidebilirler, tarikatlar ve cemiyetler elbette olabilir ama herkes kendi yolunun tek doğru olduğunu düşünmesin, yollar aynı yere çıktığına göre hepimiz Peygamberimiz Hz. Muhammed'in -salât ve selam ona olsun- ümmetinden olmaya çalıştığımıza göre batıl olmayan farklı yolu kabul etmemiz gerekir.
Son olarak şunu soralım; İslam'a dönüş yaptıktan sonra zorlandığınız bir ibadet oldu mu?
Hayır olmadı, namaz konusunda hiç zorlanmadım çünkü 2 yıldır meditasyon yapıyordum ve orduda eğitim aldığım için disipline çok yatkındım. Bu konuda kendimi disipline edebiliyorum. Babam da Evanjelist olduğu için onunla birlikte birkaç gün oruç tutmuştum. Evanjelistlerin 3 güne varan oruçları olabiliyor. O nedenle bir günlük oruç beni çok yormadı elhamdülillah.
İmam Zait Şakir kimdir?
1956 yılında Amerika'nın California eyaletinde doğdu. 1977 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde orduda görev yaparken Müslüman oldu. Daha sonra üniversite hayatına devam etti, Amerikan Üniversitesinde Uluslar Arası ilişkiler bölümünü dereceyle bitirdikten sonra Politik Bilimler üzerine okudu. Hıristiyanlığı ve Budizm'i inceledikten sonra Müslüman olmaya karar veren Dr. Zait Şakir, halen Arizona Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışmalarına devam etmektedir.



Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Tercüme: Nurgül Bahar / Türkiye
Etiketler:



