Fakih anlatıyor: - Muhammed b. FazI, Muhammed b. Cafer/İbrahim b. Yusuf, Hasan b. Ammâre, Muhammed b. Abdurrahman b. Ebî Leylâ, İsâ b. Talha yolu ile gelen rivayette, Ebû Hüreyre (r.a.) Resûlullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu anlatıyor:
- "Evlâdın anne-babası üzerindeki hakkı üçtür:
a) Doğunca ona güzel bir İsim koymak,
b) Aklı ermeye başladığı zaman Kur'an okumayı öğretmek,
c) Kendini bilince evlendirmek."
Hz. Ömer (r.a.)'den şöyle anlatılıyor:
- Ona biri geldi. Oğlundan şikâyet etti. Şöyle dedi:
- Bu benim oğlumdur, bana karşı geliyor.
Hz. Ömer (r.a.) o kişinin oğluna çıkıştı ve şöyle dedi:
- Babana karşı gelirken Allah'tan korkmuyor musun? Babanın sende şu kadar hakkı vardır.
O çocuk şöyle dedi:
- Ama çocuğun da babada hakkı var!
Buna karşılık Hz. Ömer (r.a.) şöyle dedi:
- Evet, çocuğun da babada hakkı var. Şöyle ki: Anasını seçip almalı; kötü, düşük bir kadın olmamalı ki, sonradan çocuğa bir ar gelmesin.
Sonra çocuğa güzel bir isim bulup koymalı ve ona Kur'an okumayı belletmeli. Bunu dinleyen çocuk, yemin ederek şöyle dedi:
-Vallahi, bu benim anamı seçmedi. Anam Sindli bir kadınmış; onu dört yüz dirheme satın almış.
Adımı da güzel bir isim koymamış. "Erkek Yarasa" demeye gelen bir isim koymuştur. Allah'ın âyetlerinden bir âyet bile bana belletmedi. Bunları dinleyen Hz. Ömer, o babaya döndü ve şöyle dedi:
- Çocuğun sana karşı geldiğini söylüyorsun; ancak sen daha önce onun hakkını vermemişsin. Yanımdan çık git!...
Fakih diyor ki:
- Babam, bana Ebû Hafs İlyeskendî'den bir hikâye anlattı. O, Semerkand âlimlerindendi. Ona biri gelmiş ve şöyle anlatmış:
- Oğlum beni dövdü ve canımı acıttı.
- "Sübhanallah, nasıl olur da bir çocuk babasını döver?" deyince adam şöyle tekrarladı:
- Evet, beni dövdü; hem de canımı acıttı.
Bundan sonra aralarında şu konuşma geçti:
- Sen oğluna ilim ve edep öğrettin mi?
- Hayır...
- Ona Kur'an okumayı öğrettin mi?
- Hayır...
- Peki, oğlun ne iş yapar?
- Çiftçilik yapar, ziraat işine gider.
- Peki seni neden dövdüğünü biliyor musun?
- Hayır..
Bunun üzerine o babaya şöyle dedi:
- İhtimal ki şöyle oldu: O, sabah kalktı. Ziraat işine gidecekti. Merkebine bindi. Öküzleri önünde, köpekleri de arkada idi. Böyle gidiyordu. Kur'an okuyamadığı için kendi kendine bir şeyler mırıldanıyordu. O zaman, sen de ona sataştın. Sataşınca da seni inek sandı; sopayı bastı. Başını yarmadığı için Allah'a hamdet!.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




