Programımızın üçüncü günü kuzeye doğru yola çıkıyoruz. 120 km yol aldıktan sonra durağımız 300 bin nüfuslu İşkodra oluyor. Yol Tiran‘dan Laç‘a ve Lezhe‘ye uğrayıp İşkodra‘ya varıyor. Yollar pekiyi değil, koca koca çukurlar su ile dolmuş, çünkü devamlı yağmur yağıyor."İşkodra‘da saçı kuru, Laç‘da da taralı adam bulamazsın" diyorlar. İşkodra ile Puk arası 75 km ve İşkodra-Koplik 17 km. Koplik şehir olarak 15 bin ve bölge olarak 56 bin nüfuslu bir yer.

Koplik‘te kan davaları hala sürüyor

Koplik‘te 200 civarı aile kan davasından mustarip durumda. Evlerinden dışarı çıkamıyorlar, erzaklarını ve ekmeklerini belediye getiriyormuş. Bir aile dışarı çıkmak isterse belediye, düşman tarafından izin istiyor. İzin verilirse ancak çıkabiliyorlar. Barışa yanaşmıyorlar, "kanı kan temizler" görüşüne sahipler. Bu bölge de hem Müslüman hem Ortodoks hem de Katolikler yaşıyor. Burada Sırpların da köyü varmış.

Bu derece radikal oluşları beni hayrete düşürdü doğrusu. İşkodra‘ya dönüşte Hasan Rıza Paşa‘nın kabrini ziyaret ettik, etrafında başka Osmanlı mezarları da vardı. Türkiye Hasan Rıza Paşa‘nın kabrini başka bir yere taşıyacakmış. İşkodra gölü kenarında balık yiyoruz. Gölün bir kısmı Karadağ sınırları içinde kalıyor. Lokantaya ulaşmak için Buna nehri üzerinden tek şeritli demir bir köprü üzerinden geçtik.İşkodra Ebubekir Camii, ustaları Türk olup BAE‘li bir aile tarafından 1995 yılında yaptırılmış. İşkodra diğer şehirlere nazaran daha fazla Müslümanlığın yaşandığı bir şehir. Sokaklarda daha az açık bayan görüyorsunuz. Şehirde bayan erkek, genç yaşlı bisiklete biniyor. 40-60 yaş arası kadınların bisikletle dolaştıklarını daha önce hiç görmemiştim.

Bektaşiler...

İşkodra‘dan çıkıp Lezhe‘yi ve Laç‘ı geçiyoruz, Tiran‘a varmadan dağların yamacına kurulmuş Kruje-Akçahisar şehrine gidiyoruz. İskender Bey, 25 yıl bu şehirden Osmanlı‘yı oyalamış. Kurje‘ye doğru ilerlerken sağınızda bir türbe görüyorsunuz. Dönüşte uğradığımız türbenin Sarı Saltuk adında bir dervişin ayak izi için yapıldığını öğreniyoruz. Şehrin yamacında olduğu dağın tepesinde de Saltuk‘un mezarı varmış. Bölgede yaşayan Bektaşilerin inanışına göre Sarı Saltuk, buraya basmış ve diğer adımını dağın tepesine atımış. Bu yüzden ayağının izi taşın üzerine çıkmış. Ovaya inip bir Bektaşi dergâhını ziyaret ediyoruz. Türbeleri gördükten sonra tekkenin dedesi ile de görüşüyoruz. Ondan aldığımız bilgiye göre Arnavutluk‘ta 28 adet Bektaşi tekkesi mevcut. Bunlara bağlı tekkeler de varmış ama kaç tane olduğunu söylemedi. Müslümanlar içindeki Bektaşi oranı için yüzde 20-25 arası denilmekte. Tüm tekkeler Tiran‘daki Dünya Bektaşi Merkezi‘ne bağlı. Türkiye‘de tekke ve zaviyeler kapatılınca burası, tüm dünyadaki Bektaşilerin merkezi olduğunu ilan etmiş. Ancak duyduğum kadarıyla Türkiye‘dekiler bunu kabul etmiyorlarmış. Hacı Bektaşi Veli, bilindiği üzerine Anadolu‘da yaşamıştır ve Bektaşilik Anadolu‘da hayat bulmuştur.

Şhijak‘ta kitap dağıtıyoruz

15 bin nüfuslu Shijak, bir belediyeye ve üç ilçeye sahip. Osman bin Afvan Camii‘nde kitap dağıtımı yapıyoruz. Burada yol kenarlarında çeşitli anıtlar dikkatimi çekiyor. Daha sonra diğer şehirlerde de göreceğim bu küçük yapıtları soruyorum. Birisi trafik kazası, silahlı saldırı vs. sebeplerle vurulursa; vurulduğu yere 2-3 metrekarelik küçük bir anıt dikiliyor. Resimlerin yer aldığı yapıtların bazıları iki metreye yakın yükseklikteydi.

Durres...

Dördüncü gün yolumuz Durres şehrine düşüyor. Kameramanımız Cemal, Şoförümüz Besim, Durres Kur‘an Kursu muallimi Hanmir, Mehdi hoca ve ben devam ediyoruz çocuklara kitap dağıtımına. Yol kenarlarında araba, kamyon, otobüs, minibüs hurda yığınları dikkatimi çekiyor.

Bazı yerlerde minibüs kasalarını dükkânların üzerine koymuşlar. Reklâm oluyor her halde diye düşündüm. Yine rahmet yağıyor ve yine etraf yeşillere bürünmüş halde. Durres‘te 1460 yılında yapılan Fatih Camii‘ne gidiyoruz. Yağmurun şiddeti yüzünden gelmesi gereken öğrenci sayısını bulamıyoruz. Şehrin Merkez Camii 1931‘de yapılmış. Adriyatik kıyısında yer alan bir liman şehri olan Durres‘ın nüfusu 300 bin civarında. Tiran‘dan sonra en büyük şehir deniyor. Tiran-Durres 39 km, Tiran-Shijak ise 35 km.

Fatih‘in duası kabul edildi

Fatih Sultan Mehmet, Kavajelilere "Yağ gibi bir hayatınız olsun!" demiş. ‘Fatih‘in bu duası kabul edildi‘ diyor hoca. Hiçbir dönemde bizi yok edemediler, İslâm‘ı ve kültürümüzü koruyabildik. Hem de zeytinyağı üretiyoruz. Hayatımız yağ gibi kayıp gidiyor.

Evlilik Türkiye‘ye nazaran daha kolay... Taraflar nişanda birbirlerine hediye almak zorunda. Erkek tarafının yatak odası mobilyalarını; kız tarafının da halı, perde, yatak gibi eşyaları alması gerekiyor. Ayrı bir ev tutmuşlarsa karı koca eşyalarını yavaş yavaş alıyorlar. Mehdi hoca 3500$‘a düğün tamam diyor. Evlenme usulü de kız ve erkeğin birbirini beğenmesi ile oluyor. Görücülük usulü köylerde devam ediyor. Ailede çocuk ölümü yaşanmışsa ve sonrasında bir erkek bebek dünyaya gelmişse çocuğun daha sağlam, daha dayanıklı olacağına inanılıyor.

Fatih‘in Kavejelilere duası: "Yağ gibi bir hayatınız olsun"

Biraz da hocanın ağzından dinlediklerimize kulak verelim. Arnavutluk‘a İslâm ilk olarak MS 900‘lü yıllarda, Adriyatik kıyılarında ticaret yapan Araplar tarafından getirilmiş. Daha sonra Osmanlı bölgeyi almış. Fatih Sultan Mehmet, Kavajelilere "Yağ gibi bir hayatınız olsun!" demiş. Fatih‘in bu duası kabul edildi diyor hoca. Hiçbir dönemde bizi yok edemediler, İslâm‘ı ve kültürümüzü koruyabildik. Hem de zeytinyağı üretiyoruz. Hayatımız yağ gibi kayıp gidiyor.

Cafer hoca, kendilerinden önceki neslin onlara aktardığı bir inanışı bize söyledi: "Bir gün Mısır‘dan kalkan ve içinde Arap gençlerin olduğu bir gemi İstanbul‘a gelecek. Buradan Türk gençlerini alacak ve tüm dünyaya tekrar İslâm‘ı yayacaklar." Biz dedelerimizden böyle duyduk ve böyle inanırız diyor.

Ülke ekonomisi ve Enver Hoca

Ekonomik olarak üst ve orta sınıf çok az. İtalya‘dan ve Almanya‘dan kullanılmış çorap, iç çamaşırı gibi malzemeler geliyormuş. Enver hoca zamanı çok kötü yâd ediliyor. Ülkenin nüfusu 1,2 milyon iken 600 bin "Bunker-Korunak" yapılmış. Üstü yuvarlak, çelik ve beton ile yapılmış, silahların çıkarılıp siperlenerek ateş edilmesine yarayan bir iki deliğe sahip, iki kişilikten ortalama 20 kişiye kadar insan alabilen çok sağlam yapılar. Enver Hoca mühendislere, siz içindeyken denemek için üstünüze bomba atacağım diyor. Gerisini siz düşünün artık. Ülkenin her tarafında stratejik görünen noktalara yapılmış. NATO işgali söz konusu olursa tüm Arnavutlar, ülkeyi karış karış savunacaklardır. Toplamda 6-7 milyar $‘a mal olan korunakların yerine tüm ülkenin yolları betonla dökülebilirdi denmekte. Yine bu masrafa tüm halk ev sahibi edilebilirdi. Parçalanması da 750$‘a mal oluyor. O yüzden her tarafta görünüyorlar hâlâ. Kimi yerde vinçle kaldırılıp bir kenara atılmış ve sanki bir kaya gibi duruyor.

Halk fakir, üretim yok

Ülke hâlâ fakir, üretim diye bir şey yok. Arazi son derece verimli olmasına ve bol yağmur almasına karşın üretim yapılmıyor. Her şey dışarıdan alınıyor. Eski fabrikalar atıl bir halde bekliyor. Yollarda polisler ellerinde bir levha yol kesiyorlar. Ceza veya çorba parası ile karşılaşıyorsunuz. Polisin yanından 20-30 km hızla geçmek zorundasınız ve işaret eder etmez de durmanız gerekiyor. Eğer durmaz veya hızlı geçerseniz; şehirler birbirine çok yakın olduğu için diğer polis bekleme noktası tarafından durdurulur ve biraz yüklüce cezayla karşılaşırsınız. Yollarda Alpet petrolü çok defa görüyorsunuz. Bir diğer Türk firması da Gimtaş inşaat. O da bazı inşaat işlerinde çalışıyormuş.

Yaşayan tarih ‘Berat‘ ve meteoroloji uzmanı Bayram Lika

Programımızın beşinci gününde Tiran‘dan Berat‘a doğru yola çıkıyoruz. Yolda Kuçova adlı bir yerden geçiyoruz. Mehdi hoca burada bir askeri havaalanı olduğunu ve restorasyonunda Türk ordusunun katkıları olduğunu söylüyor. Pilot yetiştirme konusunda da devam eden bir eğitimden bahsediliyor. Mehdi Gurra, yolda bana Bayram Lika adında 85 yaşında bir dededen bahsetti. Muşketa köyünde yaşayan bu zat ağustos ayının belli günlerinde köyün yüksek yerlerine çıkıp bulutların ve dumanların gidişini takip edermiş. Ardından yılın hava tahmin raporunu bildirirmiş köylülere. Bir iki isabetli tahmininden de bahsetti. Bunlardan birisi hâlâ devam eden yağış... Bayram amca, iki haftalık bir yağışın yılın bu zamanında yaşanacağını bildirmiş. Rahmet kısa fasılalarla devam etmekte.

Bayraklar neyi ifade ediyor?

Gittiğimiz her yerde Arnavutluk bayrakları yanında ya ABD, ya AB, ya da Türkiye bayrakları görüyoruz. Arnavutluk bayrağını doğal karşılıyoruz çünkü Arnavutluk‘tayız. Peki diğerleri neyi ifade ediyor? Amerikancılık ve Avrupa Birliği arasında ülke gelip gidiyor belki.

AB‘ye girmek isteniyor ve ekonomik açıdan da belki ABD‘ye yaklaşılıyor olabilir. Çok bilgim yok ama şunu net biliyorum ki; Türk bayrağı burada İslâm‘ı ve Müslümanlığı temsil ediyor. Evine Türk bayrağı asan bu insanlar, diğerlerine milli kültür ve geleneklerinin İslâm ile meczolduğunun mesajını vermekteler. On yıllarca Avrupa Sistemi ve Komünizmin etkisi altında ezildik, oysa yüzyıllarca refah ve huzur içinde yaşamıştık, diyorlar. Eğer kurtuluşu ve huzuru tekrar arıyorsak yine Türklerle beraber olmalı ve Osmanlı olduğumuzu hatırlamalıyız. Ancak İslâm olarak kendimiz olabiliriz. Yoksa yıllarca komünisttik, şimdi de kapitalist olacağız, bir şey değişmeyecek. Bana bunları fısıldadı bayrak, bunları anlattı.

Tuğla Fabrikası bacasını minareye çevirmişler

Her gittiğimiz yerde kahve içiyoruz. Türk kahvesi, makiyato, kapuçino, ekspresso. Hayatımda hiç bu kadar kahve içmemiştim. Shijak‘ta da bir kahve içip Kavaje‘ye doğru yola çıkıyoruz. Kavaje Tiran‘a 48 km uzaklıkta yer alıyor ve 250 bin civarı nüfusu var.

Osmanlı‘da adı Kavaya. Kavaje‘de Hafız Cafer Şkodra‘nın kendi tuğla fabrikasının içinde yapmış olduğu camiye gidiyoruz.

Hafız Cafer, fabrikanın eski bacasını minareye çevirmiş, bacanın tepesine şerefe yapmış, hoparlör koymuş, 75 yaşında olmasına rağmen çıkıp ezan okuyor. Minarenin dışına monte ettirdiği demir merdivene bismillah deyip gözümüzün önünde davrandı. Kameraya aldık ve fotoğrafını çektik ama bizim şaşkınlığımız had safhada. Maşallah hoca çıktığı gibi orada dinlenmeden tekrar geri indi. Bu durumlarda ezberimizi konuşturuyoruz: Ne de olsa eski toprak. Öğle namazını Cafer hocanın imamlığında eda ettik. Ardından kitapları dağıttık. Mehdi Gurra, bize Cafer hocayı anlatıyor.

Eski Kavaje müftüsü olan hoca, bir önceki Diyanet işleri başkanını toplantıda sıkıştırıyor. Dışardan gelen paraların hesabını ver, deyip beylik tabancasına davranıyor. Deli dolu bir adam canım. Mısır‘a gidiyor hoca. Firavun mumyasının kulağına eğilip yüksek sesle Kafirun Suresi‘ni okuyor.

Engel olmaya çalışan memurlarla da biraz uğraşmış. Arnavutluk‘ta İmam Hatip okulları açılsın diye eylem yapanların başında da Cafer hoca gelmekteymiş.

Berat sokaklarında Safranbolu‘yu yaşıyoruz

Eski ve yeni camiler

Kral, Beyazıt ve Murat Paşa isimlerini taşıyan camiyi ve külliyesinde bulunan Halveti dergâhını ziyaret ediyoruz. Caminin halıya ihtiyacı var. Çekimini yaptık, merkeze proje olarak sunacağız. Dergâh müzenin toplantı salonu olarak kullanılmaktaymış. Müze de zaten dergâhın misafirhanesinde yer alıyor. Dergâha oturuyoruz. Sırayla ben, Bekârlar Camii‘nin bekâr müezzini Nadir hoca ve Mehdi Gurra Kur‘an okuyoruz. Dergâh duvarları özlemiş bu sesleri, içine çekiyor. Kim bilir kaç yıldır burada Kur‘an okunmuyordu diyor Mehdi hoca. Kim bilir kaç yıldır?

Kurşunlu Camii...

1553 yılında yapılmış Kurşunlu Camii‘ni de ziyaret ediyoruz. Ardından tekrar Bekârlar Camii‘ne gidiyoruz. Bekârlar Camii‘nde iftar programları düzenlenmekteymiş. Ramazanda her gün 250 kişiye iftar veriyoruz diyor Nadir hoca. Nadir hoca Türkçeyi de biliyor. Yine cami tarafından bakılan yetimlerden bahsediyorlar. Yetimlerin ihtiyacı varmış. İletmemi istiyorlar İstanbul‘a, eski hilafet merkezine.

Yemenlilerin yaptırdığı Patos Camii

Rahmetin bolluğu sebebiyle Berat Kalesi‘ne çıkamıyoruz. Berat‘ı terkedip yola düşüyoruz, durağımız petrol kuyularını gördüğümüz Patos. Yemenlilerin yaptırdığı ve 62 yetimin eğitim aldığı Patos Camii‘ne uğrayıp kitap olan hediyelerimizi veriyoruz. Caminin ilk katı dersliklerin olduğu bölümü oluşturuyor. Yaklaşık 10 bilgisayarın bulunduğu bir sınıf da var. 11 Eylül sonrası ülkede Arap vakıflarının çalışması engellenmiş. Yaptıkları onlarca cami ve kursu bırakıp gitmek zorunda kalmışlar. Buralarda kalan yerli hocalar çalışmayı üstlenmiş. Arap ülkelerinde eğitim almış bu insanlar, kendi gayretleriyle mücadele ediyorlar. İşkodra ve civarını Katolikler pilot bölge seçmişler. Berat ve çevresini de Ortodokslar. Yolda giderken boş arazide ve tarlaların ortasında dikilmiş devasa haçlar dikkatimi çekiyor.

Kuveytlilerin yaptırdığı Fier Camii...

Patos‘tan Fier‘e geçiyoruz. Bir kilisenin tepesinde büyükçe bir Meryem Ana heykeli, başkasının üstünde kocaman bir haç. Az ilerleyince ihtişamıyla Fier Camii‘ni görünce rahatlıyorum. 2004 yılında Kuveytliler tarafından yapılan bu cami, Arnavutluk‘ta gördüğüm en büyük Müslüman mabetlerinden biri. Alt katında 9 oda ve iki lavabonun bağlı olduğu genişçe bir salon var. Odalar sınıf olarak kullanılabilir. Eğitim çalışmasına başlanmalı diyoruz. İki minaresi olan ve 800 bin $‘a mal olan caminin içinin doldurulması lazım. Fier‘i de geride bırakarak başkente dönüyoruz. Sokakları kadınlar süpürüyor. Ellerinde süpürgeleri ile orta ve ileri yaşlı kadınlar temizlik yapıyor gecenin geç vakti Tiran‘da.

Sivil inisiyatif...

Ülkede 160 adet Gayrimüslim teşkilat var. Misyoner vakıfları, Soros oluşumları vs.

Bunların karşısında ise sadece 14 Müslüman kuruluş yer alıyor. Bunlar; İstanbul Vakfı, Sema Eğitim Öğretim Kurumları, Türk-Arnavut Vakfı, (anlaşıldığı üzere bunlar Türkiyeli kuruluşlar), Birleşik Kuveyt Teşkilatı, eski adı İslâm Dünyası Komitesi olan Kuveyt Hayır Vakfı, eski adı Katar Vakfı olan Sosyal Yardım Vakfı, Tayyiba Cemiyeti, İslamic Relief, eski adı İslâm Vakfı olan Gelenek Vakfı, el-Furkan (Hafız yetiştirmeye önem veriyor), Dünya Yardım Organizasyonu (yetimlerle ilgileniyor), Hilal-i Ahmer, Kur‘an Fondation ve Sadi Şirazi Fondation.

Müslümanların yerel kuruluşlarının sayısı yedi, isimleri ise şöyle: Komuniteti Muslıman yani Diyanet, Ardhmeria-Gelecek Teşkilatı, Horizont-Kültür (Başkanı Recep Çaça), Nektari (Başkanı Ülimazari), Entelektüel Forum (Başkanı Olsi Yazıcı), Urtisia-Hikmet, Müslümanların AB ile İlişkisini Sağlayan Teşkilat (Başkanı Kreşnik Osmanî).

Ülkede az sayıda da olsa Yahudi yaşıyor. Bunların da bağlı olduğu bir Şallom Merkezi bulunuyor. Son günümüz alış verişle geçiyor. Kitaplar, dergiler ve o günün tüm gazetelerini alıyorum. Yolda güzel bir Arnavutluk haritası denk geliyor. Vedalaşmalar eskiden beni biraz etkilerdi doğrusu. Şimdi normal seyirde bir nokta mesabesinde kalıyor. Belki Mehdi hocanın bir iki haftaya kadar İstanbul‘a geleceğindendir bu durum. Yine de helalleşiyoruz tabi. Ayrılık ayrılıktır, ne olur ne olmaz.

Muhabir: Haber Merkezi