Milli Gazete, yakın tarihimizin gizli köşelerinde kalmış ve herkesin yıllardır merak ettiği bir bilgiyi gün ışığına çıkarıyor. Bedizzaman Said Nursi, Şeyh Sait, Alevi Dedesi Şeyh Rıza gibi tarihe mal olmuş ancak mezarları dahi bilinmeyen isimlerden Büyük âlim İskilipli Mehmet Atıf Hocaefendi'nin mezarının nerede olduğu ilk kez Millî Gazete yazıyor.
İstiklal Mahkemeleri'nde yazdığı bir kitap yüzünden yargılanıp idam edilen dönemin müderrislerinden ve büyük âlim İskilipli Mehmet Atıf Hocaefendi'nin (Koldan) o tarihten bu yana kayıp olan veya gizlenen mezarı, yaklaşık 10 yıllık titiz bir araştırma ve inceleme sonucu bulundu. 1954'ten önce Mamak Mezarlığı olan ancak şimdi Şafaktepe Parkı olarak bilinen yerde hiçbir mezar taşı, işaret olmayan çimlerin altındaki mezarda bulunan İskilipli Atıf Hocaefendi'nin kemikleri; DNA testi yapıldıktan sonra, cenaze namazı kılınıp, Yasin-i Şerif'ler eşliğinde İskilip'teki Gülbaba Mezarlığı'na defnedildi.
Milli Gazete, yakın tarihimizin gizli köşelerinde kalmış ve herkesin yıllardır merak ettiği bir bilgiyi gün ışığına çıkarıyor. Bedizzaman Said Nursi, Şeyh Sait, Alevi Dedesi Şeyh Rıza gibi tarihe mal olmuş ancak mezarları dahi bilinmeyen isimlerden Büyük âlim İskilipli Atıf Hocaefendi'nin mezarının nerede olduğu ilk kez Milli Gazete yazıyor.
ŞİMDİYE KADAR NEDEN BULUNUMADI?
İskilipli Atıf Hocaefendi'nin mezarının bulunmasına giden süreç, Hatay eski Milletvekili Mehmet Sılay'ın 2000 yılında ziyaret için gittiği İskilip'te Atıf Hocaefendi'nin mezarının bilinmediğini öğrenince başladı.
Atıf Hocaefendi'nin doğduğu Toyhane Köyündeki yakın akrabaları başta olmak üzere kamu kurumlarında çalınmadık kapı bırakmayan Mehmet Sılay, kendisi gibi bir grup gönüllüyle yaklaşık 10 yıllık bir araştırma yürüttü. Ancak akrabaları ve resmi görevdeki insanlar, hala 1926 yılındaki idam cezasının korku ve endişesini taşıdıkları için, 'Aman bulunduğu yerde kalsın. Lütfen daha fazla sıkıntı çekmeyelim' diyerek 80 yıl öncesinin travmasının hala devam ettiğini ortaya koydular.
Ancak Mehmet Sılay ile Atıf Hocaefendi'ye gönül veren arkadaşlarının dört koldan yaptıkları araştırmalar, bir gün kendilerine ulaşan bilgi ile mutlu sonuca ulaştı. Gelen bilgiye göre, Atıf Hocaefendi'nin mezarının bulunduğu yer tam olarak tespit edilmişti.
KEL ALİ'NİN İDAM KARARI
Dönemin savcısı Necip Ali'nin 10 yıllık sürgün cezası isteğine rağmen İstiklal Mahkemesi'nin Üç Aliler'den Kel Ali (Çetinkaya) ve Kılıç Ali (Kılıç) tarafından yargılanan Atıf Efendi, 4 Şubat 1926 tarihinde Ankara'da idam edilip, o zaman Mamak'taki halk mezarlığında Rum, Ermeni gibi gayri müslimlerin ve kimsesizlerin bulunduğu bölüme defnedilmişti. Ama mezar taşı yoktu. Akrabalarından kimseye defin yeri konusunda bilgi verilmemişti. Bu konuyu araştıranlar ise, önce engelle sonra çeşitli şekillerdeki yöntemlerle caydırılmış ve ikna edilmişti. Ancak rivayetlere göre Atıf Hocaefendi'nin mezarı, 'Dikimevi'ne sırtını verince Mamak'a doğru 1 kilometrelik mesafedeyidi. Ancak tam yeri bilinmiyordu.
ÇİMLERİN ALTINDA
'Frenk Mukallitliği (taklitçiliği) ve Şapka' isimli 32 sayfalık kitap yüzünden idam edilen Atıf Hocaefendi'nin mezarı gerçekten Dikimevi'ne 1 km uzaklıktaki Şafaktepe Parkı'nın çimlerinin arasındaydı. Peki parkın içinde ne arıyordu bu mezarlık?
Cumhuriyetin ilk yıllarında Şafaktepe Parkı'nın olduğu yer ile önünden geçen Mamak Caddesi ve hemen yolun karşısındaki Şehitlik Mezarlığı ile bütün bir arazi olarak Halk Mezarlığı idi. Ancak mezarlık dolunca taşınması gündeme geldi. 1954 yılında Gülveren'deki Asri Mezarlığa taşındı. Bütün mezar taşları ve kemikler, akrabası ve yakınları tarafından nakledildi. Fakat Atıf Hocaefendi gibi gizlenenler, garipler ve kimsesizler bölümündeki mezarlıklar, aynen olduğu yerde kaldı. Arazi park yapılınca da, çimlerin ve çamların altında bilinmezliğe terk edildi. Ailesinin burada yattığı bilen bazı yaşlı kadınların, hala parka gelip dua ettikleri söyleniyor.
YAĞMURLU BİR GÜNDE KAZI
Fakat Mehmet Sılay ve arkadaşları, ısrarlı araştırmaları sonucunda Park'ın bir köşesindeki çimlerin altında medfun bulunan Atıf Hocaefendi'nin mezarının bulunduğu yerin tam koordinatlarına ulaşmayı başarıyorlar. Ve tarihi ve orada bulunanların isimleri kendisinde saklı; yağmurlu bir günün sabahında tespit edilen yeri heyecanla kazıyorlar. Ortada hiçbir taş, işaret, iz bir şey yok. Ama gelen bilgi, oldukça sağlam. Ve endişe içinde yapılan kazı sonucunda, önce mezar boşluğuna ardından kemiklere ulaşıyorlar. Kafatası kemiği ardından el, kol, bacak ve diğer bütün kemikler. Yalnız parmaklarını bulmak mümkün olmuyor. Yasinler ve dualar eşliğinde çıkarılan kemikler, küçük bir torbaya konuyor. Ardından mezar düzgün bir şekilde kapatılıyor, çimler yerine yerleştiriliyor.
DNA TESPİTİ YAPILDI
Şimdi herkesin merak ettiği şey, mezardan çıkan kemikler gerçekten Atıf Hocaefendi'yi mi ait? Mehmet Sılay, bu sorunun cevabını aramaya girişiyor. Hemen Hocaefendi'nin doğduğu İskilip'e bağlı Toyhane köyüne gidiyor. Köyde Atıf Hocaefendi'nin birinci derece yakın akrabaları olan erkek ve kız kardeşlerinin torunlarının içinde bulunduğu İmal soyadlı birçok kişiden kan, tırnak ve saç örnekleri alıyor. Alınan bu örnekler ile mezardan çıkan kemikler, DNA testine tabi tutuluyor. 6 ay süren DNA testleri sonucunda, yüzde 100 örtüşme tespit ediliyor. Bu süre içinde, kemikler Sılay'ın arabasının bagajında duruyor.
ATIF HOCAEFENDİ'NİN MEZARI İSKİLİP'TE
Bilimsel olarak da kemiklerin Atıf Hocaefendi'ye ait olduğunun tespit edilmesi üzerine, kemiklerin nereye defnedileceği konusu tartışılıyor. Doğduğu yer Toyhane Köyü ile ilk dini eğitimi aldığı İskilip ilçesi arasındaki iki seçenekten, adıyla müsemma olduğu gerekçesiyle İskilip'te karar kılınıyor.
Ve bir bahar günü yaklaşık 15 kişilik grup, İskilip Merkez'deki Gülbaba Mezarlığı'na geliyor. Mezarın dışında kalan ve yol kenarında bir elektrik trafosanın arkasına, yaklaşık 80 yıl sonra cenaze namazı kılınarak, Yasini Şerifler eşliğinde kemikleri tek tek mezarlığa konarak defnediliyor.
Ancak endişeler devam ettiği için mezarın başında isminin yazılı olduğu bir taş hala yok. Şu anda, sadece taşlarla örülü mezarın başındaki yuvarlak tahtanın üzerinde Atıf isminin Arapça yazımındaki ilk harf olan 'Ayn' harfi yazılı bulunuyor.
MEHMET SILAY: MAKSAT HAKKI TESLİM ETMEK
Yakın tarihimizin bu önemli bilgisinin ortaya çıkması için 10 yıllık emek sarfeden isimlerden birisi olan Mehmet Sılay, niçin böyle bir işe giriştiğini Milli Gazete'ye anlattı.
Atıf Hocaefendi'nin büyük bir haksızlığa kurban gittiğine daha çocukluğundan beri inandığını söyleyen Sılay, "Yargılandığı zaman, olağanüstü bir dönem ve olağanüstü bir mahkeme vardı. Kesinlikle adil bir yargılanma yapılmadı. 1920 yılında kurulan bu mahkemelerde 7 yıl içinde, birçok acımasız kararı alındı. 54 bin insan İstiklal Mahkemelerinden yargılandı. 11 bini beraat etti. 1054 idam verildi. Geriye kalanlar ağır hapis, sürgün, dayak ile cezalandırıldı. Ama Atıf Hocaefendi'nin yargılamasının adil olmadığını cümle alem biliyordu. Çünkü kalem kıran iki kişi, Kel Ali ve Kılıç Ali, hakim değildi. Hatta hukukçu bile değildi. Asker kökenli, milletvekilleriydiler. Bunlar kırdılar kalemi. Atıf Hocaefendi, 49 yaşında erken bir yaşta idam edildi. Onun doğum tarihi belki vardır, ama asla ölüm tarihi yoktur" diye konuştu.
Artık korku ve endişeye mahal olmadığını kaydeden Sılay, "Çünkü bedelini canıyla ödemiş bir bilim adamı var ortada. Ve yapılan şey, 10 yıllık emek ve 15 kişilik grupla gerçekleştirildi. Mezarı ortaya çıkmıştır. Ailesi gibi bütün milletin Fatiha göndermesi lazım. Maksat, birilerini suçlamak, kavga etmek, çekişmek değil. Hakkı teslim etmektir. Allah rahmet eylesin" şeklinde konuştu.
Bu çalışmanın 10 yıllık bir ekip işi olduğunu söyleyen Sılay, "Bu işi araştırmaya başlarken, bazıları ilk başta bırakın, idam edildiği yerde kalsın dedi. Garipler mezarlığında. Bazıları bulup İskilip'e taşıyalım dediler. Özellikle köyündeki akrabaları aman biz çok çektik, neredeyse orada kalsın, bizimle ilgili herhangi bir şayia çıkmasın dediler. Ama bu yalnız Koldan ve İmal ailesinin değil, bütün 75 milyon Müslümanın ortak meselesidir, sorumluluğudur, vazifesidir. Bu alim ve şehit, ümmetin ortak değeridir. Ona gerekli saygıyı ve ilgiyi hepimizin göstermesi lazım" diye konuştu.
Atıf Hocaefendi'nin iade-i itibarı Allah katında çoktan aldığını söyleyen Sılay, "Çünkü âlimin mürekkebi, şehidin kanından daha makbuldür. Ama hukuk karşısında mutlaka bir iade-i itibar olmalıdır" diye konuştu.
Atıf Hocaefendi'nin mezarına güzel bir türbe yapılmasının önemine işaret eden Sılay, "Bu konudaki sorumluluk da, millete düşer. Bu vazife artık, Müslüman gençlere, sivil toplum kuruluşlarına ve ona gönül verenlere aittir. Mutlaka ona yakışır bir mimarı yapı yapılacaktır" dedi.
İSKİLİPLİ ATIF HOCAEFENDİ KİMDİR?
Atıf Hoca, İskilip'in Tophane köyünde doğdu. İlk tahsilini köyde yaptı. 1893'te İstanbul'a gelip medrese tahsili yaptı. 1902'de icazet alarak Darü'l-fünunun İlahiyat Fafültesi'ne girdi. 1903'te fakülteyi bitirip Fatih Camii'nde Ders-i Amm olarak kürsüye çıktı.
31 Mart vakasından sonra Sinop'a sürüldü. Oradan Sungurlu'ya gönderildi. Daha sonra yanlışlık olduğu söylenerek serbest bırakıldı.
Ülkedeki 'batılılaşma' hareketine karşı "Frenk Mukallitliği ve Şapka" adlı eserini 1924'te yazdı. Daha sonra yeni bir kanunla vatandaslara şapka giyme mecburiyeti geliyordu. Buna halk ve ulemadan büyük tepki geldi. İnsanlar başına şapka takmadığı için katlediliyordu.
İskilipli Atif Hoca da bir buçuk sene önce yazdığı Frenk Mukallitliği isimli kitabı bahane edilerek tutuklandı. Giresun İstiklal Mahkemesi'nde yargılanarak suç bulunamaması nedeni ile İstanbul'a gönderildi. Ancak bir süre sonra yeniden tutuklandı. 26 Aralık 1925'te arkadaşları ile beraber 13 kolluk kuvveti gözetiminde Ankara'ya gönderildi. 26 Ocak 1926 Salı günü Ankara İstiklal Mahkemesi'nde yargılandı. Savcı, İskilipli Atıf Hoca için 3 yıl hapis cezası istedi. Mahkeme müdafaa için bir gün sonraya bırakıldı. Ertesi gün mahkeme reisi Kel Ali, müdafaa yapmaya gerek görmeyen İskilipli Atıf Hoca için alınan kararı açıklar: İDAM... Yani ŞEHADET
İskilipli Atıf Hoca vakarla ve dudağında ayetlerle gittiği idam sehpasında sunu söylüyordu: "Zalim ve katillerle elbette mahşer günü hesaplaşacağız"


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Ebubekir Gülüm / Türkiye
Etiketler:




