Hangi kamuoyu araştırmasına bakarsanız bakınız, vatndaşa en önemli sorunun hangisi olduğu sorulduğunda, istisnasız ‘işsizlik ve geçim zorluğu‘ diyor. Bu durum yalnız bugün için değil, fakat uzun yıllardır böyle.
İşsizlik rakamlarının büyüklüğü yaşanmakta olan büyük bir insanlık dramını yansıtıyor. Kimileri bu dramı hergün yaşıyor, ama kamuoyu olayın boyutlarını ancak ayda bir devletin yayınladığı işsizlik istatistikleri açıklandığında hatırlıyor. O da, söz konusu istatistik medya tarafından yeterince önemsenmişse! Çünkü, açıklanan işsizlik rakamları çoğu gazetelerin ancak birinci sayfasıının alt kısmında, hatta iç sayfalarında yer bulabiliyor.
Geçen hafta Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2009 sonu itibariyle işsizlik rakamlarını açıkladı. Buna göre Türkiye‘de işsiz sayısı bir yıl içinde 860 bin kişi artarak 3 milyon 471 bin kişiyi bulmuş. Yine bu rakamlara göre işsizlik oranı 2008‘de yüzde 11 iken, geçtiğimiz yıl yüzde 14‘e yükselmiş...
TÜİK‘in açıklamalarındaki işsizlik rakamı, çok büyük olasılıkla gerçeği yeterince yansıtmıyor. Bunun da nedeni biraz önce açıklamaya çalıştığım üzere 15 ve yukarı yaş grubunda çalışmak isteyenlerin oranının düşük tutulması. 2000‘li yıllarda devamlı olarak, kabul edilebilir bir gerekçesi olmaksızın, bu oran düşürüldü. O zaman da işsizlik oranı buna paralel olarak, olduğundan daha düşük gösteriliyor.
Sonuçta istihdam oranı, yani fiilen çalışanları çalışma çağındaki nüfusa oranı, daha önce de işaret ettiğim üzere yüzde 41.2 gibi düşük bir rakam. 1990‘lı yıllarda Türkiye‘de bu oran yüzde 50‘ler düzeyinde idi. Günümüzde OECD ülkelerinde ise istihdam oranı yüzde 70‘leri buluyor.
Bunun bir tek anlamı var. O da bizim elimizdeki işgücünün çok düşük oranda bir bölümünü üretimde kullanamadığımız. Burada çok ciddi bir kaynak israfı söz konusu olduğu açık. İstihdam edilen işgücünün çalışma çağındaki nüfusa oranını yüzde 41.2‘den, örneğin yüzde 60‘a çıkartabilmemiz durumunda yaratılacak katma değerin ne kadar daha fazla olacağını düşünebiliyor musunuz?
Bunu söylemesi kolay. Gerçekleşmesi ise bugün olduğundan bambaşka koşulları gerektiriyor. O koşulların yerine gelmesi de, hiç olmazsa şimdilik hayal.
Özetle söylemeye çalıştığım, bugünkü çok düşük düzeylerdeki istihdamın ve ona bağlı olarak yüksek işssizliğin, sosyal alanda yarattığı sorunların ötesinde, büyük üretim kaybına da neden olduğu.. Yüzleşmemiz gereken gerçek, önümüzdeki dönemde her yıl çalışma çağındaki nüfusa neredeyse 1 milyon kişi daha ekleneceği ve bizim bunun çok az bir bölümünü verimli olarak kullanabileceğimiz. Unutmamalı ki işgücü bolluğunun yaşandığı bu yıllar Türkiye‘ye bir daha geri gelmeyecek. Kıymetini bilmemiz lazım.





