Bunca tartışılan ve hatta olumsuz örnek olarak hep gündemde tutulmak istenen Hallâc-ı Mansur hakkında, yeterince yayın, kitap olmaması hayli ilginçtir. "Dicle'den Yükselen Feryat, Hallâc-ı Mansur" adıyla Irmak yayınlarının, tasavvuf serisinin ikinci kitabı olarak neşredilen eseri Ü. Ahmet Çelik kaleme almış. Çelik'in tercüme ettiği diğer kitap ise İbrahim Edhem'i anlatıyor.
Semih Erdem
Tasavvuf ve sufiler her dönemde özel önemini korumuş, insanların ilgisini çekmeyi başarmıştır. Veliler, Allah dostları hep tasavvuf halkasından yetişmiş, mânâ âlemi bu halkanın önderleri ile parlamaya devam etmiştir. İbrahim Edhem ve Hallâc-ı Mansur bu halkanın en mühim simalarındandır. Bugün, hayatları ve fikirleri hakkındaki merak ve ilgi onların hayat sırlarını hep gündemde tutmaktadır. Akademik yayınlardan halkın severek ve anlayarak okuyacağı eserlere kadar pek çok çalışma biraz yavaş da olsa yayınlanmaktadır.
Irmak yayınları bu alanda bir seri başlatmış ve tasavvufun önderlerini okurla buluşturma gayretine düşmüştür. Onlar hakkında sorulan, merak edilen pek çok sorunun cevabı ve onların mânâ sırları bu kitaplarla aydınlatılmaktadır.
Belh sultanlığından gönüller sultanlığına uzanan bir hayatın sahibidir, İbrahim Edhem Hazretleri. Eserin aslı Farsça'dır bu eseri dilimize, Ü. Ahmet Çelik tercüme etmiştir. Mevlânâ Celaleddin, İbrahim Edhem Hazretlerinin Hakk'a yönelişini şöyle anlatır: "İbrahim Edhem, Belh sultanıyken bir gün ava çıktı. Karşısına çıkan bir ceylanı avlayabilmek maksadıyla uzun süre at sürdü. Askerlerinden uzaklaştı. Yorgunluktan atı kan ter içinde kaldığı halde, İbrahim Edhem ceylanı izlemeye devam etti. Tam ceylanı avlayacakken, ceylan dile gelip konuşmaya başladı. İbrahim Edhem'e: "Sen bunun için yaratılmadın. Allah seni, beni avlaman için yoktan var etmemiştir. Diyelim ki, beni avladın. Peki bu durumda eline ne geçecek?" dedi. İbrahim Edhem ceylanın ağzından dökülen bu sözleri işitince bir nara attı ve atından aşağı indi. Onun avlandığı yerde bir çobandan başka hiç kimse yoktu. İbrahim Edhem çobana yalvarıp yakardı; "Mücevherler ile sultanlık kaftanımı, silahlarımı ve atımı sana vereyim. Sen de karşılığında o üzerindeki abayı bana ver, kimseye de bir şey söyleme, benim durumumdan söz etme." dedi. Çobandan aldığı abayı giyip yola düştü."
Onun düştüğü bu yolu, yoldaki marifet, irfan ve hikmet pınarlarını, İbrahim Edhem Hazretlerinin bütün hayatını ve halini serinin birinci kitabı olan İbrahim Edhem adlı kitaptan öğreniyoruz. İkinci kitap ise üzerinde pek çok tartışma yapılan ve hakkında çok farklı görüşler beyan edilen ve böylece çok farklı zümrelerin ortaya çıktığı bir isme ait, Hallac-ı Mansur'a. Darağacına çekilen Mansur'u buraya götüren sebeplerin başında ve derininde dinî bir telakkiden ziyade dönemin siyaseti etkili olmuştur. Kadılar hakkında, "kanı helaldir" fetvasını verirken hep dönemin siyasetçileri, iktidarı başlarında idi.
Bunca tartışılan ve hatta olumsuz örnek olarak hep gündemde tutulmak istenen bu isim hakkında, yeterince yayın, kitap olmaması da hayli ilginçtir. "Dicle'den Yükselen Feryat, Hallâc-ı Mansur" adıyla Irmak yayınlarının, tasavvuf serisinin ikinci kitabı olarak neşredilen eseri Ü. Ahmet Çelik kaleme almış. Farsça ve Arapça kaynakları da titizlikle kullanarak bu kitabı hazırlayan Çelik, Hallâc hakkında gayet detaylı bir çalışma ortaya koymuştur.
Türlü işkencelerle darağacına çekilen Hallâc'ın o hüzünlü hayat hikâyesi artık her yönüyle önümüzdedir. "Ene'l-Hakk" sırrını öğrenmek isteyenler, Dicle'den yükselen bu feryada kulak vermek durumundadırlar. Yunus Emre bir şiirinde şöyle demiştir:
Mansûr idim ben ezelde, onun için geldim bunda / Yak külümü savur göğe, ben Ene'l-Hakk oldum ahi.
Irmak Yayınları'nın (0212 513 51 26) tasavvuf serisi, önemli sufileri bizlere tanıtmaya devam edecek.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



