Irak'ın petrolü küresel eşkıyanın iştahını kabarttı.
ABD ekonomisi bir buhranın içine sürüklenmiş, ekonomik durgunluğun etkisi ile yoksulluk oranı yüzde 11.7'ye (284 milyonluk nüfusun 33 milyonu yoksul) çıkmıştı. Bu faturanın tahsil edileceği sömürge adayı hemen bulundu. Ortadoğu'nun petrol zengini Irak kısa bir sürede işgal edilecek, Bağdat'a ABD'nin bir dediğini iki etmeyen yeni yönetim işbaşına getirilecekti.
ABD'de ekonomik durgunlukla birlikte yoksulluk oranı yüzde 11.7'ye (284 milyonluk nüfusun 33 milyonu yoksul) çıkmıştı. Bu da ihracatının yüzde 70'ini ABD'ye yapan Avrupa devletlerinin yaptıkları işin karşılığını alamamaları demekti. Yaptığı hesaplar hep sömürü üzerine olan Küresel Eşkıya ABD, 8 yıl boyunca İran'la savaştırdığı ve 1991'den beri de ambargolarla tükenmenin eşiğine getirdiği Irak'ı işgal etmenin planlarını uygulamaya koydu. Irak kısa bir sürede işgal edecek, sonra da Bağdat'a ABD'nin bir dediğini iki etmeyen bir yönetim getirecekti.
Irak nasıl oldu da kimyasal silah deposu yapıldı?
ABD, elinde bulundurduğu medya ile öncelikli olarak Irak yönetimini karalama kampanyası başlattı. Bu kampanya, 11 Eylül saldırılarını gerçekleştirdiği iddia edilenlerin Afganistan ve Irak'ta beslenip eğitildiği üzerine kuruluydu. Göstermelik birkaç gözaltı operasyonu ile işe başladılar. Yakalanan sözde suçluların eğitim, barınma ve batı ülkelerine sızdırılma işlemleri hep Irak yönetimi tarafından yapılmıştı. Yakalanan veya saldırıda öldüğü iddia edilen herkes ne hikmetse bir şekilde Irak'a veya Iraklılar'a bağlanıyordu. ABD, kendisine inanmak için en küçük bir sebebi dahi kaçırmayan uşakları vasıtasıyla çevre ülkelerde de kamuoyu oluşturmaya başladı. Yapılan açıklamalar hep Irak'ın büyük bir tehlike olduğu üzerineydi. Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de bu tip haberler peşi sıra geliyordu. Türkiye'nin belli başlı gazete ve televizyonlarında, hergün Irak'ın bir melaneti(!) gösteriliyor, Saddam'ın elindeki füzelerin İstanbul'u dahi vurabilecek menzile sahip oldukları anlatılıyordu. Daha sonra Saddam'ın Kuzey Irak'ta yaptırdığı katliamlar veriliyor ve Türk halkına "Aman dikkat! Saddam sizi de vurur" deniliyordu. ABD'nin bu yaygarası ve yıllar süren ambargonun bezdirdiği Irak ise, BM'nin silah denetçilerine ülkesini açıyor "Bende kitle imha silahı yok gelin bakın" diyordu. Silah denetçileri her yeri didik didik arıyor ancak hiçbir bulguya rastlamadan evlerine dönüyordu. ABD yine bastırıyor ve elinde belgeler olduğunu idda ediyordu.
"Savaş Konseyi" toplandı
BM Genel Kurulu'na getirilen elle çizilmiş ve tamamen bir hayal ürünü belgelerle dünyayı ikna etmeye çalışan ABD, yanına İngiltere ve İspanya liderlerini alarak, Portekiz'in Azor Adaları'nda 16 Mart 2003'te "savaş konseyi" adını verdiği bir toplantı düzenledi. Üç lider toplantının ardından yaptıkları açıklamada diplomasi için fazla şans kalmadığını iddia ederken, ABD Başkanı Bush Pazartesi gününü "Gerçekle yüzleşme günü" olarak tanımladı. Bu toplantı yapılırken Irak lideri Saddam Hüseyin, ülkesinin toplu imha silahlarına sahip olduğu iddiasının büyük bir yalan olduğunu, ABD'nin Irak'ı işgal etmesi durumunda Iraklılar'ın tüm dünyada savaşacaklarını açıkladı. (Saldırının üzerinden 4 sene geçtikten sonra ABD'den yapılan açıklama ilginç: Irak'ta kitle imha silahı yokmuş)
Saddam, ültimatomu reddetti
Bütün bunlar olurken Irak yönetimi de Saddam Hüseyin ve oğullarının Irak'tan ayrılmasını isteyen ABD ültimatomunu reddetti. Beyaz Saray, Saddam Hüseyin ülkeyi terketme teklifine uysa bile Amerikan birliklerinin Irak'a gireceğini açıkladı.
Ve beklenen oldu Saddam ülkeyi terk etsin veya etmesin yine de işgale girişeceğini açıklayan Amerika, Irak'a vahşice saldırdı.
Aradan geçen bunca zamanda Irak'tan, özgürlük ve demokrasi haberlerinin yerine sadece ölüm ve yıkım haberleri geldi. Bugün, katledilen 1 milyon'dan fazla insan, yaralanan milyonlar ve mülteci durumuna düşen 2 milyon kişi var. Geride kalanlar ise "Ne zaman öldürüleceğiz?" endişesiyle yaşıyor.
19 Mart 2003
Hezeyanlarla üretilmiş kanıtlar
ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell 5 Ocak 2003'te BM Güvenlik Konseyi'nde, Irak'la ilgili kanıttan ziyade iddialar ortaya attı. Elinde uyduruk resimler ve iki tane ne olduğu belli olmayan teyp kasedi ile BM'yi ikna etmeye çalıştı. Irak'a saldırıya karşı çıkan Almanya'nın Dışişleri Bakanı Joschka Fischer'in başkanlık ettiği oturumda Powell, kanıttan ziyade iddialar ve tehditler açıkladı.
Powell, Irak lideri Saddam Hüseyin'i, "nükleer bomba" sahibi olmaya çalışmakla suçlayarak Irak'ın ihlallerine karşı harekete geçmemesi halinde, BM'nin "Konunun dışında kalma" riskiyle karşı karşıya olduğunu öne sürdü. Tezlerini silah denetçilerine dayandıran Powell'ın açıklamalarıyla BM Silah denetçilerin raporlarını örtüşmüyordu. Dünyayı uzaydan izlediğini iddia eden küresel eşkiyanın Dışişleri Bakanı, Pentagon'da hazırlanmış uyduruk grafikleri BM'de gösterek, Irak'ın kitle imha silahları olduğunu iddia ediyordu.
Saddam rejiminin Mirage bombardıman uçaklarının yakıt depolarında, zehirli gaz ya da bakteriyolojik silahları saklamak için değişiklikler yaptığını, Irak'ın çiçek virüsü üretebilecek ve bunu silah olarak kullanabilecek kapasiteye sahip olduğunu da söylüyordu. Hezeyanlarına devam eden Powell, iki kaset dinletiyor ve "Burada unutulmuş birşey olabilir" diyordu. Irak lideri Saddam Hüseyin'in El Kaide örgütüyle bağlantısı olduğunu söyleyen Colin Powell, "Saddam, nükleer bomba elde etmeye kararlı. Rusya, Romanya, Slovenya ve Hindistan'dan uranyumu zenginleştirmekte kullanılacak elektromanyetik malzeme alma girişiminde bulundu. Irak'ın 100 ila 500 ton kimyasal silah malzemesi bulunduğunu tahmin ediyoruz. Görgü tanıklarının anlatımları, Irak'ta mobil biyolojik silah laboratuvarları olduğunu gösteriyor." diyerek sözlerini bitiriyordu.
20 Mart 2003 günü ABD, İngiltere, İtalya, Polonya, Avusturalya'nın işgal ettiği Irak, o günden sonra patlamalar, tecavüzler ve mezhep çatışmalarının yaşandığı bir yer haline gelmiştir. İlk günlerde medyada büyük şaşkınlıkla izlenen Irak haberleri artık vakayi adiyeden görülmeye başlamıştır. Onlarca insanın öldüğü bombalı saldırılar, yaşanan tecavüzler ve ortaya konan değişik haritaların ortasındaki Irak, çevresindeki ülkelerin de başını ağrıtır olmuştur. Irak işgalinin yıldönümü sebebiyle hazırladığımız bu sayfada ABD ve işbirlikçilerinin hangi uyduruk sebepleri öne sürdüğünü anlatmaya çalışacağız.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



