Arap yetkililer ve Filistinli liderler, İsrail‘in kutsallıkları kirletmesine dair açıklamalarında şu tür ifadeler kullanıyor:
"İsrail‘i Kudüs‘ü Yahudileştirme ve İslam‘la Hıristiyanlığın kutsallıklarını silme aptallığı konusunda uyarıyoruz... Tel Aviv‘in adımları barışçıl çalışmanın geleceğini tehlikeye atıyor ve kapsamlı bir intifadayı da patlatabilir... İsrail‘in aşırılıkçı sağcı hükümeti ateşle oynuyor." Görüldüğü üzere, Arap yetkililerin yorumları Filistin‘de yeni bir intifada sürecini hızlandırıyor. Araplar, İsrail‘le mücadeleden kaçmaktan başka seçenekleri olmadığını düşünüyor; intifada patlak verdiğinde rahat bir nefes alıp İsrail‘e nasihatte bulunuyorlar. Fakat İsrail Arapların barış yönündeki bu mantığını dinlemiyor.
Ben intifadanın neredeyse imkânsız olduğunu düşünüyorum. Bu düşüncemde haksız çıkmayı isterim, ancak gerçekler böyle diyor. Zira söz konusu silahlı mücadele, dünyanın en büyük gücünün desteğini alan en büyük bölgesel güce karşı. Diğer yandan, hali hazırdaki uluslararası literatür özgürlük ve direniş kavramlarından soyutlanmış durumda. Bugünün dünyasına çıkarlar hükmediyor ve sadece gücün mantığı konuşuyor. Sri Lanka‘daki Tamil Kaplanları hareketinin kaşla göz arasında tarih olduğunu biliyoruz; ETA hakkında artık tek duyduğumuz şeyse, değişime ve siyasi çalışmayı kabule hazır halde geldiği.
Filistin sorunuysa taşıdığı dini boyut nedeniyle belirli bir özelliğe sahip. Hamas 40 yıllık ateşkes bile talep etse, Kudüs‘te cihat sürecektir. Fakat Filistin halkının şu anki durumu özgürlüğün yakın olduğuna dair bir umut da vermiyor. Hükümetler Filistin halkının direnişini desteklemeyi bıraktı, teröre başvurulması nedeniyle artık yardım yapılmıyor. Yani Filistinlilere bağış yok, varsa da Ramallah‘taki Filistin Yönetimi dışındakilere teslim edilmiyor. Zira bu yönetim Batı‘nın, Arapların ve İsrail‘in güveninden besleniyor. Dolayısıyla Filistin halkından intifada talep etmenin katlanılmayacak bir maliyetinin olacağını biliyoruz. Dahası İsrail‘in sonuçlarından korktuğu bir felaket de söz konusu değil. İsrail‘de hükümet de halk da esasında barışla ilgilenmiyor, dolayısıyla da Arap yöneticileri dinlemiyorlar. (Katar gazetesi Arap, 1 Nisan 2010)





