Kaddafi‘nin işkence edilerek öldürülmesinin kabul edilemez olduğunu belirten İhsanoğlu, "Kendi ülkesinde adalet önüne çıkartılmalıydı." ifadelerini kullandı.
İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, Arap Baharı konusunda ‘‘Bu süreç, bu transformasyon, bu değişim rüzgarları çok daha esecektir. Bu aslında diktatörlerin sonbaharıdır, kışıdır ve bütün diktatörlerin sonudur‘‘ dedi.
İhsanoğlu, Ortadoğu‘da yaşanan olaylar için kullanılan ‘‘Arap Baharı‘‘ deyimine değindi. Baharın kısa ömürlü olduğuna vurgu yapan İhsanoğlu, ‘‘Bu süreç, bu transformasyon, bu değişim rüzgarları çok daha esecektir. Bu aslında diktatörlerin sonbaharıdır, kışıdır ve bütün diktatörlerin sonudur. 3‘ü bir arada devrildi‘‘ dedi.
‘‘Kaddafi‘ye yapılan muamele insanlık dışıdır ve bunu haklı gösterecek hiçbir tarafı yoktur, zaten herkesin temennisi onun esir alınması ve mahkemeye verilmesiydi‘‘ diyen İhsanoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
‘‘Kendi ülkesinde adalet önüne çıkartılmalıydı. Çünkü 40 yıllık iktidarında çok zulüm yapmıştır, çok insanı öldürmüştür ve insanları muhakemesiz ve savunmasız gaddarca öldürmüştür. Sırf kendi ülkesinde değil, birçok ülkede terörist hareketlerin arkasında olmuştur. Yani bu unutulacak yutulacak ve göz ardı edilecek bir taraf değildir. Ama sonu böyle olmamalıydı. Libya halkına da bu yakışmazdı. Bugünkü dünyamıza, İslam ahlakına da ve İslam‘daki savaş kaidelerine göre teamüllerine göre de yakışmaz yanlış bir hadiseydi.‘‘
‘‘Bu devletlerin çoğu Osmanlı rahminden doğmuştur‘‘
Ekmeleddin İhsanoğlu, Ortadoğu coğrafyasının, tarihin bağlamına, akışına girdiğini belirtti. İhsanoğlu, şunları kaydetti:
‘‘Bu devletlerin çoğu Osmanlı rahminden doğmuştur. Osmanlı rahminden doğarken sezaryenle doğmuştur. Normal bir doğuş değildir. Özellikle bunlar batı ülkelerinin müstemleke statüsünden kurtulup bağımsızlıklarına kavuştukları günden itibaren hep vesayet rejimleri, askeri diktatörlük ve darbeyle gelen liderler, diktatörler tek parti veya tek partiye benzer tek bir oligarşik düzenleme içerisinde, insan hakları, hürriyeti, basın hürriyeti, toplanma hürriyeti, ifade hürriyeti, her türlü hürriyetten yoksun yaşadılar, yaşattılar.
Şimdi iki kutuplu dünyanın sona ermesinin ardından, Berlin Duvarı‘nın yıkılmasından sonra tek parti diktatoryası, dünyanın en büyük ülkesi olan Sovyetler Birliği yıkılmıştır. Sovyetler Birliği‘nden ayrılan ülkelerde demokratikleşme hareketleri olmuştur. Bu sırf Avrupa‘da, Balkanlarda, Asya‘da olmamıştır. Paralel bir şekilde askeri diktatörlerden Latin Amerika da kurtulmuştur. Afrika ülkelerinde demokratikleşme yolunda önemli adımlar atılmıştır.
Fakat bir tek bazı Kuzey Afrika ülkeleri bizim Ortadoğu‘daki bazı komşularımız, hala o diktatoryal rejimleri, hatta krallıkları yıktıkları halde iktidara gelen cumhurbaşkanları kendi çocuklarını cumhuriyet tahtına oturtma düzeni kurarak, ölümlerinden sonra çocuklarını getirmişlerdir. Bazı ülkelerde bunu başarmışlardır. Bazı ülkelerde bunu tam yaparken ihtilaller bunları alıp götürmüştür. Hatta bazıları çocukları küçük olduğu için hanımını hazırlıyordu. Bu tabii hoyratça bir idare tarzıydı. Bunu milletler kabul etmedi ve onlar için bıçak kemiğe dayanmıştı.‘‘



