milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • SAĞLIK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

27 MAY 2012 PAZ
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • FETİH NAMAZI
  • FETHİMİZ MÜBAREK OLSUN!
  • ÜŞÜTMEYE KARŞI ETKİLİ (CİĞEROTU)
  • FETHİN ERLERİ HOCASIYLA BULUŞTU
  • MİLLİ GÖRÜŞ BARIŞIN DİLİDİR
  • İSTANBUL, İSLAM DÜNYASININ LİDERLERİNE EV SAHİPLİĞİ YAPACAK
  • BU OLACAK AYASOFYA!
  • TERÖR DEHŞETİ
  • KAHRAMAN POLİS CAN KAYBINI ÖNLEDİ
  • ŞOK DETAY

Eğer insan haklarından ve demokrasiden söz ediyorsak, ilkelliklere yer olmamalı!
İnsan hakları, hemen şimdi!

18 ARALIK 2011
PAZ 00:00

[-] Normal [+]
  • Çocukça
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

Aslında İnsan Hakları Haftası belli bir günün veya belli bir haftanın meselesi değildir. Hepimiz, yaratılıştan bize verilen temel hak ve hürriyetlere her an, her saniye muhtacız.

  • İnsan hakları, hemen şimdi! -

Rabbimiz bizi insan olarak yaratmış; hak ve hürriyetlerle donatmıştır. Ama ne gariptir ki, Allah'ın verdiği bu hak ve hürriyetler, zaman zaman insanlar eliyle yok edilmeye çalışılmıştır. Tarih, bunun örnekleriyle doludur.

Yüce dinimiz İslam, inana bu hak ve hürriyetleri en mükemmel manasıyla bahşeden bir dindir.

Peygamber Efendimizin bildirdiği prensiplerde, insanlığın bu gün dahi özlemini çektiği bir hak ve hürriyet anlayışı mevcuttur. Bu sayede, onun yaşadığı saadet asrında hak ve hürriyetler en geniş şekilde yaşanmıştır.

Öyle ki, Peygamber Efendimizin getirdiği hürriyet prensiplerine, insanlık bu gün dahi yeterince ulaşabilmiş değildir. Evet, kâğıt üzeride birtakım insan hakları beyannameleri hazırlanmış, temel hak ve hürriyetler anayasalarda yer almıştır. Ama bunların yeterince uygulamaya geçirildiğini söylemek mümkün değildir.

Arkadaşlar, bu gün Türkiye Cumhuriyeti anayasasında sıralanan temel hak ve hürriyetlere baktığımızda;

-Güvenlik,

-Haberleşme,

-Yerleşme ve seyahat hürriyeti...

-Din ve vicdan hürriyeti...

-Bilim ve sanatı serbestçe öğrenme, öğretme açıklama, yayma, araştırma hakkı...

Ve daha birçok madde... Bütün bu hak ve hürriyetler, devletin güvencesi altındadır. Demokrasinin manası da budur. Yani, halkın seçtiği yöneticiler, bu evrensel prensiplere uymak zorunda.

Ama ne var ki, devleti yönetenlerin zaman zaman bu hak ve hürriyetlere saygı göstermediklerini görüyoruz. Hala başörtüsü oldukları için üniversite kapıları ablalarımıza kapatılmak isteniyor. Din dersi kitaplarında bile, başörtülü kadın resimlerine tahammül edilemiyor. Televizyon ekranlarında başörtülü ve takkeli çocuk görüntülerine karşı çıkılıyor.

Eğer insan haklarından ve demokrasiden söz ediyorsak, bu gibi ilkelliklere yer olmamalı. Herkes dilediği gibi inanabilmeli. İnancından ötürü de herhangi bir baskıya maruz kalmamalı.

İnsan haklarının gerçek manada yaşandığı günlere bir an önce erişmek dileğiyle.

(Düşünce Dünyası)

Her kışın bir baharı var

Kış zor bir mevsim... Soğuğuyla, fırtınaları, tipiyle... Ama her şeye rağmen kışın da kendisine göre keyifleri var elbet.

Nerede baharın rengârenk çiçekleri, yem yeşil ağaçları, cıvıl cıvıl öten kuşları, dans eden kelebekleri?

Bu mevsimde tabiat suskun. Her yer bembeyaz bir örtüye bürünmüş. Kuşlar göçmüş. Ağaçlar çıplak. Çiçeklerin ve kelebeklerin yerinde yeller esiyor. Ama üzülmeye gerek yok. Çünkü kış olmadan bahar olmaz. Ve her kışın bir baharı var. Ağaçlar yine yeşillenecek. Çiçekler yine açacak. Kuşlar yine gelecek. Kelebekler yine uçuşacak. Rabbimiz, dünyanın kanununu böyle koymuş. Şunu şurasında bahara ne kaldı ki. Ve her gecenin bir sabahı, her kışın bir baharı olduğu gibi dünya gecesinin de bir sabahı ve kabir kışının da baharı olacaktır. O da haşir sabalı ve Cennet baharıdır.

(Bir Kıssa Bin Hisse)

Şöhret için mi Allah için mi?

Büyük bir bilgindi. Senelerce okumuş, öğrenmişti. Öğrendiklerini de başkalarına öğretmişti. Ama, bunları niçin ve kimin için yapmıştı.

Allah sordu:

"Bildiklerinle ne yaptın?"

"Gece gündüz demeden çalıştım, çabaladım. Bildiklerimi uyguladım, insanlara öğrettim."

Cenab-ı Hak her şeyi biliyordu. "Hayır" dedi. "Yalan söylüyorsun. Sen bunları Benim için yapmadım. 'Falan kişi ne kadar bilgin' desinler diye yaptın. Nitekim öyle de dediler."

Bir başkası da, mal mülk, servet sahibiydi. Allah ona da seslendi. Önce verdiği nimetleri saydı:

"Sana iyilikte bulundum, mal-mülk verdim. Buna karşılık sen ne yaptın?"

"Ya Rabbi, verdiğin malı-mülkü gece gündüz demeden hep Senin yolunda harcadım, fakirlere dağıttım."

Cenab-ı Hak ona da,

"Hayır, yalan söylüyorsun," dedi.  "Verdiklerini Allah rızası için vermedin 'Falan kişi ne kadar da cömert' desinler diye verdin. Nitekim dediler de."

Bir üçüncü kişiye de Allah aynı soruları sordu. Bu kişi de savaş meydanlarında hayatını kaybetmişti. Allah,

"Ya sen ne yaptın?" diye sordu.

Kişi, "Ya Rabbi," dedi. "Sen cihadı emrettin. Ben de Senin yolunda çarpıştım, şehit düştüm,"

"Hayır," dedi Cenab-ı Hak, "Yalan söylüyorsun. Sen Benim yolumda savaşmadın. 'Falan kişi ne kadar cesur, kahraman' desinler diye yaptın. Ve dediler de."

Sonra Allah, yaptıklarını şöhret için yapan bu kişilerin cezalandırılmalarını emretti.

(Bu gün ne dua edelim)

Ey Allah'ım!

Hiç şüphesiz biz nefsimize zulmettik. Sen bizim büyük ve küçük günahlarımızı bağışla. Çünkü onları Senden başkası bağışlayamaz. Bizi huyların en güzellerine götür, çünkü onlara Senden başka götürecek kimse yoktur!

(Tarih dede yazıyor)

Mevlana'yı anıyoruz

Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretleri, Allah aşkı ile dolmuş evliyanın büyüklerindendir.

1207 Belh şehrinde doğup, 17 Aralık 1273'te Konya'da vefat etti.

Babası Behaeddin-i Veled de, büyük alim ve veli bir zat idi.

Daha çocuk iken babasının kalbinden feyzlere kavuştu. Babası ile Hicaz'a, sonra Şama, oradan da Konya'ya geldi. Önce babasının halifesi seyyid Burhaneddin Tirmizi'den 9 sene feyz aldı. Sonra Şemseddin-i Tebrizi onu eğitti.

Celaleddin Rumi'nin divanında 30 bin, Mesnevisinde 47 bin beyit vardır. Mesnevisini nazım şeklinde yazarak, düşmanların değiştirmesine imkân bırakmamıştır. Pek çok menkıbesi vardır.

Hz. Mevlana ezana çok hürmet ederdi. Ne zaman ezan duysa, hemen diz çöküp dinlerdi. Talebelerine de, "Siz de böyle yapın" derdi.

Bir gün onlara şunu anlattı:

Belh şehrinde bir kimseyi tanırım ki, ezanı duyunca hemen işini bırakır, diz üstü çöker, hürmetle dinlerdi.

Birgün bu zat vefat etti. Tabutu, eller üstünde giderken, minareden ezan sesi geldi.

O anda, daha ilk tekbirde tabut birden ağırlaştı ve durdu. Bir santim bile gitmedi. İnsanlar şaşkınlıkla birbirine sordular: "Ne oluyor böyle?"

Ezan bitinceye kadar kimse o tabutu yerinden oynatamadı. Ezan bitince ise, yine hareket etti. Kabre indirdiler.

Münker Nekir gelip "Rabbin kim, dinin nedir?" diye sormaya başladılar.

O anda Alah tarafından şöyle bir nida geldi, "Ey meleklerim! Bu kul benim ismimi aziz tuttu. Siz de onu aziz tutun!"

Melekler bu hitabı işitince geri dönüp gittiler.

Selçuklu Padişahı Sultan Rükneddin, bir adamıyla Hz. Mevlana'ya bir kese altın hediye gönderir.

Büyük veli, onu getirene şöyle buyurdu: "Onları şu çamurun içine at."

Adamcağız şaşırmadı, "Başüstüne efendim" dedi. Ve altınları o çamura saçtı.

Bu manzarayı gören ve duyanlar, oraya koştu. Bir altın bulmak için çamurlara battılar.

Hz. Mevlana, talebelerine onları gösterip şöyle buyurdu:

"İşte dünya sevgisi de böyledir. Girdiği kalbi böyle berbat eder."

Talebelerden biri sordu:

"Dünyaya çalışmayalım mı efendim?"

"Hayır, öyle değil. Bilakis Müslüman çalışkan olur. Dünyaya çalışın. Ama sevgisi kalbinizde olmasın."

Evet, sevgili çocuklar!

Hz. Mevlana her yıl ölüm yıldönümüne rastlayan günlerde törenlerle anılır. Onun ölüm anına verdiği isim bu törenlerin adı olmuştur. "Şeb-i Arus" törenlerinde, hayatı ve düşünceleri dile getirilir.

Biz de bir ölüm yıldönümünde daha Hz. Mevlana'yı rahmetle anıyor, ruhuna Fatiha'lar okuyoruz.

(Mini Test)

Sevgi Demirci Özbek

1-       Aşağıdakilerden hangisi namazın farzlarından değildir?

a)       Tekbir getirmek

b)       Fatiha okumak

c)       Tesbihat

2-       Dinimizde üstünlük ne iledir?

a)       Makam ile

b)       Kuvvet ile

c)       Takva ile

3-       Hz. Musa(a.s.)'nın İslama davetini kabul etmeyerek, Hz. Musa ve ümmetini öldürmeye çalışan ve onları kovalarken ordusuyla birlikte Kızıldenize boğulan zalim Mısır Hükümdarı kimdir?

a)       Karun

b)       Firavun

c)       Nemrut

4-       Hz. İbrahim (a.s.)'in ateşe atıldığı şehir aşağıdakilerden hangisidir?

a)       Şanlıurfa

b)       Van

c)       Kayseri

5-       Kur'an-ı Kerim okurken secde ayetlerine rastlanınca edilen secde aşağıdakilerden hangisidir?

a)       Tilavet secdesi

b)       Sehiv secdesi

c)       Şükür secdesi

Çözüm: 1c, 2c, 3b, 4a, 5a.

(Hoca Nasreddin'in Biri Bir Gün)

Çocuk kendisi buldu

Bir gün Nasreddin Hoca'yı ziyarete gelen arkadaşları, Hoca'nın beş altı yaşındaki oğluna sorarlar:

"Evladım patlıcan nedir?"

Çocuk, hemen cevap verir:

"Gözü açılmadık sığırcık kuşunun yavrusudur."

Adamlar, çocuğun buluşuna gülüşürken, Hoca da:

"Amcaları, inanın ki, bunu ben öğretmedim. Kendi aklından buldu yavrucak!" deyiverir.

(Masal)

Şekerci Ali Dede

Zekiye Çoban

Bir varmış bir yokmuş. İnsanlar kuş gibi, oradan oraya konarmış. Herkesin kendince bir yolu varmış. Doğru yoldakilere ne mutlu. Heybeleri iyilik, umut dolu. Her zaman alınları ak, yüzleri pak. Ne diyelim? İyilerin yüzüne benzesin yüzümüz. İyilerin arasına yazılsın adımız. Eksilmesin çabamız. Başlasın masalımız.

Şehirlerin birinde yardımsever bir marangoz ustası yaşarmış. Sadece yardımsever mi? Onun dünyasında daha ne güzellikler varmış. Görelim bakalım.

Diğer marangoz ustaları gibi keresteleri keser, biçer, onu güzel bir eşyaya dönüştürdükten sonra zımparalar; ardından vernikleyerek ışıl ışıl parlatırmış. Dolap, kapı, pencere, döşeme, sıra, masa, sandalye, küçük ev aletleri sıkça yapıp sattığı eşyalarmış. Ali Dede hep talaş kokar, ellerinde çıkmayan vernik ve yapıştırıcı kalıntıları olurmuş. Onu bu haliyle severmiş herkes. En çok hastane, okul, cami gibi halkın kullandığı mekânlarda çalışmaktan mutluluk duyarmış. Bu mekânlara yaptığı işlerden fazla kâr gözetmez, "yeter ki halka faydam dokunsun, bir hayır da bizden olsun" dermiş.

Elinden düşmeyen çivi, çekiç, testerenin dışında kitapları da varmış Ali Dede'nin. Okumayı çok sever, kitaplarla sıkı dostluğunu ilerleyen yaşına rağmen sürdürürmüş.

O bir marangoz olmasına rağmen herkes onu "Şekerci Ali Dede" olarak tanırmış. Ona bu ismi çocuklar vermiş. Her akşam iş dönüşü yolunu beklermiş mahalleli çocuklar. Onu ta uzaktan görür görmez, "Şekerci dede, Şekerci dedeee" diye bağırırlarmış. Bu ses, Ali Dede'nin en hoşlandığı seslerdenmiş. Bu bağırışları duyar duymaz göğsü kabarır, içinde coşan çocuk sevgisiyle adımlarını hızlandırırmış. Bir an önce çocuklarına kavuşmak istermiş. Ali Dede'nin ceplerinde her zaman çocukları sevindirecek bir şeyler bulunurmuş. Bu bazen şeker, sakız, çikolata bazen meyve bazen de ellerinde tahtadan yaptığı oyuncaklar olurmuş. Tahta atlar, arabalar, uçurmalar, geometrik tahta parçaları çocukların en gözde oyuncağıymış. Tahta oyuncaklar daha çok kitap okuyan, camiye giden, etrafıyla iyi geçinen çocuklar için hazırlanırmış. O yüzden bütün çocuklar bu güzel hediyeler için birbirleriyle yarış ederlermiş. İyilikte yarışmanın keyfini çıkarırmış çocuklar.

İş dönüşü Şekerci Dede'nin etrafını saran çocuklar, paylarına düşen ikramı afiyetle yerler, oyuncak kazananlar nerdeyse bulutlara zıplarmış. Neşeyle karşılanan Şekerci Ali Dede, hepsini okşayıp öper, bütün yorgunluğunu unuturmuş. Eve varınca bir kuş gibi hafif hissedermiş kendisini. " Ah bu çocuklar, yine beni mutluluktan kuşa çevirdiler" diye söylenir, yüzüne hoş bir gülümseme yayılırmış.

Günler günleri kovalamış, aylar yılları. Şekerci Ali Dede iyice yaşlanmış. Mahallenin eski çocukları büyümüş, koca adam olmuş. Yeni çocuklar eklenmiş sokaklara, mahallelere. Ali Dede'nin kazancında ve yüreğinde çocukların hala önemli bir yeri varmış.

Günlerden bir gün acı bir haber yayılmış mahalleye.

Dünya bir misafirhaneymiş. Gelenler bir gün gidermiş. Asıl hayat şüphesiz ölümden sonra başlarmış. Şekerci Ali Dede de bu dünya misafirhanesinden ayrılmış. Acı haberi alan çocuklar, Şekerci Ali Dede'nin evine doluşmuşlar. Sanki güneşleri alınmış, karanlıkta kalmışlar. Sanki yetim kalmışlar. Bundan sonra her akşam kim sevgiyle şeker dağıtır, kim tahtadan oyuncak yaparmış? O sevgiye bulanmış talaş kokusu, saçları okşayan nasırlı, vernikli, müşfik eller daha hiç mi görünmez, hiç mi hissedilmezmiş?

Çocuk büyük herkesin içine bir ateş düşmüş.

Sonra birden yürekleri ferahlatan bir şey olmuş. Yüzlerce binlerce kelebek gelip konmuş, Ali Dede'nin evine, acılı yüreklere. Ferahlık ilacından sürmüşler, acının düştüğü yerlere. Kulaklara fısır fısır bir şeyler mırıldanmışlar.

"Kimse bu dünyada kalıcı değil ki. Hem Şeker Dede ve onun gibiler Allah katında en güzel şekilde ağırlanıyorlar. Şimdi gayet huzurlular. Bu ayrılık geçici, üzülmeyin bu kadar. Bir gün bütün iyi insanlar cennette bir araya gelecek ve hasret bitecek" diye fısıldamış kelebekler.

Kelebeklerin bu tesellisi yüreklere su serpmiş. Çocuklar, Şekerci Ali Dede'nin kalplerinde hala yaşadığını hissetmiş. Fatihalar yükselmiş göklere. Gözyaşları silinmiş. Sonra bu ayrılığa üzülen herkesin içinde bir ışık yanmış, ses vermiş: Belki hala bir yerlerde şeker tadında sevgiler dağıtıyordur, bu güzel ülkenin Şekerci Ali Dedeleri...

(Sizden gelenler)

Uzaklık az, ücret fazla

Kurnaz kedi, delik arkasındaki fareye seslenir:

"Şu delikten geçersen, sana bir teneke buğday."

İhtiyar fare düşünür ve şu cevabı verir:

"Uzaklık kısa, ücret ise fazla. Bu işte mutlaka bir bit yeniği var. Bu yüzden kabul edemem."

Serap Umur, Ş.Urfa

Pembe Çocuk

Güzel çocuk, küçük çocuk,

Şen çocuk.

Eli güzel,dili güzel, düşü güzel.

Kokusu Cennet kokusu,

Gözleri boncuk.

Annesi, babası,

Havalansın uçurtması.

Gökk mavisi, gül pembesi,

Onun dünyası.

Gülse güler açılır,

Ağlasın dökülür gözlerinden,

Yağmur damlası,

Eli pembe, yüzü pembe,

Düşü pembe,

Yuvamızın İncisi

Hayallerimizin birincisi.

Nurten Şen.

Köylüler

Çok erkenden kalkar köylüler

Analar, babalar, gelinler

Bunlara dahildir dedeler

Boş durmaz o nasırlı eller

Boş duranları hiç sevmezler.

O gün yamaçlardan çıkılır

Hayvanlar otlağa yayılır

Komşular imeceye çağırılır

İnekler bir zevkle sağılır

Bir muntazam çalışma köyde.

Muhteşem görünen tepeler

Şırıl şırıl akan dereler

İnsanlarla dolan bahçeler

Analarına yüklü bebeler

Bir başka güzel oluyor köyler.

Esra Çelik, Adıyaman

Bizden Size (18 Aralık)

Sevgili arkadaşlar;

Yeni yüzümüzü nasıl buldunuz?

Gelen mesajlardan çok beğendiğinizi anlıyoruz. Sizdeki bu ilgi devam ettiği müddetçe, bizim bu gayretimiz de devam edecek.

Yazı dosyalarımızda mümkün olduğu kadar Allah inancını, Peygamber sevgisini sizlere hatırlatmaya çalışıyoruz. Çünkü biliyoruz ki, bütün sevginin kaynağı Allah sevgisidir. Eğer Allah'ı seviyorsak, O'nun Peygamberine itaat edeceğiz. Peygambere inanan, onun müjdesini yerine getiren, doğru yolu bulmuş demektir.

Gözlerinizdeki nur hiç sönmesin, Allah'a emanet olun.

Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Çocukça bölümü’nde 18.12.2011 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
  • yer Kaynak: DAVUT ŞAHIN / Türkiye
  • tags Etiketler: insan, demokrasi, ilke,
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.
shape
  • Çocukça

    1. Hıdrellez mi, Hızır- İlyas mı?
    2. En büyük düşmanımız kim?
    3. TBMM'nin açılışı ve çocuk bayramı
    4. Kutlu Doğum, Mutlu Doğum
    5. Vaktimizi boşa geçirmeyelim
    6. Nisan 1 şakası mı, hile günü mü?
    7. Kitapsız bir hayat düşünülemez
    8. Çanakkale'de ödenen hesap
    9. İstiklal marşımız 91 yıl önce kabul edildi
    10. Unutma çocuğum
  • Diğer

    1. Prof. Dr. Saraç: "Üniversiteler, bulunmamaları gereken bir yarışta"
    2. "Türkiye'de doğum yapan iki kadından biri sezaryen yaptırıyor"
    3. Niyâzî-i Mısrî'nin Limni'deki mezarını ve tekkesini kurtarma umudu
    4. Sudan, Güney Sudan'ı BM Güvenlik Konseyi'ne şikayet etti
    5. Şam yönetimi, katliamla ilgili her türlü sorumluluğu reddetti
    6. Burhan Apaydın: "27 Mayıs, bir eşkıya hareketidir"
    7. Görsel kirlilik, resimlerle kapatılacak
    8. İran'da 9. Dönem Meclis'i göreve başladı
    9. Terör örgütü, kaçırdığı 10 köylü serbest bıraktı
    10. Börek festivaline büyük ilgi
  • Çok Okunanlar

    1. Iskarta tanka 500 milyon avro
    2. Yelkenler indirildi
    3. Bu olacak Ayasofya!
    4. Fetih namazı
    5. Bu kadarını Deli Dumrul bile yapmadı
    6. Halkımız gösterilene değil, gizlenene baksın
    7. Nefes yolları rahatsızlıklarına, Sinirli Ot
    8. Fethimiz mübarek olsun!
    9. İktidarda figüran çatlağı
    10. Şok Detay
  • Çok Yorumlanan

    1. Nefes yolları rahatsızlıklarına, Sinirli Ot
    2. Böbrek taşına karşı ,kuşkonmaz
    3. İsim koyarken nelere dikkat etmeliyiz?
    4. Üstad Necip Fazıl anılıyor
    5. Zamma toplu savunma!
    6. Vefatının 30. yılında Hamid Aytaç
    7. Fırçasıyla gönül köprüleri inşa ediyor
    8. Cepheden Haber Var oyunu izleyenleri duygulandırdı
    9. Mourinho, İstanbul'a geliyor
    10. Fenerbahçe'den 5 ayda 27 şampiyonluk
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Seri İlan Kullanım Şartları | Seri İlan Hizmetin İade Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Kombi | Özgür Kocaeli Gazetesi

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek