Kendisi de bir İnegöllü olan Gökhan Özcan, Yeni Şafak'daki 'İnegöl'de ne oldu?' yazısında orada olup bitenleri değerlendirmiş.
"Bilenler vardır, ben İnegöllüyüm. 1982 yılında üniversite tahsili için ayrılıp Ankara'ya geldim ve o zamandan beri düzenli olarak sadece bir yıl, askere gitmeden önceki işsizlik dönemimde İnegöl'de kaldım. Ama ailem hala orada yaşıyor ve ben de sık sık gidip geliyorum. Geçen hafta da İnegöl'deydim. (...)
Şimdilerde gittiğim İnegöl çok da hafızamdaki o fotoğrafa benzemiyor maalesef. Naçizane gözlemim o ki; İnegöl de, göç alan diğer bütün şehirlerimiz gibi kontrolsüz bir değişim ve zaptedilemez bir büyüme girdabına yakalanmış durumda bugün. Anormal bir hızla büyüyor, gelişiyor ama bunu sindirecek vakti bulamıyor. Dolayısıyla bu obez büyüme çok boyutlu olarak şehri yoruyor, arızalara yol açıyor. (...)
İnegöl belki de kurulduğu günden beri göç alan bir şehrimiz (Özellikle ilçe demiyorum çünkü her açıdan şehir karakterine sahip bir beldedir). Yani "göç" ya da "göçmen" kavramına hiç yabancı değil İnegöl. Şehrin yerlileri manavlar ile Boşnaklar, Çerkezler, Arnavutlar, Tatarlar, Lazlar, Gürcüler ve Kürtler çok uzun zamandır birlikte uyum içinde yaşama pratiğine zaten sahipler. (...)
Peki, bugün ne oluyor? Nasıl oluyor da herkesi üzen, en başta da İnegöllüleri üzen böyle bir hadise yaşanabiliyor İnegöl'de?
Öncelikle bu yangında kıvılcımın basit bir sokak kavgasından çıktığını ve hadisenin bu aşamada siyasi bir niteliğinin olmadığını söyleyebilirim. Benim yaptığım görüşmelerden edindiğim intiba bu. Zaten meseleye aklıselim çerçevesinde bakan herkes bunu tespit ediyor. Ancak kıvılcımın yangına dönüştüğü aşamada öyle anlaşılıyor ki körük vazifesi gören gerilim arttırıcı kimi provokatif unsurlar var. Mesele sıcak ve araştırmalar devam ediyor, bu noktada daha fazlasını söylemek doğru değil. Ancak bu noktada şunu hepimiz iyi düşünmeli ve tartışmalıyız: Neden yıllar boyunca bu türden tek bir ahenk ve asayiş bozucu hadisenin yaşanmadığı şehirlerimizde, şimdi insanların birbirine karşı öfkesi-nefreti-korkusu-tedirginliği bu seviyelere kadar yükselebiliyor? Toplumsal aklıselim neden devreye girmiyor ve böyle 'beklenmedik' hadiseler meydana gelebiliyor? (...)"
Gökhan Özcan Yeni Şafak


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



