"İmamın Karısı" reklamlarını kim hatırlar bu ülkede? Hürriyet gazetesinin gazino reklamları sayfasının demirbaşıydı o ilan. As solistten itibaren bir sürü fotoğraf alt alta. En altta da yarı çıplak, dansözü çağrıştıran bir kıyafette bir kadın:Ve de İmamın karısı."
İstanbul'un her akşam ikiyüz kişiyi ancak alabilen bilmem ne gazinosunun o ilanı Anadolu'nun bütün şehirlerinde satılan Hürriyet gazetesinin sayfasında neden vardı?
O şehirlerde, o kasabalarda o gazeteyi okuyanlar para mı biriktireceklerdi, bir gün İstanbul'a gidelim ve ünlendirilen hatun kişiyi seyredelim diyerek...
Elbette hayır!
Yapılmak istenenlerden birisi, Anadolu insanının kafasında resmi bir "İstanbul" havası/şekli oluşturmak olamaz mı?
Siz İstanbul'u ne güzel kumandanın, ne güzel askerin fethettiği şehir gibi değil, biraz da böyle düşünün: Gazinolarında dans eden, şarkı söyleyen, imamın karısının olduğu...
Neden kendi özel ismi ile değil de "İmamın karısı" sıfatıyla çalıştırılır bir kadın gazinoda? Bir başka soru da bu.
Böyle bir sıfat daha iyi sanat mı yaptırır bir insana? Ve yine elbette hayır!
Bizim yaptığımız işin duracağı bir sınır yoktur. Okunduğunda/duyulduğunda en mazbut, en muhafazakâr, en dindar çağrışımı yapan imamın ailesini dahi parçalar, darmadağın ederiz; tehdidinin hergün bu ülke insanlarının yüzüne savrulmasıydı bu ilan.
Hatta daha ilgi çekmek için yine kendi sayfalarında röportajlar yayınlarlardı arasıra; o kadınla ve bir zamanlar kocası olmuş mezarlıklar müdürlüğünün imam kadrolu memuruyla. İki çocuklarını dahi kullanılardı röportajı cazip kılmak için Hürriyet'in kalemşorları; olumsuz etkilenmelerine hiç aldırmadan.
Bu ülkede inanan insanlarla alay etmek, onlara vurmak isteyenler, sözlerine hep "imam"la başladılar. İmamlı fıkralar uydurarak ilginç kılmak istediler yazdıklarını/anlattıklarını...
İmamın biri bostana girmiş, cümlesiyle başlayan bir çirkinlik kimin yüzünü ekşitmez ki bu ülkede? Maksat baştan belli.
Fakat karşı duruldu, dik duruldu bu propagandalara. Olumsuz etkilemelerine set oldu imamlarımız, halleriyle tavırlarıyla...
Bir Ramazan günü iftar daveti hazırlayan bir zenginin, ezan okunduğunda haydi buyrun demesi ve davetlileri arasındaki bir imama dönerek şaka vezninde, gerçi siz buyur demesek de buyurursunuz sözleriyle takılması üzerine o imamın tavrı çok konuşuldu olayın yaşandığı Orta Anadolu vilayetinde. Sonra herkes ayağını denk aldı.
Senin yemeğin yenmez arkadaş diyerek çıkıp giden imamın ardından yürümüştü bütün davetliler.
Kolay olmamıştı yani imam sıfatını kullanarak aşağılamak isteyen bir zihniyetle mücadele. Bir örnek de vaazları dikkat çeken ve çok cemaat toplayan bir imamdan verelim. Vücud yapısını kullanır karşı propagandacılar: Bir oturuşta bir dana yiyen imam. Söylenti bu. Lakin inanan olmaz mı? Olur. Düşünmezler ki devlet memuru kadrosundaki adam nerden bulsun danayı?
Çare ne? Çareyi yine kendi bulur imamımız. Üstüne gider söylentinin. Biliyor ki nasihatlarının etkisi kırılmak için çıkartıldı bu dedikodu.
Ey cemaat! Benim için bir oturuşta bir danayı yiyen adam diyorlarmış içinizden bazıları.Doğrudur! Evet aynen duyduğunuz gibi ben bir oturuşta bir danayı yerim. Dana dediğiniz bir küçük hayvan. Deve değil. Derisini, başını, ayaklarını, sakatatını çıkarırsanız geriye ne kalır? Bir kaburga ve dört adet but. Bu kadarcık et ve kemik bir oturuşta yenmez mi?Ben yiyorum efendim. Her günün bir öğününde bir dana yiyorum.Şimdi geçelim dersimize..
Hal böyledir.
Nurlu Süleyman sıfatlı Demirel'in partisi AP'nin tek başına iktidar olduğu o yıllarda, Hürriyet gazetesinde yayımlanan "İmamın Karısı" reklamıyla yaralanan insanlar hep şunu da düşünmüşlerdi veya sorarlardı birbirlerine:
Neden karşı çıkmıyorlar böyle bir çirkinliğe? Diyanet İşleri ikaz etmez mi gazinoyu ve gazeteyi?
Havada kalan sorulardı bunlar. Diyanet İşleri Başkanı'nın, Tapu Kadastro Genel Müdürü'nden farklı sayılmadığının ilan edildiği o günlerden ders vere, vere ve ders ala ala geldik bu günlere.
Yerimizi iyi bilelim.
AKP "şık" görünüyor
AKP'li politikacılar gündemi iyi kullanmasını biliyorlar. Bir zamanlar yüz tane e kullanırlardı bir cümlenin içinde. Ben aslında sizin gibi düşünüyorum, diyemediklerinden.
Şimdi gayet rahatlar.
Fransa'nın Libya'ya saldırmasını mı kınayacaklar, yoksa NATO'nun Libya baskınını mı? Hayır, basılmamış kitap baskını üzerine konuşmak daha şık. Şık olmadı diyerek.
Bir yaralı Tatlıses'e ilgi, kaç Ortadoğu ve Libya yaralısına bedel? İyi biliyorlar.
Önce ne yapmıştın?
Antalya'dan başörtülü seçildiği halde Meclis'te başını açarak bir dönem MHP'den milletvekilliği yapan Nesrin Ünal yine aday oluyormuş.
Yardımcılarının bir daha "Merve Kavakçı'ya karşı duruş" yapmayacaklarını açıklamalarından rahatsız olan CHPGenel Başkanı Kılıçdaroğlu, Nesrin Ünal'ı hatırlatmış; Meclis'e gelince başını ne güzel açıyordu, demiş.
Nesrin Ünal, Kılıçdaroğlu'nun kendisini unutamaması üzerine mi yeniden aday oluyor MHP'den, bilmiyoruz. Fakat bilinen gerçek şudur: Hatalar unutulmuyor. Ve elbette rakip, rakibinin hatasını sever.
Nesrin Ünal'ın aday olduğu partisi MHP'den bir emektar kalkıp şunu sorsa hanımefendiye, acaba ne diyecek?
"Daha önce ne yaptın ki, şimdi ne yapacaksın?"
Nesrin Ünal'ın tekrarlama cesaretine karşı, soru sorma cesareti olan bir MHP'li mutlaka vardır.
ADAYLAR AYNA
Seçimler yaklaşıyor.
Başörtülü adaylar konusunda Kılıçdaroğlu'nun ve yardımcılarının cevaplarını yan yana koyanlar diyorlar ki: CHP'nin aklı karışık!
Değil efendim.
Onların nasıl aday istedikleri son bir yıldır medyada adı geçen kadın milletvekillerinden bellidir.
Kuralcı Kılıçdaroğlu geleneksel CHP standardının dışına çıkamaz!
YAVRUM MESUT VE THE ŞAPGALI BABA
Aday mısın, bay bay mı?
-Yavrum Mesut nerelerdesin? Binaenaleyh hiç arayıp sormuyorsun?
-Teklif bekliyorum the şapgalı baba.
-Ne teklifi bekliyorsun yavrum Mesut? Binaenaleyh Baykal'dan mı bekliyorsun?
-Baykal aday olamayabilirmiş yahu. Ben adı Kemal olan birinden bekliyorum the şapgalı baba.
-Teklif alacaksında ne olacak yavrum Mesut? Binaenaleyh tek başına oturup duracaksın.
-Sen teklifsiz oturmuyor musun yahu?
-Ben eleğimi astım yavrum Mesut. Binaenaleyh her yer un içinde.
-Hangi yeleği astın the şapgalı baba? Fırıncılık mı yapacaksın? Yani elinin hamuruyla hiç karıştırmazlar yahu.
-Kimin elinin çamuru yavrum Mesut? Binaenaleyh çamur at izi kalsın. Çıkması fevkalâde zordur.
-Kimin izi nerde kalsın the şapgalı baba? Ben bizzat iz bırakmak istiyorum yahu.
-At izi mi, it izi mi? tank izi mi? Binaenaleyh seçimini doğru yaptın mı?
-Başka ne yapabilirim the şapgalı baba? Beni ancak Kemal anlar yahu.
-Seni yedi tankçılar anlamamış bir Kemal mi anlayacak yavrum Mesut? Binaenaleyh zaman aşımından yırtmadın mı?
-Öyle deme the şapgalı baba? Seçilmek istiyorum yahu.
-Seçim bir sath-ı maildir, eğik düzlemdir, yamaçtır. Binaenaleyh yuvarlanan taşın nerede duracağı belli olmaz.
-Aynı ezberini söylüyorsun the şapgalı baba? Ben tankları göreceğim yerde dururum yahu.
-İhtiyaç nerede imiş yavrum Mesut? Binaenaleyh sekreter mi aranıyormuş, erkete mi?
-Ne iş olsa yaparım the şapgalı baba. Sen ne yaptığımı bir bilensin yahu.
-Öyledir yavrum Mesut öyledir. Binaenaleyh kucağıma yaptığını da fevkalade biliyorum.
3 yaşındaki çocuk 60 kiloya ulaştı
Bu haberi bu ülkedeki bütün gazeteler bir şekilde yazdı; çok ilginç bulduklarından..
Lakin hiç sorgulamadılar. Sanki özel muhabirleri iki milyara yakın Çinlinin arasından bulup çıkardılar böyle bir haberi.
Annesinin dediğine göre 2.6 kilo doğan Lu (çocuğun ismi) üç aylık olduktan sonra hızla kilo almaya başlamış. Şimdi ise yani daha 3 yaşında iken üç kase pilav yiyormuş.
Kilo almaya başladığı zamanın daha üç aylıkken diye anlatıldığı Çinli çocuk Lu, anne ben doymuyorum mu demiş o günlerde?
Üç yaşında ve üç kase pilav yiyormuş şimdi. Kendisi mi istiyormuş? Dördüncü kaseye hayır mı diyormuş?
Ailesinde aşırı kilolu kimse yokmuş. Doktorlar hormon seviyesi normal, beyninde herhangi bir anormallik yok, diyorlarmış.
Öyleyse...
Ailesi veya annesi, ünlü olsun diye mi yaptı bu çocuğu böyle, gibi bir soru neden gelmiyor akıllara?
Necati Tuncer
ntuncer@milligazete.com.tr


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



