"Ben ilmin şehriyim, Ali de kapısıdır. Kim dilerse o kapıdan gelsin" ( Cami‘us-Sağir) HZ. Ali (a.s) daha çocuk yaşta iken, risalet beşiğinde terbiye oldu. Hz. Muhammed‘e (sav) peygamberlik gelmeden önce onun yanında bulunmuş, onun sohbetinden yararlanmış, onunla birleşmiş, bütünleşmiş ve onunla Hak olmuştur.

Amine Ateş Kabaktepe

Peygamberimizin (sav) vefatına kadar da ondan bir an olsun ayrılmamış bir sahabeydi. Peygamberimiz (sav) onu yetiştirirken sözleri, hareketleri kısacası her yönüyle ona örnek olmuştu.

Ali Ural Hz. Ali‘yi (ra) ne güzel kaleme almış:

"Beş yaşındayken yeryüzünün en güzel evine adım atıp hicrete kadar o mübarek evde büyüyen Ali! İlk Müslüman çocuk! Hz. Peygamber‘in yardım talebine herkesin susarak karşılık verdiği bir toplulukta henüz on iki yaşındayken ayağa kalkıp, "Sana ben yardım ederim!" diyen sâdık kalp. Hz. Peygamber‘le namaz kılan ilk kişi! Hicrette O‘nun yatağına uzanıp düşmanlarını şaşırtan fedai! Hicretten sonra herkesin manevi bir kardeş seçtiği günlerde Efendimizin kendine kardeş seçtiği güzel! Hz. Fâtıma‘nın biricik eşi." Hz. Ali (ra) net olmayan, tam manasıyla açıklanmamış işaretlerden ince ve derin manalar çıkarabilen bir sahabeydi. Hz. Ali (ra) ashab-ı kiram arasında Kur‘an, hadis ve özellikle fıkıh alanındaki bilgileriyle kendini kabul ettirmiş bir otoritedir. Kur‘an-ı Kerim konusundaki derin bilgisinden faydalanmak isteyenleri kendisine soru sormaya teşvik eder, ayetlerin nerede ve ne zaman nazil olduğunu çok iyi bildiğini söylerdi. Hz. Peygamberimiz (sav) henüz hayatta iken Kur‘an-ı Kerim‘in tamamını ezberlemiş bulunan ve onun meselelerine hakkıyla vakıf olan sayılı sahabelerden biriydi. Bu onda mükemmel bir Kur‘an-ı Kerim kültürü oluşmasını sağlamıştı. Kur‘an-ı Kerim‘de yer alan ayet-i kerimelerin nerede, ne zaman ve kimler hakkında nazil olduklarından haberdardı. Yirmi üç sene Kur‘an nüzulünde Rasulullah ‘ın (sav) yanından hiç ayrılmamıştır. Tabi ki bu durum Hz. Ali (ra) gibi bir insana birçok özellik kazandırmıştır. Hz. Ali (ra) Peygamberimiz‘in (sav) neslini Hz. Fatıma (ra) annemizle devam ettiren çok mübarek bir zattır. Bu nesil her yüzyılda büyük şahsiyetler çıkarmıştır. Hz. Ali (ra) cömertliği ile de örnek davranışlar sergilemiştir. O kadar cömertti ki; günlerce aç kalmış ve daha sonra da yiyecek bir şeyler bulmuş, o esnada açlıktan şikâyet eden bir dilenci görmüş ve elindekilerin hepsini o dilenciye vermiştir. Peygamber Efendimiz‘in (sav) biricik kızı, kadınların en hayırlılarından Hz.Fatıma‘nın (ra) kocası, sevgili amcasının oğlu, çok sevdiği iki torununun babasıydı. Alışverişlerini bizzat kendisi yerine getirir, aldıklarını kendi taşır, ısrarla yardım etmek isteyenlere asla evet demez, kimseye yük olmazdı. Hz. Ali‘nin (ra) aşırı cömertliğine şu hadise de çok güzel örnektir: Bir savaş sonrasında ganimet malları taksim edilirken sahabeler kendi aralarında "Şimdi bu malda Ali ve çocuklarının da hakkı var; kendisine hakkını versek, bunları hemen dağıtır. Bari kendisi için biz saklayalım." Demişlerdi. Üzerine giydiği elbisesinde, mutlaka yama olur. Bu yamalar her geçen gün artar ve bu durumdan hiç rahatsızlık duymazdı. Niçin böyle giyiniyorsun? Diye soranlara da bu şekilde daha huzurlu olduğunu söylerdi. Hz. Ali (ra) kendisinden önceki zamandaki halifeler döneminde de, çok iyi danışmandı. Hz. Ömer (ra) bu durumu şöyle ifade etmiştir: "Ali (ra) olmasaydı, Ömer helak olurdu." Demiştir. Son derece Allah‘ın hükmünün mutlaka yerine geleceğine iman eden, bunun için hazırlıklarını tüm gücüyle yapan tevekkül sahibi bir zattı. Halifelik yaptığı dönemde kendisini korumak isteyenlere cevabı şöyle olmuştur: "Gökte karar kılınmadıkça, yeryüzünde hiçbir şey olmaz. Kaderi tecelli edinceye kadar herkesi iki melek korur. Kader tecelli edince de onu kaderi ile baş başa bırakırlar. Ali de Allah tarafından bir kalkanla korunmaktadır, ecel gelince kalkan alınır. Kaderine razı olmayan, imanın tadını alamaz."

Beyni yok ama ‘zekâsı‘ var

Japonya‘da bilim insanları, dünyada binlerce yıldır yaşayan ilkel bir organizmanın, beyni olmadığı halde bir labirentte besine giden en kestirme yolu bulabildiğini keşfetti. Japonya‘da Hakodate Üniversitesi laboratuarlarında yapılan deneyde, hayvan, bitki ya da mantar olarak değerlendirilemeyen "ökaryot" bir canlı türü olan "amipimsi" bir kökbacaklı kullanıldı. Bu canlının mantara benzeyen, "cıvık mantar" veya "yapışkan küf" olarak da anılan çok hücreli türünün beyni olmamasına rağmen hücrelerini organize ederek "bilgiyi işleyebildiği" görüldü.Mikroskobik canlı, kendisine zarar verebilecek ışık ve nem gibi stres kaynaklarından uzak kalırken, en kestirme yolu seçerek besine ulaşmayı başardı. Çürüyen yapraklarda ortaya çıkan ve buralardaki bakterileri yiyerek beslenen bu canlının mayonez görünümündeki bazı türleri, mikroskop kullanmadan da gözlenebiliyor. Bu canlının bilgi-işlem yetenekleri, karmaşık sorunları çözen "biyo-bilgisayarlar" tasarlanmasını sağlayabilir.

Deneyi yürüten ekibin başındaki profesör Toşiyuki Nakagaki, "Basit yaratıklar bile belirli ölçüde zor bulmacaları çözebiliyor. Bilgisayarların hesap yükü nedeniyle yapmakta zorlandığı işlemleri bu canlılar doğaçlama bir yöntemle kolayca yapıyor. Hayatın ve zekânın kaynağını bu yaratıklarda görmek daha kolay" dedi.

Muhabir: Haber Merkezi