Peygamber Efendimiz‘in üçüncü halifesi Hz. Osman‘ın ismi ne zaman nerede anılsa, insanlık O‘nu şefkati, merhameti ve hayâsı ile yadeder. Resulullah (s.a.s)‘in iki kızıyla evlenmiş olduğu için iki nûr sahibi anlamında, "Zi‘n-Nureyn" lakabıyla anılır. Hz. Osman‘ın 12 yıllık hilafetinin son döneminde yayılan fitne ve arkasından gelen şehadeti ise tarih kitaplarının kara sayfalarından biri olarak karşımızda durur.
Resulullah (s.a.s)‘a peygamberlik görevi verildiğinde Osman (r.a) otuz dört yaşlarındaydı. Hz. Osman iman edenlerin beşincisi oldu.
Hz. Osman‘ın iman ettiğini duyan amcası Hakem b. Ebil-Âs onu sıkıca bağlayarak hapsetmiş ve eski dinine dönmezse asla serbest bırakmayacağını söylemişti. Hz. Osman (r.a) ebediyyen dininden dönmeyeceğini söyleyince, kararlılığını gören amcası onu serbest bırakmıştı. Daha sonra Hz. Osman, Resulullah (s.a.s)‘ın kızı Rukayye ile evlenmişti. (Bazı kaynaklarda bu evliliğin Efendimizin peygamberlikle görevlendirilmesinden önce olduğu kaydedilir).
Hudeybiye‘de Peygamberin elçisi
Hicretin altıncı yılında Hudeybiye‘de Resulullah‘ın elçisi olarak Mekkeli müşriklere gönderildi. Resulullah (s.a.s), Hz. Osman (r.a)‘a şöyle dedi: "Git ve Kureyş‘e haber ver ki, biz buraya hiç kimse ile savaşmaya gelmedik. Sadece şu Beyt‘i ziyaret ve onun haremliğine saygı göstermek için geldik ve getirdiğimiz kurbanlık develeri kesip döneceğiz ". Hz. Osman (r.a), Mekke‘ye gidip, müşriklere bu hususları bildirdi. Ancak onlar; "Bu asla olmaz. Mekke‘ye giremezsiniz" karşılığını verdiler. Onların red cevabı İslâm kârargahına Osman (r.a)‘ın öldürüldüğü şeklinde ulaştı. Onun dönüşünün gecikmesi bu haberi destekler nitelikteydi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s), yanındaki bütün müslümanları, ölmek pahasına müşriklerle çarpışmak üzere, bey‘ata çağırdı. Bey‘atu‘r-Rıdvan adıyla tarihe geçen bu bey‘atlaşma müşriklerin korkuya kapılmasına sebep olduğu için anlaşma yolunu tercih ettiler.
Hz. Osman, Medine dönemi boyunca sürekli Resulullah (s.a.s) ile birlikte olmaya gayret gösterdi. Ashabın en zenginlerinden biri olması, onun İslâm‘a ve müslümanlara herkesten çok maddi yardımda bulunmasını sağladı. Bilhassa kâfirler üzerine sefere çıkan orduların techiz edilmesinde aşırı derecede cömert davrandığı görülmektedir. Tarihçiler onun Ceyş‘ul-Usra diye adlandırılan Tebük seferine çıkacak ordunun üçte birini tek başına techiz etmiştir. Asker sayısının otuz bin kişi olduğu göz önüne alınırsa bu meblağın büyüklüğü rahatça anlaşılır. Onun bu davranışından çok memnun olan Resulullah (s.a.s); "Ey ALLAH‘ım! Ben Osman‘dan razıyım. Sen de razı ol" diyerek duada bulunmuştur. Hz. Osman, Veda Haccı esnasında da Resulullah (s.a.s)‘in yanındaydı. Resulullah (s.a.s) müslümanları ilgilendiren bir çok meselede Osman (r.a)‘ın yardımına müracaat etmiştir.
Habeşistan‘a hicret edenlerden
Mekkeli müşriklerin işkencelerinin yoğunlaştığı dönemde Habeşistan‘a hicret edenlerin arasında Hz. Osman da bulunmaktaydı. Bir müddet sonra Mekke‘ye döndü ancak tekrar hicret etmek zorunda bırakıldı.
Medine‘ye hicret ve Rume kuyusu
Mekke‘ye geri döndü. Resulullah (s.a.s), Medine‘ye hicret etmekle emrolunduğunda, Hz. Osman diğer müslümanlarla birlikte Medine‘ye hicret etti. Bir yahudinin mülkiyetinde olan Rume kuyusunu yirmi bin dirheme satın alarak bütün müslümanların istifadesine sunmuştu.
Hz. Osman Bedir savaşı hariç, müşriklerle ve İslâm düşmanlarıyla yapılan bütün savaşlara katılmıştır.
Fitnenin ortaya çıkışı ve Şehadeti
Hz. Osman on iki sene hilâfet makamında kalmıştır. Bunun ilk altı senesi huzur ve güven içerisinde geçmiş ve hiç kimse yönetimin uygulamalarından şikayetçi olmamıştır. Eyaletlerdeki bir takım valiler, sorumsuz davranışlar sergilemeye başlamışlar, fitne ortamının oluşmasına zemin hazırlanmışlardı. Osman (r.a) haksızlıkları gidermek, filizlenmeye başlayan fitnenin yatıştırılması için yoğun bir gayretin içine girmişti. O, gelen şikayetleri dikkatle inceliyor, başta Hz. Ali (r.a) olmak üzere Ashab‘ın ileri gelenleri ile istişarelerde bulunuyordu.
Fitne için Hz. Osman‘ın mührünü kullandılar
Mısırlı bir grup Medine‘ye gelmiş, Hz. Osman‘a baskı yapmışlardı. Hz. Ali‘nin gayretleriyle Mısırlılar ikna edilmiş, vali Abdullah Bin Ebi Serh azledilerek yerine Muhammed Bin Ebubekir‘in tayini gerçekleştirilmişti. Tayin edilen yeni vali Mısır‘a yola çıkmıştı. Medine tarafından Mısır‘a doğru doludizgin giden bir köle gördüler. Hemen onu durdurup sorguladılar. Kölenin üzerini arayan Mısırlılar, bir mektup buldular. Mektupta Mısır‘a vali olarak atanan Muhammed Bin Ebubekir‘in ve yanındakilerin öldürülmeleri yazıyordu. Ayrıca mektup Hz. Osman‘ın mührünü taşıyordu. Muhammed Bin Ebubekir yanındakilerle beraber tekrar Medine‘ye döndü. Hz. Ali, onlardan bir gurupla birlikte Hz. Osman‘ın yanına gitti. Hz. Osman böyle bir mektuptan haberinin olmadığını söyledi. Ancak isyancılar buna inanmadı. Hz. Ali, Hz. Osman‘ın söylediklerinin yalan olmadığı konusunda isyancıları ikna etmeye çalıştı. Ancak isyancılar böyle bir mektuptan haberinin olmamasının bile halifelikle bağdaşmayacağını ve halifeliği bırakmasını istediler.
Hz. Ali, oğullarını Hz. Osman‘ı korumak için görevlendirdi
Hz. Ali, asilerin Osman (r.a)‘ı öldürmek istediklerini öğrenince, böyle bir şeye meydan vermemek için, iki oğlu Hasan ve Hüseyin‘e, kılıçlarını alarak gidip Osman‘ın kapısında beklemelerini ve içeri kimseyi sokmamalarını söylemişti. Abdullah İbn Zübeyr de onlara katılmış, diğer bir takım sahabiler de çocuklarını oraya göndermişlerdi. Durum çok nazik bir hal almıştı. Hz. Osman, ne asilerin haksız taleplerini kabul ediyor, ne de Medine ve diğer bölgelerden gelen, asileri savaşarak Medine‘den çıkarma tekliflerine olumlu cevap veriyordu. O, Peygamber şehri‘nde kan dökmek ve fitneyi ilk başlatan kimse olmaktan çekindiği için böyle davranıyordu.
"Hepimiz oruçluyuz, iftara seni bekliyoruz"
Evi kuşatma altında olan Hz. Osman bir ara uyumuştu. Rüyasında Peygamber Efendimizi gördü. Alemlerin Efendisi kendisine hitaben, "Hepimiz oruçluyuz, iftara seni bekliyoruz. Cuma günü bizimle beraber olacaksın." dedi. Uyanan Hz. Osman, ev halkına rüyasını anlattı. Ertesi gün Cuma‘ydı. Hz. Osman oruca niyet etti. Eve gizlice giren Muhammed bin Ebubekir, Hz. Osman‘a bağırdı: Söyle hangi din üzerindesin? Hz. Osman bu duruma çok üzülerek şöyle dedi: "Ey kardeşimin oğlu. Baban sağ olsaydı bu yaptığına razı olmazdı." Muhammed bin Ebubekir yaptığı hatayı anladı ve geri çekildi. Arkadaşlarını da geri çevirmek istediyse de başarılı olamadı. Asilerin biri kılıcını Hz. Osman‘a vurmuş, diğeri ise hançerini göğsüne saplamıştı.
Hz. Ebu Bekir‘in en önemli yardımcısı
Hz. Ebû Bekir (r.a) halife seçilince Osman (r.a) ona bey‘at etti. Ebû Bekir (r.a) halifeliği boyunca ümmetin işlerini idarede onunla istişarede bulundu. Ebû Bekir (r.a)‘ın vefatından önce yazdırdığı Hz. Ömer‘in Halife atanmasına dair belgeyi Hz. Osman (r.a) kaleme almıştır. Osman (r.a), yanında Ömer (r.a) ve yanında Useyd İbn Saîd el-Kurazî olduğu halde dışarı çıkmış ve oradakilere "Bu kağıtta adı yazılan kimseye bey‘at ediyor musunuz" diye sormuştu. Onlar da "evet" diyerek bunu kabul etmişlerdi.
Zi‘n-Nureyn
Hanımı Hz. Rukayye‘nin vefat edişinden sonra Resulullah (s.a.s), Hz. Osman‘ı diğer kızı Ümmü Gülsüm ile evlendirdi. Hicretin dokuzuncu yılında Ümmü Gülsüm vefat ettiğinde Resulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştu: "Eğer kırk tane kızım olsaydı birbiri peşinden hiç bir tane kalmayana kadar onları Osman‘la evlendirirdim" ve yine Hz. Osman‘a "Üçüncü bir kızım olsaydı muhakkak ki seninle evlendirirdim" demişti. Resulullah (s.a.s)‘in iki kızıyla evlenmiş olduğu için iki nûr sahibi anlamında, "Zi‘n-Nureyn" lakabıyla anılır.
Hz. Osman‘ın halifeliği
Hz. Ömer kendisinden sonra aralarından bir sonraki halifenin seçileceği bir şûra kurulmasını talep etmiştir. Hz. Ömer‘den sonra kimin halife olacağı tartışmaları sırasında arabulucu Abdurrahman bin Avf, diğer sahabilerin görüşlerini de alarak Hz. Osman‘ın halife seçildiğini açıkladı. İlk bey‘at edenler arasında Hz. Ali de vardı. Hz. Osman‘ın halifeliğinde, İslam devletinin sınırları genişlemiş, bir donanma kurulmuş, birçok ekonomik reform gerçekleştirilmiştir. Ayrıca Kabe ve Mescid-i Nebevi de onun zamanında genişletilmiştir.
Künyesi
Osman b. Affân b. Ebil-As b. Ümeyye b. Abdi‘ş-Şems b. Abdi Menaf el-Kureşî el-Emevî; Raşid Halifelerin üçüncüsü. Ümeyyeoğulları ailesine mensup olup, nesebi beşinci ceddi olan Abdi Menaf‘ta Resulullah (s.a.s) ile birleşmektedir. Fil olayından altı sene sonra Mekke‘de doğmuştur. Annesi, Erva binti Küreyz b. Rebia b. Habib b. Abdi Şems‘tir. Büyükannesi ise Resulullah (s.a.s)‘ın halası Abdülmuttalib‘in kızı Beyda‘dır. Künyesi, "Ebû Abdullah‘tır. Ona, "Ebu Amr" ve "Ebu Leyla" da denilirdi.
Aile yapımıza yapılan saldırılar sonucu dünya hayatımızın yanısıra ahiret hayatımız da tehlikeye atılıyor. Gazete, televizyon ve internet aracılığıyla damarlarımıza zerk edilmeye çalışılan ahlaksızlık zehri her geçen dakika kalbimize yaklaşıyor. Bunun panzehiri ise Kur‘an-ı Kerim‘i ve Peygamber Efendimiz‘in sünneti ile "gökteki yıldızlar gibi" dediği ashabının hayatını hiç bıkmadan okumak ve yaşantımızı buna göre tanzim etmektir. Sapkınkıların pompalandığı bugünlerde "Meleklerin bile hayâ ettiği" Hz. Osman‘ın hilafetinin yıldönümü vesilesiyle hazırladığımız sayfada onun hayatını ana başlıklar altında anlatmaya çalıştık.
Ayhan Kaya


