Her gün bir düğüm atılıyor günlük hayata. Her düğüm bir sabır gerektiriyor. Her düğüm bir sınamadır Müslümanlar için.

Sayılı günler. Sayılı, ama çileli. Bu Ağustos sıcağında ve geriliminde bir sabır. Sonu bereketli olan, olması gereken bir sabır.

Gönülden bir sabır, içten gelen bir sonsuzluk kapısı.

Oruç bir gönül ibadetidir, bir adanmışlık, bir bağlanma. Allah‘ın ödüllendireceği özel bir ibadet.

Bütün zamanların sınandığı bir ibadet. Bütün zamanlarda insanların sınandığı... Bazan bir rahatlama, bazan bir gerilimle yaşanır. Bir başka ibadet olan sabır onu kuşanır. Sabırla oruç sarmalanır, kol kola girerler. Ve bunlar hayatın bir bütününü oluştururlar. Kendilerine de örnek olurlar.

Nefsin istekle bağlandığı bir ibadet. Dizginlendiği, sınırlandığı bir ibadet. O azgın, o sınır tanımaz nefsin.

Oruç insan iradesinin bir zaferi. Kendini denetleyebilmenin, sınırlayabilmenin, yaşama bilincinin bir ibadeti. İnsan kendine meydan okuyor ve büyük bir zafer elde ediyor. "Ey nefsim sen bir hiçsin. İstediğim anda seni ayaklarımın altına alabiliyorum, istediğim zaman seni sınırlayabiliyorum. İstediğim anda sana yol veriyorum, çekip çeviriyorum. Sen ben oluyorsun, ben de sen." Günler akıyor, oruç günlerinin yarısındayız.

Bir dağ devriliyor artık yokuş aşağı iniliyor. Artık sınanmışlık sınanmış oluyor.

İftar saati bir sabırsızlık anıdır. Düğümlerin çözüldüğü an. Doğal olana kavuşma ânı.

Güneş tepelerden çekiliyor, günün gerilimi azalıyor. Evlerde bir telâş, bir heyecan. Bu, her gün yaşanan bir coşku.

Herkesin kulağı o kutlu seste, ezan sesinde.

Açlık ve sefaletin giderek yoğunlaştığı yüzyılların içindeyiz. Sömürü çarkı azman bir ejderha gibi insanlığı sarıp sarmalamış.

Onlar da kardeşlik ruhunun sıcaklığına muhtaç

Oysa sefalet içindeki insanlar her gün oruçlu, her gün aç, her gün iftar anını ve heyecanını bekliyor. Her gün kapısını çalacak, gözlerinin içine sevgiyle bakacak, kardeşlik ruhunun sıcaklığını yaşamak istiyor... İnsanlık buna muhtaç. Oruçlu ağızlara, nefislerini denetleyebilenlere, kendisinden başka insanların var olduğuna, sorumluluk bilincini yaşayanlara gereksinim var.

Bazan insanlığın kabz hali tutuyor, düğümleniyor, çözülmeyecek bir düğüm oluyor. Oruç hem düğüm atan hem düğümleri çözen bir eylem.

An gelir zamanın düğümü çözülür, an gelir bağlanır. Bu bir döngü hâlini alır. Zamanın dönmesi gibi, pervanenin dönmesi gibi, kâinattaki yıldızların dönmesi gibi... Oruç ve iftar anı bir aşk, bir vecd hali.

Bir bayram sevinci gibi.

Bir gelecek muştusu gibi.

Dünyalık arttıkça huzursuzluk artıyor

Müslümanlar dünyanın heyecanını yaşıyorlar daha çok. Müslüman olmayanlara söyleyecek sözümüz yok. Gönlümüz onların da bu kurtuluş anını ve güzelliklerini yaşayabilmeleri. Gönlümüz onların da bu kutlu yolun yolcuları olmaları.

Dünyalık ne varsa ondan mahrum olmak istemiyorlar. Asıl heyecan ötededir, asıl güzellikler. Bu geçici dünyanın heyecanı neden bu kadar çekici? Neden bu kadar sarıp sarmalayıcı? Bu heyecana kapılındıkça sürüklüyor ve kendine çekiyor. Dünyalıklar edinildikçe huzursuzluk artıyor, gerilim artıyor, mutsuzluk yoğunlaşıyor. Kazanılanlar heyecan vermiyor, ama içine aldıkça alıyor.

İnsanlığa oruç gerekli. Nefsin isteklerinin sınırlanması için, kendini tanıyabilmesi için, sorumluluğunu bilmesi için, dünyanın salt kendinden ibaret olmadığı için...

Yaşlının, gencin, fakirin, zenginin, kimsesizin buluştuğu bir bereket sofrası. Zaman daralır, an yaklaşır, sabırsızlık artar. Herkes o düğüm anının çözülmesini bekler. Bir anda, aynı kuşağın insanları birlikte düğümü çözüyorlar.

Muhabir: Haber Merkezi