Bismillahirrahmanirrahim Âlemleri yaratan, yaşatan, yöneten, terbiye eden Rabbimize hamd, her şeyi tanzim edici, âlemlere rahmet Peygamberimize salât ve selam olsun.
Bazı insanlar vardır ki onların davaları için katlandıkları eziyetler yer ve gök ehlini ayağa kaldırmıştır. Bu insanlardan birisi de Habbâb b. Eret'tir.
Davası için katlanmadığı eziyet kalmamıştır. Günümüzün Müslümanları olarak bu hayatlardan dersler almak zorundayız. Basit birtakım riskler karşısında çoğumuzun rengi kaçmakta, dudağı uçuklamakta, kimliğini gizlemek için yollar aramaktadır.
Hz. Habbâb kılıç yapan bir demirciydi. Peygamberimiz(s.a.v) onun dükkânına gider, onunla görüşmeler yapardı. Bu görüşmelerin neticesinde Hz. Habbâb Müslüman olmuş, ebedi saadete ermiş ve İslâm'ı kabul eden ilk 6 kişiden birisi olmuştu.
Hz. Habbâb korumasız olmasına rağmen, Müslüman olduğunu açıklamaktan çekinmemişti. Müşrikler onun İslâm'a girdiğini duyunca, işkence ve eziyet etmeye başladılar.
Sıcağın şiddeti ve eziyeti daha fazla olsun diye demir zırh giydirerek güneş altında tuttular.
Çoğu zaman doğrudan doğruya yakıcı kumların üzerine yatırdılar. Hatta bu yüzden sırtının etleri çürümüş ve bir kısmı dökülmüştü.
Müşriklerden bir kadının kölesiydi. Bu kadın kölesi olan Habbâb'ın, Peygambere iman ettiğini, Müslüman olduğunu duyunca, her istediğini yapma hakkını kendisinde gördüğü için ona akla gelmedik işkenceler yapmaya başladı. Demir çubuğu kızdırıyor, onunla Eret'in kaşını dağlıyordu.
Ateşle kızdırılmış taşa, çıplak sırtı bastırıldığı hâlde iken dahi, müşriklerin İslam'dan dönmesi teklifini reddetmiş "Allah birdir, Muhammed (s.a.v) O'nun Peygamberidir." şahadetini bütün âleme ilan etmiştir.
Kinlerinden deliye dönen müşrikler, yaptıkları işkencenin şiddetini artırdılar. Bir gün, onu yakalayıp soydular. Düz bir yerde yaktıkları ateşin içine, sırtüstü yatırdılar. İçlerinden birisi, ayağı ile onun göğsünün üzerine basıp, ateş sönünceye kadar, kendisini o hâlde tuttu.
Hz. Habbâb bir öğretmendi. Kur'anı Kerimi Müslümanlara öğretip, okutmak için de bütün gücünü sarf etmiştir. Resulullah yeni Müslümanlara Kur'anı Kerimi öğretme vazifesini ona vermişti.
Hz. Habbâb, Resulullah'ın bütün gazalarına iştirak etmiştir. Küçük seriyyelerden bazılarında da bulunmuştur.
Hz. Ebu Bekir devrinde, yalancı peygamberlerle yapılan şavaşlara ve Suriye taraflarında yapılan seferlere de katılmıştır.
Halifeliği zamanında Hz. Ömer bir gün Hz. Habbâb'a, kendisine yapılan işkenceleri anlatmasını istemişti. Hz. Habbâb da belini gösterdi. Hz. Ömer "Ben böyle feci bir manzarayı daha önce hiç görmedim, ne olmuş senin belin böyle" deyince, Habbâb "Beni ateş korları üzerinde sürürlerdi de, o korlar, belimden eriyerek akan yağlar ve kanlarla sönerdi" demişti.
Pek çok ülkeler fethedilerek İslam hızla yayılmaya başladıktan sonra bile ara sıra "Allah korusun da bir daha o karşılaştığım işkencelerin benzeri ile karşılaşmayayım" deyip ağlardı.
Hz. Habbâb anlatıyor: Peygamberimiz âdetinin aksine bir gün namazı Çok uzattı. Sahabeler sebebini sorunca, "Bu namaz umut ve korku namazı idi. Ben Allah'tan üç şey istedim. İkisi kabul edildi, biri ret edildi. Ben ümmetimin açlıktan helak olmamasını istedim, kabul edildi. İkincisi; ümmetimi silip süpürerek yok edecek düşmanın onlara, musallat olmamasını istedim, o da kabul edildi. Üçüncüsü de, aralarında kavga ve anlaşmazlık çıkarmasınlar, birbiri ile vuruşmasınlar diye dua ettim, bu kabul edilmedi." buyurmuştur.
Hz. Habbâb otuz yedi yaşında vefat etti. Yeni kurulmuş Küfe şehrine gömülen ilk sahabe idi. Hz. Ali bir gün kabrinin yanından geçerken şöyle dedi: "Allah Habbâb'a rahmet etsin. Kendi isteği ile Müslüman oldu, severek dinine hizmet etti, İslam yolunda İslam'ın yayılması için ömür tüketti, büyük felaketlere göğüs gerdi. Kıyametin dehşetini unutmayan, hesap ve kitaba çekilmeye hazırlık yapan, geçinecek kadar mala mülke kanaat eden, mevlâsını razı eden kula mübarek olsun." (Esedül Gâbe).
Bu hayatları tanımadan İslam'ın kıymetini nasıl bilebiliriz ki!
(Kaynak: Kandehlevi; Fazaili Amal ve Muhtasar Hayat'üs Sahabe)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: İsmail Hakkı Akkiraz / Türkiye
Etiketler:



