Bismillahirrahmanirrahim. Âlemleri yaratan, yaşatan, yöneten, terbiye eden Rabbimize hamd; her şeyi tanzim edici, âlemlere rahmet Peygamberimize salât ve selam olsun.
Hz. Fatıma, vahiy gelmeye başladığı andan yaklaşık bir yıl önce Mekke'de doğdu. O, Zehra ve Betül lakaplarıyla anıldı. Zehra; "Ak yüzlü, nur yumağı, beyaz, parlak ve aydınlık yüzlü kadın" anlamında, Betül ise; "Dünyevi heveslerden uzak, ibadet için kendisini Allah'a yönelten, iffetli ve namuslu kadın" manasına gelmekteydi. Küçük yaşına rağmen Peygamberimize Kureyş müşriklerinin yaptığı işkenceler esnasında hep biricik babasının yanında ve yardımında olmuştur. Daha sonra da aile efradı ile birlikte kendisi de Medine'ye hicret etti.
Allah Resulü ona Fatıma adını verdi. Deylemi'nin Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet ettiği bir hadiste: "Onu sevenleri, Allah'ın Cehennem'den uzaklaştıracağı için kızıma Fatıma adını verdim." buyurdu.
Hz. Fatıma küçük yaşta iken, annesi Hz. Hatice vefat etmişti, Allah Resulü onu buluğ yaşına kadar, yanından ayırmadı. Onu en iyi şekilde yetiştirip, terbiye etti.
Kendisi de evlilik çağına ulaşmış 16-17 yaşlarına girmişti.
Ümmü Seleme ve Selman anlatıyor: Hz. Fatıma ergenlik çağına erdiğinde, onu Kureyş'ten çok kimseler istediler. Allah Resulü hiçbirine iltifat etmediler: "Onun işi, Allah'ın emrine bağlıdır" buyurdular.
Bir gün Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Sad bin Muaz, mescidde oturup; "Hz. Fatıma'yı, Hz. Ali'den başka herkes istedi, kimseye iltifat olunmadı" diye konuşurlar. Hz. Sıddık: "Zannederim ki bu iş Ali'ye nasip olur, gelin kendisine gidelim ve bu konuyu açalım, eğer fakirliği ileri sürerse kendisine yardımda ederiz" dedi.
Üçü birden Hz. Ali'nin evine gittiler. Hz. Ali'yi teşvik ettiler.
Hz. Ali anlatıyor: "Nihayet çekinerek, sıkılarak da olsa Allah Resulüne bu teklifi götürmek üzere evden çıktım. Allah Resulünün evine gittim. Efendimiz bana yanında yer gösterdi. Ben de edepli, mahcup ve heyecanlı bir vaziyette başımı öne eğip oturdum. Halimi anlayan Efendimiz "Ey Ali! Öyle zannederim ki bir muradın vardır." buyurdu. Ben de: "Ey Allah'ın Resulü Anam Babam sana feda olsun. Senin bereketinle sıratı müstakimi bulduk. Hayatımın sermayesi sensin. Nice zamandır cüret edip söyleyemedim." diye söze başlayınca bana tebessüm etti ve: "Herhalde Fatıma'yı istemeye geldin" buyurdu. Ben de: "Evet" dedim. Bunun üzerine: "Fatıma'ya mehir olarak verebileceğin neyin var?" diye sordu. Ben de: "Bir kılıcım, bir devem bir de küçük zırhım var" dedim. Efendimiz: "Kılıcın sana lazımdır. Deven bineğindir. Zırhını sat ey Ali!" buyurdu ve sözüne devamla: "Allah(c.c) kendi katında Fatıma'yı sana nikâhladı. Senden önce melek gelip, bana bu hali haber verdi." dedi. Hz. Ali (r.a.), Allah Resulünün huzurundan gayet neşeli bir şekilde çıkıp mescide vardı. Peşinden Peygamberimiz teşrif ettiler ve Bilal'e yönelerek; Muhacir ve Ensar'ı toplamasını söyledi. Ashabı kiram mescide toplanınca Allah Resulü minbere çıktı: "Hamd olsun Allah'a ki, verdiği nimetlerle övülen O'dur! Kuvvet ve kudretinden dolayı kendisine ibadet edilen O'dur! Mülk ve saltanatından dolayı kendisine boyun eğilen O'dur! Azabından korkulan, yanındaki nimetleri umulan O'dur! Yerde ve göklerde hükmünü yürüten O'dur! Kudretiyle halkı yaratan, hikmetiyle mümtaz kılan ve izzetiyle sağlamlaştıran O'dur! Gönderdiği dini ve Peygamberi Muhammed'le halkı şereflendiren O'dur! Yüce Allah, karşılıklı hısımlıklarla nesepleri birbirine katmayı emir buyurmuş ve bununla günahları ortadan kaldırmıştır. Ey Müslümanlar! Yüce Allah Fatıma'yı Ali'ye nikâhlamamı bana emir buyurdu. Sizler şahit olunuz; Fatıma'yı 400 miskal gümüş mehirle Ali'ye nikâhladım." beynında bulundu. Sonra Hz. Ali (r.a.) kalktı ve: "Söze Allah'a hamd ederek başladı. Arkasından Allah Resulü kızı Fatıma'yı bana nikâhladı. Onun mehri benim küçük zırh gömleğimdir. Ben buna razı oldum. Sizler de bu akde şahit olun" dedi. Ashabı Kiram bu hayırlı işe çok sevindi. Hepsi ayrı ayrı Hz. Ali'yi tebrik ettiler. Sonra Allah Resulü Ali'nin evine geldi ve: "Ey Ali! Git küçük zırh gömleğini sat, parasını bana getir." buyurdu. Hz. Ali (r.a.) zırhını alıp çarşıya çıktı. Yolda Hz. Osman (r.a.) ile karşılaştı. Zırhını satacağını söyleyince Hz. Osman zırhı 480 dirheme satın aldı. Sonra: "Ey Ali! Bu zırha sen benden daha layıksın. Lütfen hediyem olarak kabul eyle." diyerek geri verdi. Hz. Ali (r.a.) bu hediyeye çok sevindi. Zırh gömleğini ve parayı alarak Allah Resulüne getirdi.
Peygamberimiz bu paranın bir kısmını Hz. Bilal'a bir kısmını Hz. Ebu Bekir'e verdi. Hz. Ebu Bekir (r.a.), Selman ve Bilal birlikte çarşıya çıkıp çeyizlik eşyaları ve diğer ihtiyaçları temin ettiler. Çeyiz olarak alınan eşyalar şunlardı: 1 adet kadife yorgan, 1 adet yüzü deri içi lif dolu yastık, 3 adet minder. 2 döşek, 1 koç postu, 1 adet topraktan yapılmış su testisi, 1 su tulumu, 1 elek, 1 kilim, 2 adet Yemen işi, üzerleri gümüşle işlenmiş elbise, 2 adet el değirmeni, 1 meşin su bardağı, 2 adet çanak çömlek, 1 adet hurma yaprağından örülmüş sedir.
Allah Resulü alınanları örünce, mübarek gözlerinden yaşlar aktı ve: "Ya Rabbi! En iyi kapları toprak çanak olan bu kullarına bereket ver" diye dua ettiler.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



