Ebu Hureyre (ra)‘nın naklettiğine göre Resulullah (sav) şöyle buyurdu:"Sizin hanımlarınızın en hayırlısı, eşi kendisine yönelip baktığı zaman onu sevindiren (çok güzel şekilde kabul eden) herhangi yapabileceği bir şeyi emrettiği (istediği) zaman onu hemen yerine getiren, eşi evde olmadığı zaman nefsini (namusunu) ve eşinin malını koruyan hanımdır." [Ebu Davud, Nesai]

Hanımların, eşlerinin her emrine usulüne göre uymaları gerekir. Ancak, Hz. Peygamber (sav): "İtaat, Allah ve Resulünün emirlerine aykırı olmadığı, iyilik (maruf) olduğu zaman olur" buyurmuştur.

Yine bir hadiste Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Herhangi (saliha) hanım vefat ettiği zaman eşi ondan memnun ise o hanım cenneti hak etmiştir" (Tirmizi, İbn Hibban)

Allah, hem babasını hem de kızını affetti...

HZ. Peygamber döneminde bir sahabi, üç gün evinden ayrı kalmak zorunda kalır. Eşinin üç günlük her ihtiyacını temin eder. Bazı işleri için, 5 ila 7 yaşları arasında bir erkek çocuğu vardır. Uzak yerdeki eşinin erkek kardeşine, bazı hallerde kız kardeşinin ihtiyaçlarını görmesini söyler.

Bir gün sonra, kardeşi gelir ve ablasına ‘babam hastalandı, seni istiyor‘ der. Bunun üzerine hanım sahabi ‘Eşim, üç gün evden çıkmamı yasakladı, ayrıca eşim çok kıskançtır, biliyorsun‘ der. Kardeşi ısrar edince de ‘öyleyse Allah Resulü‘ne sor, o ne derse onu yapalım‘ der. Mesele Hz. Peygamber (sav)‘a sorulur ve efendimiz ‘eşinin söylediği gibi yapsın‘ buyurur. Hanım sahabinin kardeşi, çaresiz geri döner.

2. Gün, babasının durumunun fenalaştığı haberini verirler ve ‘şimdi gel‘ derler. Hanım sahabinin cevabı değişmez: ‘eşim, üç gün evden çıkmamı yasakladı‘

3. Gün, nihayet babası vefat eder. Hanım sahabiye, gelip cenazeyi görmesi için ‘gel‘ haberi gönderilir. Fakat cevap değişmez ‘eşimin rızası yok, üç gün evden çıkamam‘

Nihayet, üçüncü günün sonunda, eşi çıktığı yolculuktan geri döner. Bütün olaylar kendisine anlatılınca hata yaptığı inancı ile meseleyi Resulullah‘a anlatır. Hz. Peygamber de: "Eşine müjde ver! Allah, bu itaati sebebiyle hem eşini hem de eşinin babasını affetti" buyurur. [Taberani]

Eşi evde iken nafile oruç tutamaz

Hanımlar farz ibadetlerde hiçbir zaman eşlerinden izin almak zorunda değillerdir. Fakat nafile ibadetlerde ise durum böyle değildir. Farzlarda birinci derece itaatte Allah‘ın emirleri önemli ve önceliklidir. Nafilelerde ise eşine itaat farzdır, önem ve öncelik eşine itaattir. Bu hususu dikkate almak, hanımlara farzdır.

Ayrıca eşi evde yokken, eşinin izni olmadan evine ister erkek ister kadın olsun misafir alamaz. Hz. Peygamber (sav): "Eşinin izni olmadan bir hanımın nafile oruç tutması, izinsiz eve erkek ya da kadın alması helal (caiz) olmaz. [Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn Mace] Yalnız, eşi tarafından önceden bilinen kimseleri ve nikâh düşmeyen mahremleri eve almasında mahzur yoktur. Ayrıca eşi seferde ise gündüz gelmesi mümkün değilse nafile oruç tutmasında sakınca yoktur.

Ancak nafile hacca gitmesi de yine eşinin iznine tabiidir. Farz Hacca ise mahremiyle izin almaya gerek olmaksızın gidilebilir. Burada, bu konuyla ilgili bir fetvayı anmadan geçemeyiz.

Bir Hanefi mezhebi mensubu bir hanım, Medine‘de kendisine Hacc farz olsa, Mekke‘ye, Hacca mahremsiz gidemez ve kendisinin mahremi olana kadar hac ona farz olmaz. (Fıkıh kitapları...)

Hz. Peygamber (sav)‘a bir sahabi geldi ve ‘eşime hac farz oldu, hacca gitmek istiyor. Ben de şu harbe ve şu harbe yazıldım‘ deyince Resulullah (sav): "Git, eşinle hacca git. Harplerden silin" buyurdu. Buradaki incelikleri kısa işaret edelim: (Buhari)

1) Burada harbe gitmek farz, ancak ailesini korumak da mahremi olarak eşine farz. Farzlar ictima etti, en uygun farz eşin korunması. Hanımına bir zarar gelirse telafisi mümkün olmayan manevi zararlar meydana gelir. Bu husus çok mühimdir.

2) Bir başka hadiste, Hz. Peygamber (sav) birçok ibadetleri, faziletleriyle sıralamış ve sonunda bu ibadetlerin en üst seviyesi ‘el Cihad fi sebilillah‘ (Allah yolunda Cihad bunlardan üstündür) buyurmuştur. Bu üstün sevaba rağmen, eşine gelebilecek zararı önlemek daha faziletli ve daha sevaptır. (Buhari)

3) Mecellede ‘Def-i mezarrat celbi menafiden evladır‘ Yani ‘Önce kötülüğü önlemek, iyiliği yapmaktan daha üstündür‘ Bu kaide düşünüldüğünde, hacca giden hanım zarar görürse ve görme ihtimali varsa, diğer faydalar birinci derecede düşünülmez. Ameller, haramla sonuçlanacaksa ondan sevap ve hayır beklenmez. İslam‘da bir şey yasak edilmişse ondan fayda beklenemez. Beklenirse, haram inanç olur daha büyük günahtır. Bir domuz çiftliği veya bir şarap fabrikası, İslam hükümlerine göre sermaye veya mal varlığı sayılmamaktadır. Bundan dolayı haram para sevap getirmez. Sevap niyet etmek ağır yük olarak küfür getirir.

Muhabir: Haber Merkezi