Bedir Savaşı‘nın intikamını Uhud‘da alamadıklarını düşünen Kureyşliler, intikamlarına kavuşabilmek için bazı müşrikleri, mü´minlere karşı kışkırtmışlardı. Henüz öldüremedikleri bazı yiğit müslümanları yeniden savaşa sokmak için türlü hilelere başvurmaya başlamışlardı.
Uhud Gazâsı‘ndan sonra Adal ve Kare kabilelerinden iki heyet Resulullah(sav)‘ın yanına geldiler. Bunlar, Hevn bin Huzeyme bin Müdrike aşiretinden iki boy idi. Dediler ki: "Ey Allah‘ın Resulü! İçimizde Müslümanlar vardır. Ashabından bir grubu bizimle birlikte gönder ki, bize Kur‘an‘ı okutsunlar, dinimizi öğretsinler, İslami hükümleri anlatsınlar." Bunun üzerine Resulullah (sav) onlara bu amaçla ashabından bir grubu gönderdi. Bu grubun sayısı kaynakların büyük bir çoğunluğunda 10 kişi olarak zikredilir.
Bu hidayet ve davet heyeti Medine-i Münevvere‘yi terkederek Adal ve Kare taraflarına yöneldiler. Gitmekte oldukları kavmin kendilerine komplo kurduğundan haberleri yoktu.
Usfan ile Mekke-i Mükerreme arasındaki Reci denen yere, yani Huzeylilere ait suyun yanına geldiklerinde etraflarını saran eli kılıçlı onlarca insanın saldırısına maruz kaldılar. Saldırganlar, sahabilere hitaben, "Vallahi biz sizi öldürmek istemiyoruz! Sadece Mekkelilere teslim edip onlardan birtakım şeyler elde etmek istiyoruz. Sizi öldürmeyeceğimize dair teminat veriyoruz" demişlerdi. Bu yalancı teminatları karşısında sahabi grubunda bulunan Asım b. Sabit ile Mersed b. Mersed ve Halid b. Bükeyr: "Biz müşriklerin sözlerini ve anlaşmalarını kabul edemeyiz." demişlerdi. Böyle demekte de haklıydılar. Verilen sözler doğru olsa bile, sonuçta Mekkeliler‘e teslim edileceklerdi. İsimlerini saydığımız üç sahabi, bunlarla vuruşup şehitlik mertebesine yükseldiler. Sahabi grubunun geri kalanı ise birçok müşriki yere sermiş ancak dirençleri kırılmıştı. İçlerinden üç kişi Zeyd b. Desine, Hubeyb b. Adî ve Abdullah b. Târık esir düştü.
Saldırganlar, 3 sahabiyi de bağlayarak Mekke‘ye götürmek üzere yola çıktı.
Abdullah b. Târık, "Vallahi ben size arkadaş ve yoldaş olmam! Şehid olan arkadaşlarım bana örnek ve önderdir" deyip bir zorlayışta ellerini kurtardı. Saldırganlar O‘nu taşa tuttarak şehid etti.
Sahabilerden hayatta kalan Hz. Hubeyb, Bedir Gazâsı‘nda müşriklerden Hâris bin Âmir‘i Cehenneme yollamıştı. Hâris bin Âmir‘in oğulları Hz. Hubeyb‘i almak için büyük paralar ödedi.
Zeyd b. Desine‘yi de Safvân bin Ümeyye, Bedir‘de öldürülen babası Ümeyye bin Halef‘in intikâmını almak üzere satın aldı.
Mekkeli Müşrikler, Hz. Hubeyb ve Zeyd‘i satın aldıktan sonra, onlara ne cezâ vereceklerini konuşuyorlardı.
Haram aylarda olduklarını söyleyerek zaman dolana kadar esirlerin ellerini ve ayaklarını zincire vurarak hapsetmeye karar verdiler.
Harp meydanındaki yenilginin intikâmını, müdâfaasız insanlardan alacaklardı.
Hârisoğulları, iftihârla Hubeyb bin Adiy‘i kendi âile fertlerine gösteriyorlar:
- İşte babamızı öldüren. Şimdi vereceğimiz cezâyı beklemekte! diyorlardı.
Hz. Hubeyb, hapsedildiği evde tam bir tevekkül ile, Allahü teâlânın kendisi hakkındaki takdirini bekliyordu.
Hz. Hubeyb ve Zeyd‘i öldürmek için müşriklerin kararlaştırdığı gün gelmişti. Herkese haber verildi. Bu yüzden şehrin, zengin-fakîr, genç-ihtiyâr, kadın-erkek ve bütün çocukları oradaydı. Bu iki Sahâbinin başına gelecekleri merak ediyordu.
Allah ve Resûlullah sevgisi
HÂRİSOĞULLARI hırsla yaklaştılar:
- Artık ölmeye hazır mısın? diye sordular.
Aslında O‘nun bağırıp çağırmasını istiyorlardı. Çünkü o zaman daha büyük keyifle, işkence edeceklerdi.
Fakat aksine Hz. Hubeyb sâkindi:
- Müslüman olarak öldükten sonra, ne şekilde can verirsem vereyim, önemli değil. Çünkü bütün çektiklerim, Allah ve Resûlullah sevgisi içindir. Cenâb-ı Hakk dilerse, parça parça edeceğiniz vücudumun zerresini, lütuf ile Cennetine nâil eyler. Dedi.
Hz. Hubeyb, son namazını kıldıktan sonra, Mekkeli müşrikler, onu tutup darağacına kaldırarak bağladılar. Yüzünü kıbleden Medine‘ye doğru çevirdiler. Sonra:
- Vallahi dînimden asla dönmem! Bütün dünya benim olsa, bana verilse yine İslâmiyyetten dönmem!..
Esselâmü aleyke Yâ Resûlallah
- Şimdi senin yerine Peygamberinin olmasını, onun öldürülmesini, sen de evinde rahat oturmayı istemez misin? Diye sordular
- Ben Muhammed aleyhisselâmın değil benim yerimde olmasını, Medîne‘de yürürken ayağına bir diken bile batmasına asla râzı olmam!
- Ey Hubeyb, İslâm dîninden dön eğer dönmezsen seni muhakkak öldüreceğiz.
- Allah yolunda olduktan sonra benim için öldürülmenin hiçbir ehemmiyeti yoktur.
Hz. Zeyd bin Desinne‘ye de bu şekilde söylediler. O da aynı cevabı vererek şehid oldu.
Bundan sonra Hubeyb:
- Allahım! Şuracıkta düşman yüzünden başka yüz görmüyorum... Allahım! Resûlüne selâmımı ulaştır. Bize yapılan bu işi Resûlüne bildir, diyerek duâ etti.
Hubeyb‘in etrafında toplanan Kureyş müşrikleri:
- İşte babalarınızı öldüren bu adamdır, diyerek gençleri üzerine mızraklarıyla saldırttılar. Mızraklarını saplayarak vücudunu yaralamaya başladılar.
"Yüzümü Kâbe‘ye çevir"
HZ. Hubeyb‘in yüzü Kâbe‘ye doğru döndü. Müşrikler Medine‘ye doğru döndürdüler. Hz. Hubeyb:
- Allahım eğer ben senin katında hayırlı bir kul isem yüzümü Kabe‘ye çevir, diyerek duâ etti.
Yüzü yine kıbleye döndü. Müşriklerden hiçbiri onun yüzünü Kâbe‘den başka bir tarafa çeviremedi.
Mekkeli müşrikler darağacına çıkardıkları Hz. Hubeyb‘e, ellerindeki mızraklarla işkence yapmaya başladılar. Sonra da mızraklarını peşpeşe saplamaya başladılar, içlerinden biri göğsüne mızrağı sapladı, mızrak sırtından çıktı.
Hubeyb, vücudundan kanlar fışkırırken" Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlüh" diyordu. Hubeyb bin Adiy‘in cenazesi kırk gün darağacında asılı kaldı. Bedeni çürüyüp kokmadı. Hep taze kan aktı. Peygamber efendimiz onun cenazesini getirmek üzere Eshâb-ı kirâmdan Zübeyr bin Avvâm ve Mikdâd bin Esved‘i gönderdi.
Gece gizlice Mekke‘ye girip Hubeyb‘i asılı bulunduğu darağacından indirip deveye yükleyerek Medine‘ye doğru yola çıktılar.
Cennetteki komşu
Durumu öğrenen müşrikler büyük bir kalabalık hâlinde üzerlerine hücum etti.
Hz. Zübeyr ve Mikdâd, kendilerini savunmak için cenazeyi yere koydular. Biraz sonra baktılar ki, Hubeyb‘in cenazesini bıraktıkları yer, yarılıp cesedi içine aldı ve kapandı.
Onlar da oradan uzaklaşıp, Medine‘ye döndüler.
Peygamber efendimiz, Hz. Hubeyb için:
- O benim Cennette komşumdur, buyurmuştur.
Bu şekilde şehid edilen Hubeyb, Medîneli Müslümanlardan olup Evs kabilesindendir.
Hicretten önce Müslüman oldu. Bedir ve Uhud savaşına katıldı. Bu savaşlarda büyük kahramanlıklar gösterdi.
EFENDİMİZ(sav), ESHÂB-I KİRÂMLA OTURURKEN...
Zeyd bin Hârise şöyle anlatmıştır:
Bir gün Resûlullah efendimiz Eshâbıyla otururken kendisine vahy geldiği sırada kaplayan hâl gibi bir hâl kapladı. Sonra,
- Ve aleyhisselâm, dedi.
- Yâ Resûlallah bu selâmı kimin selâmına karşılık verdiniz?
- Kardeşimiz Hubeyb‘in selamına karşılık verdim. Cebrâil aleyhisselâm, Hubeyb‘in selâmını bana ulaştırdı.
Ve Hubeyb ile Zeyd‘in şehid edildiğini Eshâbına duyurdu.
Bir isteğin var mı?
Bir sabah erkenden iki Sahâbînin zincirlerini çözüp, zindandan çıkardılar. Mekke dışında Ten‘im denilen yere götürdüler. Müşrikler bütün mel‘anetlerini, orada yapmayı âdet edinmişlerdi.
Bu iki Allah ve Resûlullah dostunda heyecandan eser yoktu. Yolda karşılaşıp görüşen bu iki Sahâbî kucaklaşarak birbirlerine uğradıkları belâya sabretmelerini tavsiye ettiler.
Az sonra bir müşrik bağırdı:
- Ey Hubeyb! Sen bizim babamızı, Hâris bin Âmir‘i öldürdün. Bugün onun intikâmını senden alacağız. Ölmeden önce bir isteğin var mı?
Hz. Hubeyb, gâyet sâkin şunları söyledi:
-Yaşatan ve öldüren ve öldükten sonra gene diriltecek olan, yalnız Cenâb-ı Allahtır.. O‘na binlerce hamd olsun.
Darağacında namaz
Müşrikler hayretle tekrar sordular:
- Ölmeden önce son bir arzun yok mudur?
- Beni bırakın. İki rekât namaz kılayım...
- Kıl orada.
Elleri ve ayakları çözülen Hz. Hubeyb, hemen namaza durup, büyük bir sükûnet içinde huşû ile iki rekât namaz kıldı.
Toplanan müşrikler heyecanla onu seyrediyorlardı. Namazını bitirdikten sonra:
- Vallahi eğer ölümden korkarak namazı uzattığımı zannetmeyecek olsaydınız, namazı uzatırdım ve daha çok kılardım.
Böylece idam edilirken iki rekât namazı ilk kılan, âdet ve sünnet olmasına sebep olan Hz. Hubeyb‘dir. Peygamber efendimiz, onun idam edilirken iki rekât namaz kıldığını işitince bu hareketini yerinde ve uygun bulmuştur.




