Demokratik açılım sürecinde Öcalan'ın çağrısıyla silahlarını bırakarak Habur'dan giriş yapan 34 kişinin yargılanmasına Diyarbakır 6. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlandı, PKK ile bağlantıları nedeniyle 10 kişi tutuklandı.
Dünkü karar; 19 Ekim 2009'da "gerilla" kıyafetleriyle ülkeye dönen, sınırda sorgulandıktan sonra mahkemece serbest bırakılan ve yüz binlerce insan tarafından, "Kürt sorununda barışçı çözüme yaklaştık" duygusu içinde karşılanan PKK'lılara yönelik davranışa tepki duyan, ağırına gidenler açısından "Habur'un rövanşı" niteliğindedir...
Komşularında barışı arayan, Gazze'de ateş altındaki insanların yardımına koşan Türkiye, Kürt sorununa nasıl bu denli yabancılaşıyor! 30 yıllık şiddeti kanıksamak böylesine bir çaresizliği mi dayatıyor? Kimlikleri tanımanın, aynı coğrafyada eşit haklar, özgürlükler, demokrasi temelinde yaşamanın savaşmaktan başka yolu yok mu? Sonunda "öldürmeden" yaşamayı başaracağız ama mitolojideki "Pirus zaferi" gibi geride kalanlar, "Tanrım bize bir daha böyle bir zafer gösterme" mi diyecekler?!
Evet, "etnik" sorun, çatışmaya dönüşmüşse çözümü zordur. Yugoslavya gibi bölünmüş ülkeler de var, İspanya, İrlanda gibi örnekler de. Habur girişleri abartılmasa, iyi yönetilebilse, PKK, "tasfiye" duygusuna kapılmasa, DTP/BDP sözcüleri sorunu İmralı'ya havale etmeseler ve "ateşkes" sürdürülebilse 2010 yazında 1990'lara dönmezdik. Tabii KCK operasyonları gibi, "İşte silahı bırakırsanız cezaevini boylarsınız" mesajını güçlendiren "rövanşist" davalardan da kaçınılmalıydı. PKK'ya silah bıraktırıp, siyaset yapma yolunu nasıl kapatacaksınız? Bunun anlamı "savaşa devam edin" değil midir?!
Derya Sazak MİLLİYET


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



