Bismillahirrahmanirrahim

Âlemleri yaratan, yaşatan, yöneten, terbiye eden Rabbimize hamd; her şeyi tanzim edici, âlemlere rahmet Peygamberimize salât ve selam olsun.

İslam tebliğinin Mekke döneminde Müslüman olanların sayısı arttıkça müşrikler zulümlerini artırmışlardı. Mekke, Müslümanlar için yaşanmaz bir şehir haline gelmişti. Allah Resulü Müslümanlara Habeşistan‘a hicret izni verdi. Müslümanlarda Habeşistan‘a hicret etmeye başladılar. Müşrikler bu hicreti engellemek istediler ama başaramadılar. Necaşi‘ye bir heyet gönderdiler. Bu heyetin amacı Müslümanların tekrar Mekke‘ye iadesini sağlamaktı. Bu heyet Necaşi ile görüştü. Taleplerini ilettiler.  Necaşi Müslümanları dinlemeden bir işlem yapmayacağını söyledi ve Müslümanları huzuruna davet etti ve aralarında aşağıdaki konuşmalar geçti.

Müslümanlar Necaşi‘nin huzuruna girerlerken selam vererek girdiler ve karşısında secde  etmediler.

Necaşi: "Ey topluluk, niçin kavminizden bize gelip selam verenler gibi selam vermediğinizi bana açıklar mısınız?" diye sorar. Hz. Cafer: "Selam hususuna gelince, Allah‘ın Resulü bize cennet ehlinin selamını öğreterek onu yapmamızı emretti. Bunun içindir ki, sana kendi aramızda selamlaştığımız gibi selam verdik." cevabını verir.

Necaşi: "Sizin dininiz nedir? Hıristiyan mısınız?" Müslümanlar: "Hayır" diye cevap verdiler.

Necaşi: "Yahudi misiniz?" diye sordu. Müslümanlar: "Hayır" dediler.

Necaş: "Peki, kendi kavminizin dininden misiniz?" Müslümanlar: "Hayır, değiliz" dediler.

Necaşi: "Öyle ise sizin dininiz nedir?" Müslümanlar: "İslâm" dediler.

Necaşi: "İslâm nedir?" diye sordu. Müslümanlar: "Biz Allah‘a kulluk eder, O‘na hiçbir şeyi ortak koşmayız" dediler.

Necaşi: "Bu nasıl bir din ki, kavminizden ayrılmanıza sebep oluyor ve ne benim dinim ne de diğer milletlerin dinine girmenize mani oluyor" dedi.

Hz. Cafer söz aldı: "Ey Melik, biz putlara tapan cahil bir kavim idik. Ölü eti yer, kötülük yapar, akrabalarla alakamızı keser, komşularımıza kötü davranırdık, kuvvetlimiz zayıf olanımızı ezerdi. İşte biz bu halde iken Allah bize soyunu sülalesini, doğruluğunu, emanete riayetini ve namusluluğunu çok iyi bildiğimiz bizden birini peygamber olarak gönderdi. O da bizi aziz ve celil olan Allah‘ı birlemeye ve ona kulluk etmeye çağırdı. Bizim ve dedelerimizin Allah‘tan başka taptığımız taşlar ve putlara ibadetten vazgeçmemizi istedi. Bize, doğru sözlülüğü, emanete riayeti, akrabaları ziyareti, komşulara iyi davranmayı, kan dökmemeyi ve haramlardan kaçmayı emretti. Yine o bizi, bütün kötülüklerden, yalan yere şahitlikten, yetim malı yemekten, iffetli kadına iftiradan men etti. Allah‘a ibadet etmemizi, Ona hiçbir şeyi ortak koşmamamızı, dosdoğru namaz kılıp, zekât vermemizi istedi."

Hz. Cafer ona, İslâm‘ın diğer hususiyetlerini de anlatarak şöyle dedi: "Biz de O‘nu tasdik ettik, O‘na hiçbir şeyi ortak koşmadık. Bize Allah‘ın haram kıldığını haram, helal kıldığını da helal kıldı. İşte bu yüzden kavmimiz bize düşman oldu, eziyet etti, dinimizden vazgeçip aziz ve celil olan Allah‘a ibadeti bırakarak putlara tapmamızı, cahiliyet devrinde helal kabul ettiğimiz kötü şeyleri yine helal kabul etmemizi istediler. Bize işkence ettiler, zulüm yaptılar, sıkıntılara düşürdüler, dinimizi yaşamamıza engel oldular. Biz de seni başkalarına tercih ederek memleketine geldik. Senin himayene güvenip, zulme uğramayacağımızı ümit ettik."

Necaşi, Hz. Cafer‘e sordu: "Peygamberinize gelen Kuran‘dan bildiğin bir şey var mı?"

Hz. Cafer: "Var" diye cevap verdi.

Necaşi, Hz. Cafer‘e: "Öyleyse oku!" dedi.

Hz. Cafer, Meryem suresinin başından başlayarak okudu. Necaşi, Kuran‘ı dinlerken ağladı, hatta yaşlar sakalını ıslattı. Yanında bulunan patrikler de ağladı. Ve sakallarından inen yaşlar önlerindeki sayfaları ıslattı.

Necaşi: "Hiç şüphesiz bu Kuran, Musa (a.s)‘nın getirdiği sözle aynı kaynaktan çıkmıştır" dedi.

Müşriklerin Necaşi‘ye gönderdiği Amr b. As: "Ey Kral onlar, Meryem oğlu İsa hakkında kötü şeyler söylüyorlar. Onları çağır ve İsa hakkındaki düşüncelerini sor" dedi. Bunun üzerine Necaşi, Müslümanları İsa (a.s) hakkındaki kanaatlerini öğrenmek için huzuruna davet etti. Müslümanlar Necaşi‘nin yanına geldiklerinde: ‘Meryem oğlu İsa hakkında ne diyorsunuz?‘ diye sordu.

Hz. Cafer cevaben: ‘O‘nun hakkında peygamberimizin bize öğrettiklerini söyleriz. O, Allah‘ın kulu ve Resulüdür. O‘nun Meryem‘e ilka ettiği kelimesi, O‘ndan bir nefestir. Ve temiz bir bakirenin oğludur." dedi.

Necaşi, Bunun üzerine elini yere uzattı, oradan bir çöp aldı, sonra şöyle dedi: ‘Allah‘a yemin olsun ki, Meryem oğlu İsa hakkında benim söylediğim ile bunların söylediği arasında şu çöp kadar bile bir fark yok.‘ dedi.

Bunu söylediği zaman, etrafında bulunan patrikler homurdanmaya başladılar ve: ‘Allah‘a yemin olsun ki, Habeş halkı bunu işitirse seni mutlaka tahtından indirir‘ dediler.

Necaşi onlara: "Allah‘a yemin ederim ki, İsa (a.s) hakkında bundan başka bir şey söylemem. Allah (c.c) şu mülkümü bana iade buyururken benim hakkımda halkın arzusuna uymadı ki, ben de Allah‘ın dini hakkında insanların arzusuna boyun eğeyim. Allah beni bundan korusun!‘ dedi.

Müslümanlara da: ‘Ülkemde istediğiniz yere gitmekte serbestsiniz, size kötülük edenlerin vay haline! Vay haline! Vay haline! Dağlar kadar altın da verseler sizden hiçbirinize eziyet etmem.

Necaşi:  Kureyş elçilerine hediyelerini iade edin! Benim hediyeye ihtiyacım yok. Vallahi bu memleketi bana bağışlarken Allah, benden rüşvet almadı. Ben, O‘nun dini için mi rüşvet alacağım? İnsanlara alet olarak Allah‘a isyan mı edeceğim?‘ dedi.

Ölmeyecek miyiz? Ölünce dünya hayatımızın hesabını Allah‘a vermeyecek miyiz?

Onlar Kurana sarıldılar kurtuldular. Ya biz.

Kaynak: Muhtasar Hayat‘üs Sahabe.

Muhabir: Haber Merkezi