Bir grup şairle birlikte güneş batmadan önce Nemrut‘un zirvesine tırmandık çocuklar gibi. Evet, çocuklar gibi şen şakrak Nemrut yollarındayız. Nemrut‘un kıvrımlı yollarında dağı taşı aşarak kendimizden geçiyoruz adeta. Anadolu‘nun sakin ve insana güven telkin eden topraklarında bir yandan da kendi içimize yolculuk ediyoruz.
İstanbul‘un bunaltıcı sıcağından yeryüzü coğrafyasına doğru kanatlanırken Nemrut‘a konuşlandı yüreğim. THY‘nin Anadolu Jet uçağı ile Adıyaman havaalanına doğru süzülürken yüreğim pıt pıt atıyor. Heyecanım uçak fobisinden değil; medeniyetin boy attığı topraklara doğru akıp giden kaderimle yeniden yüzleşmemden. Mezopotamya‘nın kavşak noktasına yolculuk hangi yürek sahibini heyecanlandırmaz ki? Hele bu havzaya duyarlı bir uçak dolusu şair, yazar, düşünür, sanatçı, akademisyen ve bürokrat ile buralara uzanıyorsanız durum bambaşka bir renk alıyor haliyle. Her taşın altından farklı bir tarihin fışkırdığı medeniyet havzasına bu duygularla kanatlanıyor uçağımız. Kalabalık bir grup karşılıyor bu kıymetli zevatı Adıyaman‘da. Yoğun bir program bekliyor bizi önümüzdeki üç gün boyunca. Defalarca doğup büyüdüğüm bu coğrafyaya gelişim bu sefer diğer gelişlerimden daha çok heyecanlandırıyor beni. Bu yıl değişik etkinliklerle zenginleştirilen "Medeniyetler Kavşağı Adıyaman" sempozyumu artık serpilip gelişmiş delifişek bir delikanlı gibi görünüyor bana. Üçüncüsü gerçekleşiyor "Medeniyetler Kavşağı Adıyaman" sempozyumun; Kommagene Festivalinin ise onyedincisi... Geçtiğimiz dört yıl içerisinde gerçekleştirilen iki koca sempozyum kitaplaştırılarak tarihteki yerini aldı bile. Üçüncüsü ise tüm görkemiyle gerçekleşti. Farklı heyecanlara sahne olan üç koca gün; kalabalık bir akademisyen, şair, yazar, sanatçı, düşünür, bürokrat grubuyla geçiyor. Birçok etkinliğe şahit oluyoruz; Kommagene Festivali, sempozyum, gösteriler, sergiler, film gösterileri, şiir dinletisi ve nemrutta güneşin batışı ile aynı saatlere denk geldiği için takip edemediğim bir çok aktivite... Konukseverliğin en alasına şahit olursunuz Anadolu‘da. Bir de oraların yabancısı iseniz dört dolanırlar etrafınızda. Coğrafyamın kadim geleneğinin pak ruhuna tanık olursunuz buralarda. Yoksulluk ne kadar diz boyu ise, gönül zenginliği daha fazladır buralarda. Şayet şairseniz ilhami ve şevki ile kol kola yürür; tarihçi iseniz geçmiş çağların farklı balkonlarında yeniden tarih yazar; siyasetçi iseniz siyasete yeni bir kapı aralar durursunuz bu topraklarda. Gökkuşağından bir kesit gözlerinizi bürür ve bu coşkuyla yeni bir sosyolojiye şahit olursunuz. İşte Anadolu‘nun ulu bir çınar gibi sizi sarıp sarmalayan şefkatinin sizi alıp başka alemlere götüren büyüsü...
Kommagene Festivali‘nin 17.‘si Adıyaman‘ın Kâhta ilçesinde düzenlendi. Yani dünyanın yedinci harikası Nemrut‘un boy attığı topraklarda... Festival de ismini buradan alıyor zaten. Kahta Belediyesi, Kahta Kaymakamlığı, Adıyaman Üniversitesi ve Adıyamanlılar Vakfı‘nın ortaklaşa tertiplediği Kommagene Festivali ve sempozyum, bir dizi açılışlarla perdesini açtı yerli ve yabancı konuklarına. Bu yıl uluslararası bir festival tertiplenmiş. Müthiş bir organizasyon... Kahta Belediye Başkanı İ. Yusuf Turanlı ve genç kaymakamı Coşkun Açık‘ın çabaları görmeye değerdi işin doğrusu. İnanılmaz bir dayanışma örneği sergilediler. Ve tabii ki festivalin onur konuğu Dengir Mir Mehmet Fırat en çok ilgi gören kişi oldu. Vali Ramazan Sodan, Adıyaman Belediye Başkanı M. Necip Büyükaslan festival ve sempozyuma emeği geçenlerden. En önemlisi Rektör Prof. Dr. Mustafa Gündüz‘ün tükenmek bilmeyen enerjisi dikkatlerden kaçmadı. Festival kapsamında son iki gün ise uluslararası bir sempozyum yapıldı. Festivalin belki de en önemli aktivitesi bu bilgi şöleni oldu. Nemrut ağırlıklı bildirilerin sunulduğu bu sempozyumda, geçmişten günümüze Adıyaman‘ın tarihi, turizmi, demografik yapısı ve tarımı masaya yatırıldı. İstanbul‘daki Adıyamanlılar Vakfı‘nın öncülüğünü yaptığı Adıyaman Üniversitesi, Kahta Belediyesi ve Kahta Kaymakamlığının paydaş olduğu sempozyum, birbirinden ilginç sunumlarla adeta tarihin en heyecanlı dilimine bir gezintiye çıkardı konuklarını. Özellikle Nemrut heykelleri ve tümülüsün konu olduğu esrarengiz sunumlar dinleyenleri büyüledi adeta. Özellikle yabancı konukların gözlerinden bu heyecanı okumak güç olmadı. Onlarca yerli yabancı akademisyen, iş adamı, siyasetçi, gazeteci, yazar ve şair bu sempozyumu renklendirdi. Bilhassa sempozyumun kapanış oturumu dinlemeye değer en önemli oturum olarak göze çarptı. Şüphesiz bu tür sempozyumların günübirlik dinletilerin ötesinde kalıcı izler bırakması gerekiyor. Özellikle akademisyenlerin yıllarca üzerinde kafa yorup, alın teri döktüğü sunumların icraata dönük boyutunun ihmal edilmemesi gerekir. Bu vazife de en çok yörenin siyasetçi, yönetici ve işadamlarına düşüyor. Bu muhteşem sempozyumun bir an önce kitap haline getirilerek kalıcılaşması ise en büyük dileğim.
En önde şiir olmalı
En önde şiir olmalı... Ama olmadı. Şiir dinletisinden önce Aydın Üniversitesi öğrencileri otantik bir sunum yaptılar. Nemrut kıyafetleriyle yeniden tarihi canlandırdılar adeta. Tam yedi temada gösteri yaptılar. İtiraf edeyim ki; böylesi görkemli defilenin her temasının bitmesini iple çektim(!) Böylesi zor şartlarda nemrut dağının zirvesinde o muhteşem otantik kostümlerle defile kolay değil. Yiğidin hakkını teslim etmek lazım. İşin doğrusu beni en çok heyecanlandıran defileden hemen sonra yapılacak şiir dinletisi idi. Defile uzadıkça uzadı. Ve şiir dinletisi güneşin batışıyla birlikte çıkageldi. Nemrutun zirvesinde bir kez daha yüreğimde kalıcılaşan şiir oldu.
Nemrut Dağında Şiir dinletisi
Belki de Kommagene Festivalinin benim için en heyecanlı kısmının Nemrutta Şiir Dinletisi olduğunu söylemeliyim. Bir grup şairle birlikte güneş batmadan önce Nemrutun zirvesine tırmandık çocuklar gibi. Evet, çocuklar gibi şen şakrak nemrut yollarındayız. Nemrut‘un kıvrımlı yollarında dağı taşı aşarak kendimizden geçiyoruz adeta. Anadolu‘nun sakin ve insana güven telkin eden topraklarında bir yandan da kendi içimize yolculuk ediyoruz. İnsanlık vicdanının nabız attığı en eski yerleşim bölgelerinden birinde tarihin ayak sesleri kulaklarımda çınlıyor. Ne hikmetse her Nemrut tırmanışında yeni heyecanlar yaşar, yeni şiirler berkitirim heybeme. Ancak bu sefer farklı bir sevinç vardı gölgemi bir iz gibi süren. Nemrut‘un zirvesinde ilk defa bir şiir akşamı gerçekleşiyordu. Güneş, tümülüsün batı terasına bakan yamaçtan gözlerini yumarak usulce kaybolurken; şairlerimiz yeni şiirler sürecekti namluya bir bir. Belki de bir çoğu, her biri birer mısra-i berceste olan yeni dizeler yazacak ve tarihin kalıcı raflarında yerini alacaktı.
Sakin bir hava hakim her tarafa. Henüz güneş batmadan, dolunay güney cephemizden gözüküyor. O kadar net ve aydınlık bir yüzü var ki dolunayın; işte ayın ondördü bu olsa gerek diyorum. Muhteşem bir sunum var aydan yüreğime yansıyan. Güneşin batışından çok, ayın doğuşu dikkatleri celbediyor. Bu da semanın bize sunduğu ayrı bir ziyafet olsa gerek.
Şiir okununca cümle alem susar. Şiirin olduğu yerde söz sükut eder. Nemrut dağında bir ilk yaşanıyor. Heykellere gülümseyerek güneş son kez bakış atarken yeryüzüne, şairler de şiir ile karşılık veriyorlar bu tatlı tebessüme. Her şiir ayrı ayrı yüreğimizi yalayıp geçiyor böylesi nostaljik bir atmosferde. Sözkonusu şiir olunca bize susmak düşüyor. Çünkü; şiir dinlemek dikkat ister. Ancak böylesi bir susuşla birlikte şairler tarihe şiir düşebilirler. Çünkü güneşin batışıyla birlikte gönlümüzde yeni şiirler doğuyor aslında. Nemrut heykellerinin adeta canlandığı bir mekanda kelimeler şiirleşip semaya kanatlanıyorlar. Nemrut tümülüsünün eteğinde bütün kelimeler şiir olup akıyor oluk oluk Fırat havzasına doğru. Bir yandan gün perdesini kapatırken öte yandan gökyüzünün gece bekçisi ay bir dolunay olarak yüreğime doluyor tekrar. Kimler yoktu ki bu şair ordusunda; Adnan Özer, Ali Ural, Metin Celal, Cumali Ünaldı Hasannebioğlu, Ömer Erdem, Ahmet Kot, Abdullah Uçman... Ve en önemlisi nemrut yeni bir şair keşfediyordu; Nevzat Bayhan. Ve tabii ki bu şair kafilesi içerisinde Adıyamanlı şair dostlarımızı unutmamak gerekir. Necati Atar başta olmak üzere Ziya Taştan, Doğan Durgun, Demirhan Seçilmiş, Sinan Temel, Sırrı Kaplan, Ebubekir Aytekin, Sefer Akgül, Ramazan Eken, Ali Ünişen, Yaşar Akgül, Abülgani Aslangöz, Veysi Atıcı, Mehmet Tepe, Mehmet Özger bu şiir programını renklendiren dostlarımız. Güzel bir ev sahipliği örneği sergilediler. Bir önceki sempozyumda rahmetli Erdem Beyazıt‘ın da yer aldığı bir şiir dinletisi olmuştu Adıyaman şehir merkezinde. Zaman değirmen gibi öğütüyor bizi. O‘nun yokluğunun hüznü ile şiir dinletisi gerçekleşiyor bu sefer. Anadolu‘nun insanı büyüleyen Nemrut sırtlarında güneşe doğru yürürken, böylesi kalıcı bir anekdot düşüyor not defterime. Sonuçta; güneşin doğusuyla birlikte bir kez daha tarihe en önde şiir düşüyor.





