Müslüman olmamız; asık suratlı, çatık kaşlı, sürekli ağlayan, başı eğik birisi olmamız anlamına gelmiyor.
Yaşadığımız olaylar, başımızın üstündeki kara bulutlar, kulaklarımızda yankılanan acı haberler, gözümüzü karartan terslikler ebedi bir matem içinde olmamızı gerektirmiyor. Ölçüyü kaçırmadan, seviyeli espri ve şakalar yapmak da mümkün. Tek önderimiz Hz. Muhammed (sav)‘ın hayatından güler yüzlü yaşamayı öğrenebiliriz
Müslüman olmamız; asık suratlı, çatık kaşlı, sürekli ağlayan, başı eğik birisi olmamız anlamına gelmiyor. Yaşadığımız olaylar, başımızın üstündeki kara bulutlar, kulaklarımızda yankılanan acı haberler, gözümüzü karartan terslikler ebedi bir matem içinde olmamızı gerektirmiyor. Ölçüyü kaçırmadan, seviyeli espri ve şakalar yapmak da mümkün. Tek önderimiz Hz. Muhammed (sav)‘ın hayatından güler yüzlü yaşamayı öğrenebiliriz.
Nesil yetiştirmenin zorlukları, evlat imtihanında bocalamanın sonucu kahırdan kahıra sürüklenmek değildir.
İbadet ediyor oluşumuz, Kur‘an okumamız, zikir yapmamız, hatta tefekkürümüz hep hüzünlü, tasalı olmak zorunda bırakmaz bizi.
Biz bir örneğin peşinden gitmeye çalışıyoruz. Yeni bir yol açıyor değiliz. Bizden önce açılmış ve gidilmiş bir yolun yolcularıyız. Önümüzde Peygamber efendimiz var. O‘nu adım adım izlemiş, izlemelerinde muvaffak olup Allah‘ın rızasını kazanmış sahabeler var.
Ailesinin, toplumunun, ümmetinin ve bütün insanlığın dertlerini, emellerini bağrına basmış bir Peygamber.
Cenneti, cehennemi gözleri ile görmüş, hayallerin ötesine geçmiş bir Peygamber.
Arş‘a varmış, münteha‘da bir Peygamber...
Anbean Cebrail ile buluşup vahye muhatap olan bir Peygamber...
Mizahta ölçü nedir?
İslam dini, insan hayatının her karesine ölçü koymuştur. Rabbimizin ihsanlarından biri olan ve en tabii ihtiyaçlarımızdan olan gülme, eğlenme ve neşelenmeye de bir ölçü konulmuştur. Gülmenin de bir ölçüsü var
Dini kavramlar mizah konusu olamaz
Mizah ve eğlenme konusu dinle ilgili bir şeyle ilgili olmamalıdır. Allah, ayet, hadis, akide ile ilgili gülmenin akıbeti cehennem ateşidir. Böyle bir eğlenceyi icra etmek, icra edilmesine katkıda bulunmak, icra edilirken izlemek asla caiz olmaz.
"Şayet kendilerine sorsan ‘Biz, sadece lafa dalmış, şakalaşıyorduk‘ derler.
De ki: ‘Siz Allah ile ayetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?‘
Sakın boşuna özür dilemeyin, siz iman ettiğinizi söyledikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden bir kısmınızı bağışlasak da, bir kısmına suçlarında ısrar etmelerinden dolayı azap edeceğiz." Tevbe, 65-66
Sakal gibi, Resulullah (sav)‘a ait olduğu sabit olan bir sünnetle eğlenmek de kabul edilemez. Eğlence ve mizahın konusu hiçbir zaman din ve dine ait şeylerden biri olmamalıdır.
Üç şeyin şakası olmaz
Nikâh ve talakla da şaka yoktur. Peygamber efendimiz buyurdular ki:
"Üç şeyin ciddisi de ciddidir, şakası da ciddidir: Nikâh, talak ve köle azadı."
Espri; harama yol açmamalıdır
Haramlardan bir haram gevşetilmemeli, harama yol açılmamalıdır. Yalan irtikâp edilmemelidir. Müstehcenlik bedende olabileceği gibi, dilde ve gözde de olabilir.
Küçük düşürücü sözler şaka olamaz
Bilhassa bedensel zararlar doğuran şeyler asla uygulanamaz. Bedeni arızalarla eğlenmeye götüren söz ve davranışlar ise akıbeti tehlikeli şeylerdir. Peygamber efendimiz şöyle buyurmuşlardır: "Kardeşinle eğlenme! Allah ona merhamet edip (onu iyileştirir de) sana bela verebilir."
Mizah, yemekteki tuz gibi olmalıdır
Hep mizah, şaka olmasın. Şaka ve mizahın oranı yemekteki tuz kadar olmalıdır. Yemeğe tuz katmakla, tuza yemek katmak birbirine karıştırılmamalıdır. Müminin seviyesini düşürecek çapta şeylerden uzak durmak esastır.
Peygamberimiz de espri yapardı ama O; dertli başına, yaşlı gözlerine rağmen tebessüm etti. Neşelendi, neşelendirdi. Hayatla paralel yaşadı. Ağlanacak yerde ağladı. Gülünecek yerde güldü. Geceyi gece gibi, gündüzü gündüz gibi yaşadı. Espriler yaptı. Şakalar yaptı. Çocukların yanında çocuklar gibi oldu. Yaşlıların yanında onların havasına uydu. Kadınların dünyasında onları, onlar kadar anlayışla karşıladı. Ailesi ile tam bir aile ortamında kaynaştı.
Mescidi ile evi iç içe denecek kadar yakındı. Ne evini mescide ezdirdi ne de mescidini evine ezdirdi. Cenaze oldu orada ağladı. Düğün oldu orada hoş muhabbet etti. Geceyi gündüze, gündüzü geceye ezdirmedi. Hıçkırığı duyulacak kadar ağladı, inci gibi dişleri görülecek kadar güldü. Her şeyi yerli yerine oturttu. Muazzam ve muhteşem bir denge kurdu.
Efendimizin kurduğu o denge, etrafındakilere örnek oldu. Ashabı O‘nu taklit ettiler. Ağlanacak yerde ağladılar, gülünecek yerde güldüler. Mescitte muhlis bir âbid, evlerinde müşfik bir koca-baba oldular. Kışta sert, baharda esnek oldular. Tenekeden bir robot gibi olmadılar; ruhu ile bedeni ile mütenasip mükemmel bir insan oldular.
Biz, yeryüzünde yaşayan bütün Müslümanlar olarak o örneğin izinde olmalıyız. Eğlence yerlerinde, ekran başında hayatımızı heder etmekten Allah‘a sığınırken, matemlerde yüzüp helak olmaktan da Allah‘a sığınırız. Ağlarız güleriz. Dengesiz olmayız. Ağlanacağa ağlar, gülüneceğe güleriz. Yerli yerinde ve zamanında güleriz. Haddimizi biliriz. Elbette gülmek de hakkımızdır.
Ama haklarımızın bir haddi vardır; o haddi aşmamaya özen gösteririz.
Sahabeler gülüp neşelenirlerdi
Takvanın ve zühdün en güzel örneklerini sergileyen sahabeleri gözleri nemli, çehreleri asık insanlar zannetmek onlara karşı hatadır. Onlar, bütün zamanların en büyük sıkıntılarına katlandılar, imanlarının bedellerini en ağır şartlarda ödediler. İbadetlerin en samimisini, en güzel örneklerini yaptılar. Fetihler gerçekleştirdiler. Kur‘an okudular, Kur‘an‘ı yaydılar. Fakat soğuk tipler değillerdi. En nazik edep ölçüleri içinde latifeler, şakalar da yaptılar. Güler yüzlü oldular.
Tabiinden İbni Sirin, ashabın mizah yapıp yapmadığından sorulduğunda şöyle demişti:
"Diğer insanlar gibiydiler. İbni Ömer mizah yapar, şiir okurdu"
Nuayman bin Ömer el-Ensari, sahabeler arasında latifeleri ile meşhur olmuş biriydi. Onun gerek Peygamber efendimiz ile ve gerekse diğer sahabelerle yaptığı şakalar bugünkü Müslümanlar tarafından garipsenecek düzeydedir.
Ama Peygamber efendimizin huzurunda yaptığı, bizzat O‘na yaptığı şakalar yüzünden azarlanmamış, dışlanmamıştır. Ömer‘den dayak yememiştir. İşte onun şakalarından sadece biri:
Medine pazarına yeni gelen turfanda bir şeyi alıp Peygamber efendimize hediye etmiş. Malın sahibi ücretini isteyince de onu alıp Peygamber efendimize götürmüş. ‘Bu adam parasını istiyor‘ demiş. Peygamber efendimiz; ‘Sen onu bana hediye etmemiş miydin?‘ diye sorunca da, ‘Evet. Ben onu sana hediye ettim. Ama benim param yoktu. Sen de onu taze taze yiyesin istedim‘ diye cevap vermiş. Bunun üzerine de Peygamber efendimiz, tebessüm ederek malın sahibine ücretini ödemiş...
Abdullah bin Ömer‘e; ‘Sahabeler güler miydi?‘ şeklinde bir soru sorulunca şu cevabı vermiştir: "Evet. Gülerlerdi. İman da kalplerinde dağlardan daha büyüktü"
Kaldırabilecek olana şaka yapılır
Herkesin yeri ve değeri başkadır. limin, yaşlının, çocuğun yeri aynı değildir. lime yapılan şaka ile çocuğa yapılan şaka, aile bireylerinden birine yapılan şaka ile yabancıya yapılan şaka aynı olamaz. Herkesle hak ettiği ve bulunduğu yere göre konuşulur, o yere göre şakalaşılır. Kaldırabileceği bilinen birine şaka yapılabilir.
Nuayman, sedirin altına gizlendi!
Medine‘den olmayan bir köylü Peygamber efendimizin yanına girdi. Devesini de avluya bağladı. Bir gurup sahabe Nuayman‘a dediler ki: ‘Canımız et istiyor, şu hayvanı kessen de yesek‘ O da tuttu, hayvanı kesti. Sahibi dışarı çıkınca hayvanını kesilmiş buldu. Bağırmaya başladı. Peygamber efendimiz çıktı. ‘Bu işi kim yaptı?‘ diye sordu. ‘Nuayman‘ dediler. Kesmesini isteyenlerden biri gizlendiği yeri efendimize gösterdi. Çağırttı, getirtti onu. ‘Neden yaptın bunu?‘ diye sordu. O da dedi ki: ‘Ya Resulullah. Saklandığım yeri sana gösteren kimse, o beni teşvik etti bu işe‘ Peygamber efendimiz hem gülmeye başladı, hem de eliyle Nuayman‘ın toz toprak olan yüzünü sildi ve köylünün hayvanının bedelini de ödedi.



