Yedi gün boyunca Tunus‘taydım...

Tarih kokan sokaklarıyla, beyaz boyalı, mavi pencereli evleriyle, tertemiz otelleri, nefis bir deniz ve çöl kumundan oluşan uçsuz bucaksız sahilleriyle  "ne kadar da güzel bir memleket" dedirten ülkedeydim.

Başkent Tunus, Hammamet, Sousse...

Hammamet, Binbir Gece Masalları‘nı hatırlatıyor.

Başkent Tunus‘a iki saat uzaklıktaki Sousse; Roma, Bizans ve Arap kültürlerinden derin izler taşıyor.

Görenleri cezbeden, seyrine doyum olmayan kentler bunlarla sınırlı değil.

Sousse dışında, Hammamet Körfezi‘nin sonuna doğru uzanan Monastır da "çok şükür buraları da gördük" dedirtiyor.

Her yerde karşınıza 1300 kilometreyi bulan Akdeniz sahili, masmavi deniz çıkıyor.

Gezginlerin de ifade ettiği gibi Roma‘ya kök söktüren Kartaca kentinin harabelerinden, mozaik galerisi Bardo Müzesi‘ne, Sahara Çölü‘nden Sidi Bou Said ‘e yapılan bir yolculuk, insanın düşünce ufkunu geliştiriyor.

Tarih boyunca bu bölgeden geçmiş birçok uygarlık, ülke kültürüne farklılık ve zenginlik kazandıran şehirler tarihin derinliklerinden kopup gelmiş gibi...

Birbirinden farklı yüzler ve renkler sunan Tunus‘un en eski mahalleleri, hikâyelerde anlatılan masal ülkelerini andırıyor.

Çatısız, çok katlı olmayan bembeyaz evler...

İşlenmiş sütunlarla süslenmiş balkon ve çerçeveler...

Turkuaz mavisine boyanmış kapı ve panjurlar...

Sarmaşıkların konfeti gibi serpildiği Arnavut kaldırımları...

Baş döndüren yasemin kokuları...

İşlemeli elbiseleri, kumaşları, eşarpları, rengârenk halıları, kilimleri ve seramikleri, dantel gibi örülmüş kuş kafesleriyle adeta bir el sanatları cenneti...

Hediyelik eşya dükkânlarında; Tunus‘a özgü kapılar, kapı desenleri şeklinde dizayn edilmiş aynalar ve kartpostalları, Tunus çinileri,  deve derisi rengârenk maskeler ve Tunus çinileri müşterilerin beğenisine sunuluyor.

Kısacası, tarihi eserleri ve kumsalları ile görenleri cezbeden, turizm açısından potansiyel zenginliklere sahip olan Tunus, gerçekten de gezilmesi gereken bir ülke...

Muhabir: Haber Merkezi