Yurt dışında görev yapmışların ciltleri dolduracak hatıraları vardır.
Ama çoğu kişi, yazmaktan çekinir, anlatmakla yetinir. Oysa yazmalı o hikâyeleri. Kaybolmaktan kurtulmalı. Mehmet Öztunç Yol Hikayeleri adlı kitabında rahat, yoğun, sıra dışı bir dil kullanıyor. Yazar, gezdiği, gördüğü yerlerde yaşananlardan hareketle büyük sanatkârların hayatları izleğinde, realist gözlemle anlatıyor öyküsünü. Yolu değil de yolculuğu vurguluyor, mana erlerinin yolundan giderek.
Türünü hesap etmeden yazanlara gıpta ederim. Çok doğal, çok rahat yazarlar. Hem bilgi verirler hem yorum yaparlar hem de kelimeler ülkesinde gezinirler. Mehmet Öztunç Yol Hikayeleri adlı kitabında rahat, yoğun, sıra dışı bir dil kullanıyor. Bazen hikaye anlatıyor, bazen biyografik bilgi veriyor, bazen de sanat yapıyor. Su bir yerde durursa bozulur, sırrından hareketle inişli çıkışlı bir yol izliyor.
Yazar, gezdiği, gördüğü yerlerde yaşananlardan hareketle büyük sanatkarların hayatları izleğinde, realist gözlemle anlatıyor öyküsünü. Yolu değil de yolculuğu vurguluyor, mana erlerinin yolundan giderek. İlk hikâye Şeyh Şamil‘in yolcuğu. Şamil‘in Hacca gidişi anlatıyor. Bu bölümde gözyaşlarımı tutamadığımı belirtmeliyim. Şeyh Şamil Kabe‘ye uzun bir yolculuktan sonra varıyor. Bu arada İslam dünyasına bu haber yayılıyor. O sene Haccı Ekber oluyor. Binlerce Müslüman Şamil‘i görmek isteyince izdiham çıkıyor. Bunun üzerine Şamil, Kabe‘nin üzerine çıkarılıyor ve Müslümanları selamlaması sağlanıyor. Bütün Müminlerin gözleri, o efsane kahramanı görmüş olmaktan ötürü yaşlı. Dönüş yolunda Medine‘ye geliyor, Ahmet Rüfai Hazretlerinin evinde misafir kalıyor ve orada Hakk‘ın rahmetine kavuşuyor. İkinci hikâye Tolstoy‘un yolculuğunu anlatıyor. İstanbul‘a gitmek üzere 28 Ekim 1920‘da evinden ayrılan Tolstoy 7 Kasım 1910‘da bir tren istasyonunda zatürreden ölüyor. Tolstoy, kendini kuşatan hayattan kurtulmak, Allah‘a adanmış bir hayat yaşamak istiyor. Yazar, Tolstoy‘un yolculuklarını Volga‘yla irtibatlandırarak anlatıyor. Romancıların, öykücülerin, şairlerin tutkuyla bağlandıkları bir dağ, deniz, ırmak gibi öğeler vardır, Tolstoy da Volga‘ya vurgun. Edebiyatımızda Sait Faik ve Halikarnas Balıkçısı denize, Mustafa Kutlu parklara, Ali Çolak bahçeye, Cafer Keklikçi çaya, Necati Mert domatese, Recep Şükrü ayvaya, Asaf Halet dolmakaleme tutkundur. O olmadan yaşayamazlar. Öztunç, kaleme aldığı sanatçıların buna benzer çokça niteliklerini kıvrak bir üslupla anlatıyor.
Diğer hikayelerde Ashab-ı Kehf, Bediüzzaman, Hızır ile Musa, Eyyüb El Ensari, Selam-ı Farisi, Veysel Karani, İkrime, Mevalana, Hala Sultan Ümmü Haram, Yunus gibi maneviyat büyüklerinin hikayelerini anlatıyor. Yazar, bu başlıkların arasına kendi yolculuklarını da ekleyerek hikâyeyi günümüze taşıyor. Yunus‘la çağımızın Yunusları arasında ilgi kuruyor. Tarih, yaşanmış bitmiş bir vaka olmaktan çıkıyor, benzer olaylar yaşanmaya devam ediyor, ama duygular, düşünceler, niyetler, idealler değişiyor.
Yazar, yola nasıl başladığınızdan çok yolu nasıl bitirdiğiniz önemlidir, fikrini esas alarak kuruyor hikâyesini.
Yurt dışında görev yapmışların ciltleri dolduracak hatıraları vardır. Ama çoğu kişi, yazmaktan çekinir, anlatmakla yetinir. Oysa yazmalı o hikâyeleri. Kaybolmaktan kurtulmalı. Yüz yıl önce Ümit Burnu‘na gönderdiğimiz ilk eğitim elçimiz Ebubekir Efendi, orada yaşadıklarını yazmış olsaydı, bugün Afrika‘ya bakışımız daha başka olurdu. Memduh Şevket elçilik yaptığı doğu ülkelerini anlatsaydı oralarla ilişkimiz daha gelişmiş olabilirdi.
Mehmet Öztunç, yurt dışı hatıralarının sadece yolculuk bölümlerini, kitabın temasına uygun olarak, ele almış. Yabancı ülkelerde görev yapan her vatandaşımız bizim bir kültür elçimizdir. Orada ülkemizi iyi temsil etmekle yükümlüdür. Öztunç, bu özveriyi göstermiş hatta yaşadıklarının unutulmasının önüne geçmiş güzel bir eser çıkarmıştır.
Anlam yoğunluğu bakımından bu yıl okuduğum birkaç kitaptan biriydi Yol Hikayeleri. Kitap, yolu değil, yolculuğu esas alıyor. Yolculuğu öne çıkarıyor. Nereye gittiğinden ziyade nasıl gittiğine dikkat çekiyor.
Kurmaca yapma telaşına kapılmadan reel bir yaklaşımla ele alıyor konularını. Yer yer kurmacayı tatlı geçişlerle sezdirse de esas olarak yaşanmışlıkları dillendiriyor. Türüne karar verilememiş ama yayınlanmasında yeterli görülmüş eserlere anlatı adı veriliyor. Türünün ne önemi var? Kelimeler kalbimizde karşılığını buluyorsa yazar amacına ulaşmıştır.





