Mus'ab genç bir delikanlıydı. Mekke'nin zengin, soylu bir ailesindendi. Anne-babası üzerine çok düşüyordu. Bir dediğini iki etmiyorlar, ne isterse alıyorlardı. Her şey emrindeydi sanki. Hele annesi oğlunu o kaar seviyordu ki, gözü gibi bakıyordu. Elini sıcaktan soğuğa değdirmiyordu. Her türlü rahatı ve refahı oğlu için hazırlıyordu.
Çevresince de çok seviliyordu. Ahlakını, terbiyesini, efendiliğini herkes takdir ediyordu. Yakışıklı, tığ gibi bir delikanlıydı. Hem ahlakça, hem de görünüş bakımından parmakla gösteriliyordu.
O zamanlar İslam dini yeni yeni yayılıyordu. Müslümanların sayısı parmakla gösterilecek kadar azdı. Peygamberimiz henüz Kur'anın emirlerini açıktan açığa anlatmıyordu. Çünkü din düşmanları Müslümanlar Mekke'nin kenar bir semtinde bulunan bir evde bulunuyorlardı.
Mus'ab akıllı, zeki ve ileri görüşlü bir delikanlıydı. Peygamberimizin İslam dinini, insanlara Allah'ın varlık ve birliğini anlattığını duyunca yerinde duramadı. Çok merak ediyordu. Daha fazla bekleyemedi. Doğruca Peygamber Efendimizin yanına gitti. Peygamberimizin anlattıkları bütün ruhunu sardı, içini rahatlattı. Dünyaya niçin geldiğini anlıyordu. Beklemeden hemen iman etti. Müslümanların arasına katıldı.
Mus'ab Müslüman olduktan sonra gizli gizli Peygamberimizin yanına gidip geliyordu. Müşrikler bunu sezmişti. Kendisine ters ters bakmaya başladılar. Fakat varlıklı bir aileden olduğu için, üzerine fazla gidemiyorlardı.
Bir gün Mekke'nin ıssız bir yerinde namaz kılıyordu. Müşriklerden birisi kendisini gördü. Hemen gelip ailesine haber verdi. Ailesi ilk önce bu habere inanamadı. Sonra adam onları ikna etti. Artık canları gibi sevdikleri çocuklarına düşman olmuşlardı. Mus'ab Allah ve Resulünü anne-babasına tercih etmişti. Çünkü imanı bunu gerektiriyordu. Bir Müslüman Allah ve Peygamberini herkesten çok sevmeliydi. Peygamber Efendimiz, anne-baba insanın dünyaya gelmesine vasıta olmuşlar, onu beslemiş, büyütmüşlerdi, ama onu dünyaya gönderen, yaratan ve sonsuz bir hayat veren Allah olduğunu söylemişti. Onun için Allah'ı ve Resülünün sevgisini hiçbir sevgiye değişmemeliydi.
Mus'ab bu düşüncedeydi. Artık ailesini desteğini de kaybetmişti. Kendisiyle ne görüşmek, ne de konuşmak istiyorlardı. Eve uğrayamaz olmuştu. Mus'ab bu arada Peygamberimizin yanına geliyor, konuşmalarını dinliyor, her gün yeni bir şey öğreniyordu.
Birgün geldi. Peygamberimiz Sahabilerle sohbet ediyordu, selam verdi, oturdu. Fakat Sahabiler gereken ilgiyi göstermediler. Peygamberimiz onları şöyle uyardı:
"Şu genç adamı görüyor musunuz? Önceleri anne-babasının en çok sevdiği bir varlığıydı. Allah ve Resulünün sevgisi anne baba sevgisinin üzerine üstün gelince, o da Allah Resulünü tercih etti."
Ailesinin Mus'ab'ı terk ettiğini anlayan müşrikler onunla uğraşmaya başladılar. Dininden dönmesi için her türlü baskı ve eziyeti yapıyorlardı. Bir gün, pek çok hakaretten sonra, hapsettiler. Aç susuz günlerce alıkoydular. Onların istediği sadece Mus'ab'ın dininden vaz geçtiğini söylemesiydi. Peygamberimizin aleyhine konuşmasıydı.
Mus'ab kolayı bırakıp zoru ve zahmeti seçmişti. Aslında her türlü refah içinde yaşamaya alışmıştı. Neyi isterse sahip oluyordu. Bir tek sözle yine eski gösterişli haline dönebilirdi. Fakat o bütün bunları basit ve geçici görerek sıkıntı içinde de olsa imanlı olarak yaşamayı istiyordu. Hayatı boyunca da Allah ve Resulünün yolundan hiç ayrılmadı. Allah ondan razı olsun.
(Yarın: Gözü gönlü tok sahabi, Ebu Said)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



