"Ey iman edenler! Allah'ın ve Peygamberinin önüne geçmeyin. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın, yoksa siz farkına varmadan işledikleriniz boşa gider. Allah'ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, Allah'ın, gönüllerini takva (Allah'a karşı gelmekten sakınma) konusunda sınadığı kimselerdir. Onlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır." [Hucurat 1-3]
Muhammed Ali es-Sâbûnî'ye göre surenin muhtemel iniş sebepleri
1) Rivayete göre, bazı görgüsüz Bedeviler, Peygamber (sav)'ın eşlerinin bulunduğu odalara gelip, ona, "Ey Muhammedi Çık, yanımıza gel" diye bağırmaya başladılar. Bunun üzerine Yüce Allah, "O kimseler ki, odaların arkasından seni çağırırlar. Onların çoğu düşüncesizdir" mealindeki ayeti indirdi.
2) Rivayete göre, Peygamber (sav) Velid b. Utbe'yi, kavminden topladığı zekâtı yanında bulunduran Haris b. Dırâr'dan almak üzere gönderdi. Velid gidip onlara yaklaştığında, onlardan korktu. Resulullah (sav)'ın yanına dönerek şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü! Onlar dinden dönmüşler. Zekâtı vermediler. Bunun üzerine bazı Sahabeler, onların üzerine gidip savaşmaya niyetlendi. Yüce Allah, "Ey iman edenler! Eğer fasığın biri size bir haber getirirse, onu araştırın" mealindeki ayeti indirdi.
3) Hz. Enes'in (ra) şöyle dediği rivayet olunur: "Peygamber (sav)'a, "Keşke, Abdullah b. Ubeyy'e bir gelsen" denildi. Abdullah, münafıkların reisi idi. Bunun üzerine Resulullah (sav) bir eşeğe binip onun yanma gitti. Müslümanlar da onunla birlikte yürüyerek gittiler. Hz. Peygamber (sav) onun yanına geldiğinde, Abdullah ona: "Benden uzak dur. Vallahi, eşeğin kokusu beni rahatsız etti" dedi. Ensar'dan biri de: "Vallahi, Resulullah (sav)'ın eşeğinin kokusu, senin kokundan daha güzeldir" dedi. Bunun üzerine, Abdullah'ın kavminden bir adam onun için öfkelendi. Ensar kavminden de diğer kimseler onun için kızdı. Aralarında sopa, yumruk ve takunyalarla bir dövüş çıktı. Bunun üzerine Yüce Allah, "Müminlerden iki zümre, birbiriyle savaş edecek olursa, aralarını bulun" mealindeki ayeti indirdi. [Buhari]
"Ey iman edenler! Allah'ın ve Peygamberinin önüne geçmeyin. Allah'a karşı gelmekten sakının." Bu ayetin tefsiri olarak Hz. Katade şöyle demiştir: "Bize bazen 'şu konuda şöyle şöyle bir ayet inseydi, şunun gibisi doğru olsaydı daha iyi olurdu' şeklinde sözler sarf ettikleri naklolundu da yüce Allah bu davranışları çirkin gördü: 'Avfi der ki: "İnsanlar O'nun huzurunda konuşmaktan yasaklandılar."
Mücahid de şöyle demiştir: "Bir konu hakkında yüce Allah, Peygamberinin dili üzere hükmünü verene kadar, Peygambere danışmadan kendi başınıza hareket etmeyiniz" der.
Hz. Dahhak ise: "Yüce Allah'ı ve Peygamberini bırakıp da dininizin hükümleri ile ilgili olarak hüküm vermeyiniz" der. İbni Abbas'tan naklettiği bir rivayette Talha oğlu Ali de şöyle demiştir: "Ayetin anlamı Kitap ve sünnete aykırı olarak bir şey söylemeyiniz, demektir"
Hz. Ebubekir ile Hz. Ömer tartışıyorlar
İmam Buhari der ki: Bize Luhm kabilesinden Safvan oğlu Büsre nakletti. Ebu Müleyke oğlu der ki: "İki hayırlı kişi (Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer) az kalsın mahvolacaklardı... Hicretin dokuzuncu senesi, Resulullah'a Temim oğullarından bir heyet gelince bu iki hayırlı kişi Resulullah'ın huzurunda seslerini yükseltmişlerdi. Birisi, Temim oğullarına başkan yapsın diye Mücaşi oğullarının kardeşi olan Habis oğlu Akra'ı tavsiye eder. Diğeri başka bir kişiyi tavsiye eder.
Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer'e "Senin maksadın sırf benim görüşüme aykırı davranmaktır" der. Hz. Ömer: "Hayır senin görüşüne aykırı davranmak değil gayem" der.
Ve bu konuda sesleri yükselir. Ve Allah Teâlâ şu ayeti indirir:
"Ey inananlar! Seslerinizi, Peygamberin sesini bastıracak şekilde yükseltmeyin. Birbirinize yüksek sesle konuştuğunuz gibi onunla da öyle yüksek sesle konuşmayın; yoksa siz farkında olmadan amelleriniz boşa gider."
Hz. Ömer bu ayetin inişinden sonra, Peygamber ona ne söylediğini sorup anlamaya çalışmadıkça, o kendi yanından sesini yükseltip de ona bir söz işittirmemiştir. Hz. Ebu Bekir'in de, "Bu ayet inince, ya Resulullah, vallahi seninle ancak sır kardeşim gibi (yani fısıltı gibi) konuşacağım dedim" diye söylediği rivayet olunur.
Hucurat Suresinin Konusu
Müslümanlara iman sahiplerinin şanına ve adına layık olan edep ve terbiyenin öğretilmesidir. İlk beş ayette; Müslümanların Allah ve Peygamberi hakkında göz önünde bulundurmaları gereken edep ve saygı anlatılmaktadır.
Daha sonra her haberin araştırılması, gerçek olup olmadığının soruşturulması, bu yapılmadan harekete geçilmesinin uygun olmayacağı ihtar edilmektedir. Bir kişi, millet veya kabile hakkında bir haber alınmış ise haber kaynağının sağlam olup delilleriyle incelenmesi gerektiğinin, haber kaynağı olan kişi güvenilir değilse, harekete geçmeden önce haberin kendisinin doğru olup olmadığının iyice incelenmesi gerektiği tavsiye edilmektedir.
Daha sonra, Müslümanlardan iki grubun savaşması halinde diğer Müslümanların bu konuda tutumlarının nasıl olması gerektiği açıklanmaktadır. Arkasından sosyal hayatı berbat eden ve Müslümanlar arasındaki ilişkileri bozup zedeleyen kötülüklerden Müslümanların sakınması gerektiğini ısrarla vurgulayan emirler buyrulmaktadır.
Bir kişiyle alay etmenin, birbirini kötülemenin, birbirine kötü lakaplar takmanın, kötü zanlarda bulunmanın, başkalarının durumunu ve hayatlarının gizli yönlerini araştırıp soruşturmanın, insanları arkasından çekiştirmenin -ki bunlar bizatihi günah olan ve toplum düzenini bozan şeylerdir- haram olduğunu teker teker sayarak belirtmektedir.
Bunun ardından; bütün insanlığı felakete sürükleyen, dünya çapında huzursuzluğa sebep olan ırk ve soy imtiyazlarına darbe indirmekte; millet, kabile ve ailelerin şan ve şöhretleriyle öğünmeleri, başkalarını kendilerinden aşağıda görmeleri, kendi üstünlüklerini devam ettirebilmek için diğerlerini çiğnemeleri, dünyayı zulüm ve haksızlıkla dolduran ana sebepler olarak zikrediliyor.
Allah Teâlâ küçücük bir ayette bütün insanların bir tek asıldan yaratıldığını, millet ve kabilelere ayrılmalarının övünmeleri için değil tanınmaları için olduğunu bildirerek ırkçılık pisliğinin kökünü kazımıştır. İnsanın insana ahlak değerleri (takva) dışında bir üstünlüğünün olamayacağını, aksi bir iddianın sağlam bir temeli olmayacağını insan mantığına yerleştirmiştir.
Ve nihayet insanlığa, önemli olanın iman davasının dilde olmayıp, kalplerinde Allah ve Resulü'ne sağlam bir iman taşıyarak, ameli olarak Allah'ın emirlerini uygulamaya devam etmek, ihlâs ve samimiyetle Allah yolunda canla, malla mücadele etmek olduğu bildirilmekte ve hakiki müminlerin bu yolu seçenler olduğu anlatılmaktadır. Mevdudi


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



