Piyasaya çıktığında tarihin en büyük rüyalarından bir tanesi olarak gösterilen euro büyük bir sınavdan geçiyor. Yunanistan‘ın yaşadığı ağır kriz, ardından aynı sorunların İspanya ve Portekiz‘de de ortaya çıkması euro çöküyor mu sorusunu gündeme taşıdı. Peki, ihracatının büyük kısmını AB ülkelerine yapan Türkiye bundan nasıl etkilenecek?
Tüm dünyayı etkisi altına alan küresel ekonomik kriz, Avrupa kıtasını da derinden etkilemeye devam ediyor. Genelde AB, özelde ise Euro bölgesi muhtemelen bugüne kadarki ‘en zor sınavını‘ veriyor. Piyasaya çıktığında tarihin en büyük rüyalarından bir tanesi olarak gösterilen euro büyük bir sınavdan geçiyor. Euro/dolar paritesi son bir yıl içinde 1.52‘lerden 1.35‘lere kadar geriledi. Uzmanlar, "Daha da gerileyecek" diyor. 2010 için en düşük tahmin 1.25. Bunlar tahmin ama spekülasyon değil. Bölge ekonomisinde ciddi sorunlar var. Yunanistan‘ın yaşadığı ağır kriz, ardından aynı sorunların İngiltere, İtalya, İrlanda, İspanya ve Portekiz‘de de ortaya çıkması euro çöküyor mu sorusunu gündeme taşıdı. AB ekonomisi küresel krizden çıkış ve yeni büyüme temposunda diğer gelişmiş ülkelerden ayrışıyor. Bu gelişme Türkiye‘yi de çok yakından ilgilendiriyor. Çünkü AB, Türkiye‘nin en büyük ihracat pazarı. Bu bölgeye ihracattan sağlanan Euro gelirinin düşmesi Türkiye‘nin ekonomik dengelerini etkileme riski taşıyor.
Ekonomist Uğur Civelek, döviz piyasalarında yaşanan gelişmelere bakıldığında euro ve sterlinin diğer tüm paralara karşı değer kaybettiğinin görüldüğünü belirterek, "Dolar ve Yen ise güçleniyor. Bu durum sermaye ve emtia piyasalarında yaşanan yukarı yönlü hareketlerin devam etmeyeceğini, risk alma isteğinin azalacağını ve buna bağlı olarak faaliyet dışı gelir sağlama ve bilanço kayıplarını geri alma yönündeki çabaların gündemden düşmeyeceği anlamına geliyor." tespitinde bulundu.
Civelek, paranın devir hızının Merkez Bankaları‘nca verilen ivmeyi korumasının durgunluktan seri bir şekilde çıkılmasını zorlaştırdığına dikkat çekerek, bu durumun kendiliğinden oluşmadığını vurguladı. "Eğer bu değişiklikler yaşanmasa veya sahneye konmasaydı kısa vadeli faizler yükseltilmek zorunda kalınacaktı" ifadelerini kullanan Civelek, şunları kaydetti: " Bu süreçte ortaya çıkacak yeni dalga daha yıkıcı olabilirdi. Zira gündeme gelebilecek olası kurtarma paketleri gerek piyasalar, gerekse kamuoyundan umulan desteği bulamayabilir ve güven bunalımı derinleşebilirdi. Enflasyon ve işsizliğin seri bir şekilde arttığı yeni durum mali sektör ve kamu kesimini iyice çaresiz bırakabilirdi."
Yunanistan‘a mecburen müdahale edilecek
Civelek, şimdilik bu sorunun zorlama ile AB bölgesine transfer edilmiş gibi göründüğünü kaydederek, "Hedge fonlar ve kredi değerleme şirketleri devreye girdi ve bakışlar spotların yöneltildiği coğrafyaya odaklandı. Sorun kamu borçları adı ile ABD‘dekinden bağımsız bir durummuş gibi takdim edilmeye çalışıldı." şeklinde konuştu.
Civelek, "AB liderleri Yunanistan‘ı mı yoksa bu ülkeye borç veren kendi bankalarını mı kurtarmaya çalışacak?" sorusunu yönelterek, şöyle devam etti: "Yunanistan‘ı kaderine terketmek borç veren Avrupalı bankaları da çok zor duruma bırakacağı için mecburen müdahale edilecek; aksi takdirde verilen garantiler devreye girecek ve gelişmeler kontrolden çıkacak. Sonuçta tüm ekonomilerin sorunlu borçları yapılandırılacak, Avrupa Merkez Bankası para politikasını koşullar aksini gerektirse bile gevşek tutmak zorunda kalacak ve bölgenin bütçe açıkları sıkıntı oluşturacak. Bu durum karşısında ya mali disiplini hedefleyen istikrar paketleri ve mali sisteme ilişkin katı kurallar devreye girecek ya da maliyet kökenli enflasyon harekete geçecek, her iki ihtimalde de AB ekonomisi daralacak. Başka bir deyişle bölge tüketicisinin ya kullanılabilir geliri ya da satın alma gücü eriyecek. Bu durum küresel ekonomik ilişkileri de olumsuz yönde etkileyecek."
AB‘de yaşananlar Türkiye‘yi yakından ilgilendiriyor
Ekonomist Uğur Civelek, AB bölgesine ilişkin yeni beklentilerin, Türkiye ekonomisini de yakından ilgilendirdiğine işaret ederek, "Hem ihracatımızın yarıdan fazlasını bu bölgeye yapıyoruz, hem de devasa boyutlara ulaşan dış finansman ihtiyacımızın çok büyük bir kısmını söz konusu coğrafyanın kaynaklarından karşılıyoruz. Ayrıca olası ekonomik daralmanın rekabet koşulları üzerindeki etkisini de hesaba katmak zorundayız. Görünen o ki, AB ne zaman çıkacağını bilmediği karanlık bir tünele giriyor, Türkiye de tünelin ucunda ışığı gördüğünü iddia edenlerin tüm hesapları bozuluyor. Zira kullanılan kaynak miktarının ve ihracatın daralma eğilimine girmesi bizim açımızdan ciddi bir açmaza dönüşebilir." görüşünü dile getirdi.




