milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • SAĞLIK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

27 MAY 2012 PAZ
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • FETİH NAMAZI
  • FETHİMİZ MÜBAREK OLSUN!
  • FETHİN ERLERİ HOCASIYLA BULUŞTU
  • MİLLİ GÖRÜŞ BARIŞIN DİLİDİR
  • İSTANBUL, İSLAM DÜNYASININ LİDERLERİNE EV SAHİPLİĞİ YAPACAK
  • ÜŞÜTMEYE KARŞI ETKİLİ (CİĞEROTU)
  • BU OLACAK AYASOFYA!
  • TERÖR DEHŞETİ
  • KAHRAMAN POLİS CAN KAYBINI ÖNLEDİ
  • ŞOK DETAY

Etnik, etnik ne ettik?

18 ARALIK 2011
PAZ 00:05

[-] Normal [+]
  • Değmesin Yağlı Boya
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

MHP lideri Bahçeli gazetecilerle kahvaltı yapmış, Yapabilir. Meclis'te grubu olan bir partiden gazetelere yeteri kadar haber ve hareket yönlenmiyorsa, siyasetin konuşulduğu kahvaltılar bir hatırlatmadır. Size ilginç gelecek ne söyleyebilirim?

  • Etnik, etnik; ne ettik?
  • Etnik, etnik; ne ettik?
  • Etnik, etnik; ne ettik?

back 1 / 3 next Albumünden Göster

Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda söylemiş Bahçeli bey dikkat çekecek cümleleri.

"Halkın seçmesinde risk vardır. Etnik vurgulama ile istismar edilebilir?"

Özü, özeti budur dediklerinin.

Halkını, kendi cumhurbaşkanını seçmeye yeterli görmemesi bir muhalefet liderinin; kahvaltısını yedik, çayını içtik ötesini karıştırmayalım diyen gazetecilerin sorgusundan kurtulunduğu kadar basit midir?

Etnik istismar olabilir.

Yani?

Bahçeli Bey ve partisinin istemediği etnik kökene sahip biri de kullanıverirse bu seçilme hakkını?

İnsanların etnik kökenini belirlemek için Bahçeli Bey'in elindeki ölçü nedir?

Geçmişte, Bahçeli inadı gösterenlerin bu ülkeyi nasıl 12 Eylül'e sürükledikleri unutulmuş olamaz!

Kürt kökenli Türk diplomat ve siyaset adamı Kamran İnan örneğini hatırlatalım, ki bir değerlendirme yapmaları daha kolay olsun bu ülkede Bahçeli Bey gibi düşünenlerin.

12 Eylül'ün gerekçelerinden biri de cumhurbaşkanı seçilememesi idi. Yani cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştığında sayın İnan'ın haberi olmadan birileri onun uygun ve birleştirici olacağı düşüncelerini seslendirmişlerdi. Etnik kökeni, soyu, sopu, tarikat ilişkileri, Avrupa diploması ve Avrupalı eşi, siyasi çizgisi, yaşantısı ve tavrı hiç kimsenin itiraz alanına girmiyordu.

Kamran İnan o günlerde Cumhurbaşkanı seçilse idi, 12 Eylül olabilir mi idi? T.Özal'ın dört küsur eğilimi eğip bükebilir mi idi belimizi?

Maalesef siyasi bir hata yaptı Kamran İnan. Ya da o hatayı yapmaya zorlandı, onu Çankaya'da görmek isteyenler dillendirmeye başladığında bu dileklerini.

AP kongresinde Demirel'in karşısına aday olarak çıktı, kaybetti ve çekti gitti Avrupa'ya.

O kongrede "senatör İnan" hitabıyla efelenen Demirel 12 Eylül gününü şöyle anlatıyordu bir tv kanalına: "Geldiler, üçüncü sınıf vatandaşmışım gibi aldılar, götürdüler!"

12 Mart ezikliğini telafi için K. Evren'e yol açma oyununa Demirel'de gelmişti. Bu olayların muhasebesi neden yapılmıyor bu ülkede?

Bir şeyh Sabahattin İnan (Kamran İnan'ın babası) fıkrası anlatarak, etnik köken tanımının bellenip durulmasının bir yararının olmayacağını vurgulayalım.

Olay Yassıada'da geçer.

1950 öncesi CHP'den milletvekili olan Şeyh Sabahattin İnan, Yassıada'da DP miletvekili olarak yargılanır.

Suçlanma sırası ona geldiğinde ünlü savcı sıralar peş peşe. Filan kanunun oylamasında Avrupa'da olduğu için bulunamadı ama, bulunsa idi evet diyecekti. Falan kanunun oylamasında izinli olduğundan, Meclis'te bulunup evet demedi ama, bulunsa idi mutlaka evet diyecekti. Buna şeyh diyolar, ben bunların kafasının içini bilirim.

Söz savunmanın olduğunda, Savcı bey benim kafamın içini biliyor.

Şeyhlik bende, keramet bunda. Daha ne diyeyim, dersi verilir.

Gülüşmeler, gülüşmeler.. Yargı makamlarını alşıklamakla görevlendirilen bindirilmiş kıta seyirciler bir an unuturlar nerde, ne için olduklarını ve gülerler, gülerler.

O gün Yassıada'da gülmek yasaklanmıştır. Yassıada savcısı dahi etnik köken dememişken, Bahçeli Bey'e ne oluyor? Düşünse iyi olur. Tarih 1912 değil, 2012'dir.

Kavuğu da olacak birgün

Sen ne biçim Dersimlisin? Tarizlerine maruz kalan Kılıçdaroğlu Bey demişki:

- Ben Akşehirliyim!

İnanır ve sevinirim. Hatta gençliğinde, yani SSK'yı kurtarmadan önceki günlerinde yolu bir gün Tunceli'ne düşer. Bakar ki herkes gökyüzüne doğru çevirmiş yüzünü, gözlem yapmaktalar. Anlamadığı için sorar, yanındaki adamı Gürsel'e. Ankara'dan biz onlar için geldik, havasında.

- Bu adamlar nereye bakıyorlar? Adamı Gürsel bey bilgili adam; gazete okumuşluğu vardır. Derki:

- Hilali gözlüyorlar!

- Allah, Allah der Kılıçdaroğlu, olanca şaşkınlığıyla. Bizim Akşehir'de bunun sini gibisi olur da kimse dönüp bakmaz!

Akşehirli olmak Kılıçdaroğlu'nun da hakkıdır.

Çok

Ünlü AKP'lilerden Başbakan yardımcısı Bülent Arınç Bey "Tek bir hatam var" demiş.

Ters yola giren Temel fıkrasını herkes bilir bu ülkede. Hemen hatırlanmıştır.

Ne bir tanesi? Bir sürü, bir sürü...

Bak yeşil yeşil

Bir çok faili meçhulde adı geçen "yeşil"in Demirel'lerin villasında, görüldüğü geçmiş şahitlerin ağzından, mahkeme kayıtlarına.

Rakipleri kastederek "dünyayı başlarına dar ederim, gökkubbeyi başlarına yıkarım," diye kahramanlık yaptığı günlerde mi acaba?

Bunları tek başına yapacağını sanmakla hata mı ettik?

Sessiz sedasız, tıpış tıpış şapgasını alıp gitmeye alışmış bir adamda olmuş mu idi, böyle bir kapasite değişikliği?

Şubat izi

İki kıymetli hocası camide katledilen Çarşamba cemaatinin Cübbeli Ahmet Hoca namıyla maruf bir diğer hocasının "Yurtdışından kadın getirmek, fuhuş yapmak, çetelerle işbirliği yapmak" gibi suçlamalarla gözaltına alınması ve tutuklanması yeterinden çok fazla malzeme oldu kartel gazetelerine. 28 Şubat günlerinde Müslüm-Fadime baskınını yapan polislerin içlerine konuşlandırılmış kartel kameralarını yeterli bulmayıp, diğer kameralar da gelsin, öyle geçelim icraata, demesi canlanıverdi gözlerimizde.

Gazete ve haber sitelerine servis edilen resimlere bakıyoruz: Lüks daire, oymalı mobilyalar, kadife perdeler, porselen vazolar, lüks, lüks, lüks...

Sorumuz şu: Acaba kendileri (yani onlar, siyasi iştahla bu haberleri yayanlar) ahırdan bozma evlerde mi oturuyorlardı? Duvarlarında tezek izi mi var odalarının? Camlarına gazete kağıdı yapıştırılmış basma perdeli evlerden mi çıkıyorlar hergün. Plastik vazodaki çiçekleri mi suluyorlar?

İlişki

Kırmızı bültenlerle arattığımız, T.Özal'ın siyasete kazandırdığı Bedrettin Dalan'ı Almanya teslim etmiyormuş.

"Dalan-Almanya elele" ilişkisi ne zaman başlamıştı?

Yaşayan her ANAP'lıya bu soruyu cevaplamak düşer.

Hatalar toplamı: Tek bir hata

DP iktidarına karşı muhalefet eden İsmet Paşa'lı CHP muhalefetinin yanında yer alan ünlü bir politikacı vardı: Osman Bölükbaşı.

CHP medyası onu İsmet Paşa ile aynı yatağa sokacak kadar benimsemişti. Partisi ayrı idi (Millet Partisi) ama muhalefeti CHP'nin muhalefetine ayarlı idi. Hatta CHP'lilerin akıllarına gelmeyen önergeler hep onun imzası ile veriliyordu Meclis Başkanlığı'na.

Gün oldu, CHP'nin ve Bölükbaşı'nın istediği oldu. Menderes ve arkadaşları darağacına giderken, Bayar ve arkadaşları Kayseri cezaevinin yolunu tuttular.

İşte bu günlerde bir şey söyledi Osman Bölükbaşı, Bayar'ı kastederek...

"80 yaşında bir adama cezaevinde ölümü bekletmek günahtır."

Vay! Sen misin bunu diyen? CHP medyasından yaylım ateşi başlar Bölükbaşı'na doğru. 27 Mayıs oldu. Hedefe ulaşıldı. Artık ihtiyaç yok Bölükbaşı'na düşüncesi ağırlıklı... İşte o hücum yazılarından biri:

"Pekiii.. Ya o 80 yaşındaki adamın Kızılay'da yolunu kesip suratına tükürmek pek mi sevaptır?

Osman Bölükbaşı kendi tükürüğünü rahmet mi sanıyor yoksa!"

(Haberi yapılmayan. Ammavelakin günü geldiğinde kullanılan bir olay: Tarih kaydı.)

Bölükbaşı'nın bittiği an burasıdır işte.

O bunu farketmiş olsa idi ve o hücumlardan önce davranarak deseydi ki: O cümleyi söylemekle büyük hata ettim. Kendimi affedemiyorum.

Ne değişirdi?

CHP'liler ve medyaları onu yine kendilerinden sayarak, İsmet Paşa ile yatırmaya devam mı ederlerdi?

Hayır! Çünkü Bölükbaşı'nın miadı dolmuştu.

Yok eğer Bölükbaşı hala lazım olsa idi CHP'ye, o sözleri alınır ve övgüler yazılırdı ona. Nasıl mı? Bugünlerde örneği çok böyle yazılarının.

Bölükbaşı dedi ki: 80 yaşında bir adamı cezaevinde ölümü bekleterek günah işlemeyelim. Hemen asılsın ki, o da kurtulsun beklemekten...

Yaşa, varol Bölükbaşı!

O günlerde, CHP'nin bir kenara ittiği, sahiplenmediği o günlerde, halk destek oldu Bölükbaşı'na. Her şeye rağmen (DP'ne muhalefeti) sahiplenelim ve İsmet Paşa'nın karşısına çıkaralım. Çünkü İsmet Paşa'nın nerede duracağı belli olmaz dediler. Fıkralar ürettiler, dilden dile dolaştırarak hem İsmet Paşa'nın kim olduğunu anlattılar, hem de Bölükbaşı'na kucak açtılar. Fakat Bölükbaşı anlamadı bunu. Tek bir yanlışım, o sözü söylemektir. Cümlesine takılıp kaldığından mı kafası, bilinmez. İşte o fıkralardan biri.

Bölükbaşı Meclis'in merdivenlerinden inerken, arkasından yetişir İsmet Paşa. İki basamak kala elini omuzuna atar; boy farkı böyle gerektirdiğinden.

Bu tabloyu görenler şaşkın. Bu ne yakınlık? Bu ne samimiyet? İsmet Paşa'nın kolu omuzunda... Hemen yaklaşırlar Bölükbaşı'na; iyisin iyisin dercesine.

- Sizin anladığın gibi değil olay, der Bölükbaşı. İsmet paşa boynuma ip ölçüyordu.

Halkın bu zekayı bağışladığı ve onun için böyle fıkralar ürettiği Bölükbaşı, onca hatasını hatırlamadan, "Tek bir yanlışım var. Keşke o sözü söylemeseydim. Kendimi affedemiyorum." Diye diye mi gitti bu dünyadan. Bilemiyoruz. Gerçi önemli de değil.

Siz fıkraya bir daha bakın. İsmet Paşa ne güzel anlatılıyor, değil mi?

Sola bak

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun partilerine yaptığı disiplini bozmama ikazları ile dolu haber kanalları.

CHP'nin disiplin aşkını arşivden çıkardığımız bir 1962 yazısı ile izah edelim.

"Mucip Ataklı paşa Meclis'te "esas vaziyette" sivillerden tekmil almakla meşgul.. Bizim siviller çok askerce topuklar şaklatıyorlar, selam çakıyorlar, "evet paşam"ları, "emredersiniz paşam"ları bastırıyorlar.. Bir üniforma eksik bizim sivillerde!" CHP o günleri (27 Mayıs'ın hemen sonrası) özlemesin de ne yapsın? İstanbul barosunun hukuk dışı uygulamalarına itiraz mı edecekti? Böyle bir gücü hiç olmadıki... Hele hele Meclis'in muhafız alayının kaldırıldığı bu günlerde... Dikkat! Kılıçdaroğlu esas vaziyette tekmil alacak! Sola bak!

Teşekkürler hep Simon'dan

"Gazetelerde" Erdoğan ve Arınç'a Vakıf Teşekkürü" başlığı altında bir haber vardı bugün.

İzmir Musevi Cemaati, adil ve cesur kararlar aldıklarından dolayı kutlamış Erdoğan ve Arınç'ı.

Bizim aklımıza Cumhuriyet'in ilk yıllarında Konya'da yaşanan ve bizim de bir kaç kere yazdığımız ve Arif Etik Hoca'dan dinlediğimiz o fıkra geldi.

Savcı bey hizmetindeki askeri çağırır. "Git bana kimyon getir!"

Kimyon nedir, nerde bulunur? Bilmez ki asker. Dönüp savcı beye sormak ne mümkün. Kimyon, kimyon, kimyon diye belleyerek düşer çarşı yoluna. Nasıl olsa bir bilen vardır çarşıda.

Simyon, simyon, simyon...

Kimyonun dilinde simyona döndüğünün farkında olmayan asker, sorar ilk rastladığına.

- Simyon nerede var?

Adamcağız ne anladıysa artık, Bedesten'i tarif eder. Çünkü orada herşey vardır.

Asker, bulur o çarşıyı. İlk dükkancıya sorar:

- Simyon nerede var?

- Ha, der dükkancı. Sen Simon efendi'yi arıyorsun. Bir sokak ötededir dükkanı.

Dükkancının böyle düşünmesi doğru. Asker, insandan başka ne arasın çarşıda. Hele bu Cumhuriyet'in ilk yıllarında.

Nihayet Simon efendi'nin karşısındadır asker.

- Simon sen misin?

- Evet! Buyur asker ağam. Bir emrin mi var?

- Düş ardıma. Savcı beğ seni ister.

Komşularının meraklı ve şaşkın bakışlarının arasında bembeyaz bir yüzle ayrılır ordan Simon efendi. Titreye titreye yürümektedir.

(Kimsenin aklına dinlemeye takılmıştır. Lüks bir evde oturuyordur. Porselen vazosu, kadifeden perdesi vardır. Gibi açıklayıcı ve suçlayıcı düşünceler gelmez. Zira o günler Cumhuriyet'in ilk günleridir.)

Simon efendi'yi bir odaya alan asker, varır savcı bey'in yanına.

- Getirdim efendim!

- Pekala. İyice bir döğ evladım.

Biraz sonra asker yine çıkar savcı beyin karşısına.

- Döğdüm efendim!

- İyice döğdün mü?

- Ağzını burnunu dağıttım efendim!

Savcı bey'in rengi atar birden. Lakin toparlar kendini.

- Şimdi yüzünü yıkasın. Biraz dinlensin. Öyle getir karşıma.

Gelirken beyazlaşan Simon efendi, daha bir beyaz olarak savcı beyin karşısına çıktığında, bildiği duaları birkaç kere okumuştur.

- Bak Simon efendi! Seni Ankara'dan istemişlerdi ama, ben göndermeyeceğim.

Simon efendi savcı beyin devamda söylediği git, siyasetle uğraşma, demesini duymuş mudur, bilinmez. Hayatı bağışlanmış insanların sevincidir yaşadığı sevinç.Hayatının sonuna kadar da sürmüştür.

Aradan yıllar geçer. Emekli savcı Fuat Bey'i bir ikindi sonrası, Bedesten'den geçerken gördüklerinde, hemen çay içmeye davet eder, müteveffa Simon efendinin komşuları.

Hoş, beş derken efendim. Beklenen sual yöneltilir emekli savcı Fuat Bey'e.

- Simon efendinin hayatını bağışladınız; onun Ankara'ya göndermeyerek... O da size ölünceye kadar dualar etti; hepimizin duyduğu... Biz dahi sevindik bu iyiliğinize. Lakin gönlümüz isterdi ki bir Müslüman kişi de dua etseydi ölene kadar, size...

Savcı Fuat Bey söylenmek isteneni anlamıştır. Çaresiz o hadisenin gerçeğini anlatır.

O günün Bedesten esnafı şanslı imiş, emekli olduğunda savcı Fuat bey, sormak haklarını kullandılar. Ya biz ne yapalım? Gibi bir soruyu aklına getirenlere bir diyeceğimiz yok.

Teşekküre muhatapların veda (!) mesajları ve yağmalanan yani belediyelerce park ve İşhanı yapılan vakıf malları ile bu yazımızın bir ilgisi yoktur.

Musevi vakfı temsilcileri/sahipleri Erdoğan ve Arınç'a teşekkür etmişlerdir, efendim!

Milli Görüş'ün Tescilli Mizah Sayfasıdır

Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Değmesin Yağlı Boya bölümü’nde 18.12.2011 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
  • yer Kaynak: NECATİ TUNCER / Türkiye
  • tags Etiketler: etnik, mhp, bahçeli,
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.
shape
  • Değmesin Yağlı Boya

    1. Bush montlu Özal günlerinden
    2. Nisan Mayıs ayları
    3. Sen neden oradasın?
    4. Bir cami elli lira
    5. Adı malzemedir
    6. Bir sıçrarsın Çevik
    7. Hesaplaşma başlasın
    8. Sakal, cübbe, sarık=Sanık
    9. 28 Şubat: 32 kısım tekmili birden
    10. Katil varsa cinayet vardır
  • Diğer

    1. Memurlar ile hükümet arasındaki toplu sözleşme görüşmeleri
    2. ''Herkes İçin Engelsiz Dönüşüm Projesi''
    3. Dustur: "Mübarek'in Başbakanı Mısır'a cumhurbaşkanı mı olacak?"
    4. Niyet varsa bir hafta içinde bile anlaşılabilir.
    5. Ölü sayısı 30'a yükseldi
    6. BM gözlemcileri Hula'ya gidiyor
    7. Eşşebab örgütünden, daha yoğun savaşma tehdidi
    8. Davutoğlu, Malmström ile vize muafiyetini görüştü
    9. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Yıldırım İtalya'ya geldi
    10. Otomobil satış noktalarımız bizim halka dönük yüzümüz
  • Çok Okunanlar

    1. Iskarta tanka 500 milyon avro
    2. Yelkenler indirildi
    3. Bu olacak Ayasofya!
    4. Bu kadarını Deli Dumrul bile yapmadı
    5. Halkımız gösterilene değil, gizlenene baksın
    6. Nefes yolları rahatsızlıklarına, Sinirli Ot
    7. İktidarda figüran çatlağı
    8. Şok Detay
    9. Regaip Geceniz mübarek olsun
    10. Yasa geri çekilsin
  • Çok Yorumlanan

    1. Nefes yolları rahatsızlıklarına, Sinirli Ot
    2. Böbrek taşına karşı ,kuşkonmaz
    3. İsim koyarken nelere dikkat etmeliyiz?
    4. Üstad Necip Fazıl anılıyor
    5. Zamma toplu savunma!
    6. Vefatının 30. yılında Hamid Aytaç
    7. Fırçasıyla gönül köprüleri inşa ediyor
    8. Cepheden Haber Var oyunu izleyenleri duygulandırdı
    9. Mourinho, İstanbul'a geliyor
    10. Fenerbahçe'den 5 ayda 27 şampiyonluk
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Seri İlan Kullanım Şartları | Seri İlan Hizmetin İade Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Kombi | Özgür Kocaeli Gazetesi

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek