Evlenmeye niyetlendikten sonraki en önemli kararlardan biri de evleneceğiniz eşinizi seçme sürecidir. Eşinizi beğenip seçtikten sonra aileler tanışır, gidip gelmeler olur, söz kesilir, yüzükler takılır, evliliğin en önemli alt yapısı olan "nişanlılık" süreci başlamış olur. Bu devreye kadar, eşler birbirlerinin fiziksel görünümleri ve genel davranış biçimleri hakkında sadece bir kanaat sahibi olurlar.
Nişanlılık döneminde ise, eşler birbirlerinin iç dünyalarını ve ruhsal yönlerini daha çok tanıma fırsatını bulurlar. Evlilikte çok önemli olan uyumun sağlanıp sağlanamayacağı sorunu, nişanlılık dönemindeki ilişkiler sonucunda, az-çok ortaya çıkar. Eşlerin birbirlerini araştırmaları, nişanlılık öncesi ve nişanlılık sonrasında bir takım farklılıklar gösterir. Buna göre evlilik öncesindeki samimiyet ilerledikçe, her dönemde yapılacak araştırmalar da haliyle farklılık gösterebilir. Eşler, birçok olayları nişanlılık döneminde yaşayarak öğrenirler. Birbirlerinin huylarını, kültürel değerlerini, doğal yaşantılarını, aile ilişkilerini, dinî inançlarını, zevk ve alışkanlıklarını yakından görme ve tanıma imkânını bulurlar. Bu dönemde birbirlerine vaat ettiklerini hayata geçirip geçiremeyecekleri hususunda genel bir kanaat sahibi olurlar.
Tedbirin diğer adı, plân ve programdır
Evliliği başarıya ulaştıracak önemli etkenlerden biri de "plân ve program" yapmadır. Yaptığımız bu çalışmanın esas amacı da bu mantık üzerinde yoğunlaşmıştır. Tedbir dediğimiz olay da, önceden yapılan plân ve programlardır.
İnsanın hayatında yaptığı en önemli ve en uzun ömürlü işlerin başında evlilik gelmektedir. Bu nedenle evlilik hayatı geçici heveslerin değil, sistemli ve programlı bir arayışın ürünü olduğu zaman anlam kazanır. Evlilik hayatını plânlarken sorunları çok yönlü bir şekilde ele almak gerekir. Her şeyi enine boyuna araştırıp sağlıklı karar verme mecburiyeti vardır. En küçük detayın dahi önlemi alınmalıdır. Hiç hesaba katmadığımız, hatta önemsemediğimiz küçük bir detayın bazen çok büyük problemlere yol açacağı unutulmamalı.
Evlenecek eşler;
"Nerede" ve "nasıl" bir hayat süreceklerini, evlilik hayatında hangi rolleri üstleneceklerini, kimin kime uyacağını, akraba ilişkilerinin nasıl dengeleneceğini, dinî inanış ve yaşayışlarını, kuracakları evin zorunlu ihtiyaçlarını, çocuk sayısı gibi konular, enine boyuna konuşup karara bağlamalıdır.
Evlilikle ilgili genel konularla birlikte, eşlerin kişisel davranış biçimleri de büyük önem taşır. Meselâ, eşlerin en çok kızdıkları veya sevdikleri davranışları birbirlerine söylemeleri, sonradan oluşacak birçok problemi halledecektir. Kişiliklerini yakından ilgilendiren giyim şekilleri, birbirlerine hitap şekilleri gibi özel meseleler de nişanlılığın ilerleyen günlerinde konuşulmalıdır. Kısaca nişanlılık dönemi, evlenecek eşler için "plân ve program" yapma ve birbirlerini yakından tanıma dönemidir.
Evlilik öncesinde dini nikâh
Dini değerlere önem veren bir millet olduğumuzdan, evlenecek eşler birbirlerini beğendikten sonra, birçok yörelerde hemen dinî nikâh meselesi devreye giriyor. Bu durumu tavsiye edenler olduğu gibi, karşı çıkanlar daha fazladır. Tavsiye edenler gerekçe olarak, mahremlik durumunun ortadan kalkmasını ve eşlerin serbest hareket edebilmelerini neden olarak gösteriyorlar. Dinî yönden bu durumun doğruluğu gerekçe olmakla beraber, uygulamada sakıncalı yönleri daha fazla öne çıkıyor.
Baştan beri anlatmaya çalıştığımız gibi nişanlılık dönemi bir evlenme akdi değildir. Eşlerin birbirlerini her yönüyle tanıyıp uyum sağlayabilmeleri için bir geçiş dönemidir. Bu dönem içerisinde eşler arasındaki namahremliği ortadan kaldırmak için önceden dinî nikâh kıyıp eşleri karı-koca yaptığınızda, alınacak bütün tedbirlerin önünü peşinen kesmiş olursunuz.
Bu durumda eşler, "nasıl olsa nikâhımız kıyıldı, biz karı-koca olduk, birbirimizin ortak yönlerini neden araştıralım?" demezler mi? İnsanların hayatlarında önemli bir yeri olan "cinsel hayatın özlemi" değerini yitirmez mi? Herhangi bir anlaşamamazlık durumunda, nişanın bozulması söz konusu olduğunda, başta kadın olmak üzere iki taraf da mağdur olmaz mı? Özel durumlar dışında, evlilik öncesi dinî nikâhın kıyılmasını "hiç mi hiç" tavsiye etmiyoruz.
Özel itiraflar ne zaman söylenmeli?
Eşler arasındaki dürüstlüğün ve şeffaflığın en belirgin örneği, "özel itiraflar"dır. Delikanlı erkeğin veya hanım kızın geçmişinde özel bazı durumları olabilir. Bunların arasında kabul edilebilecekler olduğu gibi, benimsenmeyecek ve kabul edilemeyecek durumlar da olabilir.
Aslında nişanlılar birbirlerine açık ve dürüst davrandıklarında, benimsenmesi güç gözüken durumları dahi kabul edebilirler. Zaten evlilik kurumu, "dürüstlük ve açık sözlülük" üzerine kurulduğu zaman anlam kazanır ve sağlam temellere oturur. Bu nedenle eşler birbirlerine karşı dürüst olmak zorundadır.
Bu özel durumların başında, çok yaygın olan bir başkasıyla nişanlanıp ayrılma durumu gelmektedir. Bunun yanında genel sağlık durumu, cinsel rahatsızlıklar, ruhsal bunalımlar, tutuklanma gibi özel durumlar varsa, bunlar dürüstçe anlatılmalı. Hatta böyle özel durumların nişanlılıktan önce gündeme getirilmesi daha doğru olur. Böyle özel durumların saklanması halinde, ileride huzursuzluğun ve geçimsizliğin kaynağı olabileceği hiçbir zaman unutulmamalı.
Evliliğin ve ailenin kutsallığını korumak
Nişanlılık döneminde evliliğin ve ailenin kutsallığını zedelememek için, eşlerin dikkat edeceği çok önemli, aynı zamanda çok hassas konular vardır. Amacımız "sağlıklı ve mutlu bir aile yuvası" kurmak olduğuna göre bu hassas konuları önemsememiz gerekiyor.
Bir erkekle bir kadın hangi şartlarda olursa olsun baş başa kaldıklarında, içgüdüleri, ister istemez "cinsel güdülere" dönüşür. Bu durum kadın ve erkek olmanın bir gereğidir. Kişinin kendi iradesinde olan bir duygu değildir. Cinsel dürtüler, irade dışı faaliyet gösterirler. Fizik kanununda olduğu gibi, artı eksiyi nasıl çekiyorsa; kadın erkeği veya erkek kadını öyle çeker.
Bu durumun önünü alabilmek için meşru şartlar içerisinde hareket etmek gerekiyor. Kültürümüzde ve geleneklerimizde, evlenecek eşlerin birbirlerini tanımalarının ve görmelerinin ölçü ve kuralları bellidir. Bu kurallar açık ve net ortaya konmuştur.
Çağımızın şartları bu ölçülere engel teşkil etmez. Kitle iletişiminin yaygın olması anlatmaya çalıştığımız durumu daha da kolaylaştırmaktadır. Nişanlı eşlerin, nikâhtan önce tenha yerlerde veya gizli kapılar ardında tek başlarına kalmalarına hiç gerek yoktur.
Ciddi yuva kurmak isteyen bir delikanlı, babalık vasfını tehlikeye sokmamalı, anne olmak isteyen bir hanım kız da, annelik vasfını geçici hazlar için feda etmemelidir. Yüce dinimizin, cenneti kadınların ayaklarının altlarına sermesinin, kadının annelik vasfından dolayı olduğu unutulmamalı.
Nişanlanmak demek; evlilik demek değildir
Nişanlılık dönemindeki beraberliğin, evlilik olmadığını söylememiz gerekiyor. Evlilik kurumu, "nikâhla meşruluk" kazanır. Nişanlılık dönemi, bir evlenme vaadidir. Bu vaadin yerine gelebilmesi için " geçiş dönemi"ne her zaman ihtiyaç vardır. Bu döneme de "nişanlılık dönemi" deniyor. Evlenecek kadın ve erkeğin birbirlerini daha iyi tanıyabilmeleri ve kesin kararlar verebilmeleri için bu sürece haliyle ihtiyaç var.
Bu süreç de, evlenecek kadın ve erkeğin birbirlerine karşı bağımlılıkları olmadığı gibi "karı-koca" sorumlulukları da yoktur. Her an vazgeçme durumu söz konusu olabilir.
Nişanlı eşlerin kuracakları yuvanın temellerini atarlarken beraber olmaları ve birbirlerini yakından tanımaları gayet doğal bir davranıştır. Bu doğallık meşru ilişkiler içerisinde olduğu zaman ciddiliğini korur.
İşin içine duygusallık ve cinsellik girerse, "evliliğin kutsallılığı" zedelenmiş olur. Saf ve temiz duygularla başlayan ilişkilerin yerini geçici hevesler alır. Nişanlı eşler, "barut ve ateş" gibidirler. Duygusallığın ve cinselliğin doruk noktasındadırlar. En küçük bir kıvılcım, bu doruk noktasını ateşleyiverir. Tenha ve gizli yerler bu işin çağrışım yerleridir. Klâsik yaklaşım biçimiyle, "nasıl olsa evleneceğiz" anlayışıyla başlayan yaklaşımlar, çoğu zaman felaketlerle sonuçlanır.
Nişanlılık döneminde cinsel ilişkilerini öne çıkaran eşler, kuracakları yuvanın sorumluluklarını oluşturma yerine, cinsel hazlarına kapılıp hem evliliklerinin kutsallığını zedelemiş, hem de esas olan ailevî sorumluluklarını yitirmiş olurlar. "Nasıl olsa evleneceğiz" sözü çok tehlikeli bir sözdür. "Haz ile mutluluğun" birbirine karışması demektir. Bu tarz bir yaklaşım birçok genç kızın hayatını zehirlemiştir.


