Anlaşılan o ki Ankara, Erivan'la yazılı, Bakü'yle sözlü bir diplomasi yürütüyor. Türkiye ile Ermenistan arasında varılan mutabakat ve imzalanması öngörülen protokollerde, sınırın açılmasından, diplomatik ilişki kurulmasından ve nihayet ilişkilerin normalleşmesinden söz edilirken Dağlık-Karabağ'ın statüsü ve Ermeni işgalindeki Azeri topraklarının akıbeti, tek satır bile yer almıyor; buna karşılık ve aynı süreçte, Türkiye Azerbaycan'a en yetkili ağızlardan, özelde 'Dağlık-Karabağ'ın işgali sona ermeden Türk-Ermeni sınırının açılmayacağının, genelde de Türk-Azeri ilişkilerinin 'bir millet iki devlet' esasına dayandığının güvencesini veriyor.
Herhalde yapılmak istenen, bir yandan Ermenistan'la ilişkilerin normalleşmesi için tüm teknik-ekonomik-diplomatik altyapıyı hazırlamak, bir yandan da uluslararası oyuncular (başta da Minsk Grubu) üzerindeki markajı daraltarak başta Dağlık-Karabağ olmak üzere Ermeni-Azeri ihtilafının hal yoluna konmasını sağlamak. Dile kolay...
İlk sürecin çerçevesi protokollerle çizilmiş bulunuyor. İkinci süreç ise çetrefil ve statik halini koruyor. Anlaşılan o ki Türk-Ermeni hattındaki hareketlenmenin, Ermeni-Azeri hattındaki düğümü çözmese bile gevşetmesi umuluyor. Böylelikle üç taraf da, kendi kamuoyları nezdinde ellerini güçlendirmenin ve bir kazan-kazan sinerjisi yaratmanın hesabını yapıyor.
Rusya'nın mesafeli duruşu soru işaretleri yaratsa da dış konjonktür müsait. Ancak üç ülke yönetimini de zorlu bir muhalefet bekliyor. Özellikle Türkiye'deki duruma bakıldığında, CHP ve MHP'nin kendileri adına 'iç siyasi istişareleri' daha başlamadan bitirdiği söylenebilir. Diaspora ve Taşnak'ın verdiği tepkilerden, Ermeni hükümetinin de işi kolay görünmüyor. Azeri pozisyonunun hassaslığı zaten malum. Ancak 'Kafkas cephesi'nde sağlanabilecek barışın rantı o kadar yüksek ki, tüm bu zorluklar aşılabilir de.
(ERDAL GÜVEN / RADİKAL)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



