"Muhterem Erbakan kardeşimle tanışma imkânı bulan çok yakın dostlarım var. Ne kadar büyük bir devlet adamı olduğunu ve fikirlerini onlardan duymuştum. Sayın Erbakan'la ilgili olarak duyduklarım ışığında değerlendirecek olursam gerçekten Erbakan'ın vefatı Türkiye ve İslam âlemi için büyük bir kayıptır."
Kuveyt'teki görüşmelerimize, Kuveyt tarihi hakkında çalışmaların yapıldığı Kuveyt arşivinden başlıyoruz. Körfez krizi sırasında Saddam Kuveyt üzerinde iddialarını güçlendirmek amacıyla Kuveyt'in tarihi belgelerini bir çok dokümanı ve kayıtları, yakmış ve yok etmiş. Kuveyt yönetimi kriz sonrasında kolları sıvayarak kaybolan ve yakılan belgeleri, dökümanları toplamaya başlamış. Bu amaçla 1992 yılında bu Merkezi kurmuşlar. Merkezin genel direktörü Şeyh Süleyman Abdullah ile merkezde görüşüyoruz.
Şeyh Süleyman Abdullah: Irak bütün kayıtları imha etti. İmha edilen belgeleri geri toplama çalışmasına girdik. Türkiye, Hollanda, Almanya, İngiliz belgelerinden Kuveyt'le ilgili olanları topladık. Kitaplarla birlikte 500 bin vesika inceledik.
Türk halkının ve liderlerinin ve basınının bizimle beraber, bizim yanımızda yer almaları elbette ki çok anlamlıdır. Ve bütün Kuveytliler olarak bu durumdan son derece memnunuz.
Bundan sonra, Kuveyt'te bulduğumuz Irak belgelerinden sonra Kuveyt'in petrol kuyuları acaba nasıl yakıldı? Ve Kuveyt direnişi nasıl oldu? Kuveyt nasıl gasp edildi veya çalındı? Şu an içerisinde bulunduğumuz merkezimizin kurulmasında bu sorular ve cevapları çok büyük ve en önemli etken olmuştur. Merkezimiz, daha sonraki dönemlerde de daha çok Kuveyt'i ilgilendiren değişik konularda da araştırmalara başladı. Bu konulardan tabiat ve çevreyi araştırma, denizlerdeki su altı ve su üstü ekolojik dengeye varıncaya kadar topraklarımızda yaşamakta olan canlılar, kuşlar, balıklar, kaplumbağalar, Kuveyt'in eski folklorü, Kuveyt'in önemli şahsiyetleri, onların hayatları, biyografileri, Kuveyt'e tesiri olan etkenler ve şahsiyetler, Kuveyt'in modern tarihinde etkisi olan Şeyh Mübarek Sabah gibi liderleri de araştırma konusu yaptık. Ve bu araştırmalarını kitaplaştırarak, yayınlarını 10 ayrı dilde neşretmiş tek kuruluşuz.
Biz Türkiye ile yapılacak her türlü dayanışmayı, arzularız, alkışlarız, destekleriz. Çünkü Türkiye arşivleri başkanı merkezimizi ziyaret ettiklerinde Türkiye'ye ilişkin belgelerin araştırılması için bir kişiyi görevlendirmelerini talep ettik. Onlar da dediler ki; 'Osmanlı Arşivlerinde araştırılması gereken 20 milyon tarihi evrak var.'
"Türkiye ile her türlü yardımlaşmaya hazırız"
Millî Gazete: Bu anlattıklarınızdan haberdarız. Osmanlı arşivlerinde başta komşuları ilgilendiren pek çok tarihi evrak var. Ve şu anda bu arşivde araştırma yapan onlarca araştırmacı görev yapmakta. Osmanlı gerçekten bu anlamda çok güzel çalışmalar yaparak her şeyi kayıt altına almış. Birçok evrakın üzerindeki tozları dahi kaldırılamadı. Şu an ülkemizde bulunan Osmanlı arşivlerinde yapılan çalışmalar evrakların tasniflenmesine yöneliktir. Bu evraklar tasnif edilerek dijital ortama da aktarılıyor. Tasnif edilen evraklar üzerinde araştırma görevlileri ve akademik kariyer yapmakta olanlar tez araştırmaları yapıyorlar.
Şeyh Süleyman Abdullah: Bu dediklerinizi ülkemizi ve merkezimizi ziyaret etmiş olan arşivler başkanınız da zikretmişti. Pek çok arkadaşımız bu konuda çalışma yapmak için Türkiye'ye gittiler. Yaptıkları araştırmalar neticesinde Kuveyt'i ilgilendiren bazı evraklara ulaşabildiler. Elbette ki bütün arşiv elden geçirilemediği için bütün evraklara ulaşıldığını söylemek mümkün değildir. Bu anlamda Türkiye ile her türlü yardımlaşmaya hazırız. Özellikle Kuveyt'i ilgilendiren evrakların incelenmesinde ne tür yardım isteniyorsa biz her an hazırız. Kuveyt'in tarihine baktığımız zaman, bizden önce yaşayanlar balıkçılıkla ve inci çıkarmakla meşgul olmuşlar. Elde etmiş olduğumuz tarihi vesikalar eşliğinde çeşitli tarihi haritalarla birlikte bunları çok iyi yapılan araştırmaların ardından bir kitap haline getirerek neşrettik. Yani 1990 yılında Irak tarafından topraklarımızın işgal edilmesine gerekçe olarak gösterildiği gibi geçmişte Kuveyt Irak'ın bir parçası değildi ve hiçbir zaman da olmamıştı.
"Arapların tarihi Osmanlı arşivlerinde kayıtlı"
Millî Gazete: Osmanlı her konuda çok güzel, her şeyi olduğu gibi gösteren ve tarihi hiçbir zaman yanıltmayacak tarihi evraklar bırakmışlar. Bakıldığında o günkü şartlar içerisinde hiçbir ülkenin yapamayacağı çok önemli arşiv çalışmaları yapmışlar. Osmanlılar, yetkililer, ordu her nereye gitmiş ise yanlarında mutlaka yaşananları tarihe kaydedecek bir tarihçi, vakanüvisler götürmüşler ve yaşananları hiç çarpıtmadan olduğu gibi tarihe kaydetmişlerdir. Yapılan seyahatlerin ardından mutlaka geçmiş tarihe ışık tutacak seyahatnameler yazılmıştır. Ayrıca devletten bağımsız olarak sivil tarihçi diyebileceğimiz ve özel olarak tarih yazanlar var. Bütün bu evraklara baktığınız zaman gerçek tarih ortaya çıkıyor. Bizlere ise yalnızca tozlu arşivlere girerek bu belgeler üzerinde çalışarak doğruyu bulmak düşüyor.
Şeyh Süleyman Abdullah: Kesinlikle doğru söylüyorsunuz. Bütün dünya çok iyi bilir ki Türkiye gerçekten arşivler noktasında son derece zengin bir arşive sahiptir. Buyurduğunuz gibi her olayda baktığınız zaman dönemin en iyi eğitimlerini almış tarihçiler mutlaka oralarda bulunduruluyordu. Tarihin doğru yazılması için de bu şarttır. Tarih sadece ve sadece yapılan anlaşmaların kayıt altına alınarak muhafaza edilmesinden ibaret değildir. Aynı zamanda yapılan seyahatlerin, yapılan görüşmelerin, hatta devlet adamlarının her alandaki ilgilerinin ve günlük yaşantılarının da tarihin aydınlanmasında çok önemli olduğunu artık bütün dünya çok iyi biliyor. Türkiye'deki Osmanlı arşivleri bu konuda dünyanın en zengin ve gerçek tarihe ışık tutacak arşivleridir. Araplar uzun bir müddet Osmanlı yönetimi altında bulunduğu için tarihlerinin büyük bir kısmını da yine Osmanlı arşivlerinde görmek mümkündür.
"Türkiye'nin tarihi misyonu bölge için çok önemli"
Millî Gazete: O dönemde Osmanlının tarihini tutan tarihçiler emin insanlardı ve yanlış yazılacak bir tek kelimenin bile tarihin okunması bakımından önemli sapmalara sebep olacağını bildikleri için kelime hatası dahi yapmıyorlardı. Ancak şimdi baktığımızda tarihi, gazeteciler tutuyorlar. Bu da elbette ki büyük hatalara ve yanlışlara sebep olabiliyor. Çünkü doğruyu yazmak yerine herkes bakış açısına, ideolojik anlayışına ve kendi doğrularına göre tarihi tutuyor. Tarihi olduğu gibi net bir şekilde yazan yoktur. Bu da günümüzde yazılan tarihin gelecek nesle sağlıklı bilgiler taşıma noktasında yeterli olmayacağını gösteriyor.
Şeyh Süleyman Abdullah: Sizin bu konuda söyledikleriniz gerçekten çok doğru. Söylediklerinize katılıyorum. Gazeteciler başta olmak üzere tarihi her kimler yazıyorsa veya yazacaksa gerçekleri aynı olduğu gibi yazmalı, onun yorumunu ise ancak gelecek nesiller yapmalıdır. Olaylar ve yaşananlar mutlaka çıplak gözle görüldüğü gibi veya günümüz şartlarında görsel olarak kayıt altına alındığı gibi veya duyulduğu şekliyle yazılmalıdır. Ancak taraf olacak kişiler söz konusu ise her farklı tarafın fikirleri de kayıt altına alınarak tarihe kaydedilmelidir. Böylesine doğru bir tarihi yazmak başta gazeteciler ve tarihçilerin görevidir. Bizim dinimiz, inancımız olan İslam da bizlere bunu emrediyor. Yani dosdoğru olmamızı istiyor. Olan bir hadiseye kendimizden herhangi bir şeyi eklememizi veya çıkartmamızı istemiyor. Her şeyi olduğu gibi nakletmemizi istiyor.
Ben birkaç defa Türkiye'ye gitme fırsatını buldum. Ülkenizi ve halkınızı yakından tanıdım. Ve gerçekten çok güzel ülkeniz, çok cömert ve güzel bir halkınız var. Türkiye ve Kuveyt halkları arasındaki yakınlaşma daha ileri safhalarda olmalıdır. Bu da iki ülke arasında yapılacak olan işbirliği ve dayanışma ile ancak mümkün olacaktır. Ben iki halkın yakınlaşması, dayanışması ve birlikte hareket etmesi noktasında daha güçlü olacaklarına inanıyorum. Merkezimiz yaptığı bütün araştırmaları kitaplaştırarak neşretmektedir. Yaptığımız bütün çalışmalar aynı zamanda dijital ortama da kaydedilmektedir. Merkezimiz aynı zamanda halkımızın elinde bulunmakta olan tarihi belgelerin de toplanması noktasında büyük ve güzel çalışmalar ortaya koyuyor. Kuveyt'te yaşayan köklü aileler var ve bu ailelerin elinde çok güzel tarihi belgeler bulunabiliyor. Yaptığımız çalışmalar neticesinde bu ailelerin hemen hepsi ellerinde bulunan belgeleri getirip merkezimize bağışladılar. Biz de bu evrakları tasnif ederek yapılması gereken çalışmaları yapıyoruz. Türkiye'den gelerek merkezimizde bulunan arşivler üzerinde çalışmalar yapmak isteyen bütün Türk araştırmacılara da kapımız açıktır. Kendilerine bu konuda yardımcı olabiliriz. İnternet ortamında yaptığımız çalışmalar en ince detaylarına kadar mevcuttur. Dilerlerse çalışmalarını buradan da yürütebilirler.
Türkiye ile Kuveyt arasındaki her alanda yapılacak ilişkilerin her iki ülke için de dünyadaki yerini almasında son derece önemli etkisi olacağına inanıyorum. Çünkü Türkiye ve Kuveyt'in dünyadaki istikrar için büyük katkıları olabilir. Türkiye'nin bulunduğu coğrafik konumun ve tarihi misyonunun da çok büyük önemi vardır. Türkiye'de ki güvenin ve asayişin bütün dünya için önemi büyüktür. Türkiye ve Kuveyt ne kadar güçlü olursa bölge ülkeleri de o kadar güçlü olacaktır.
Süleyman Bey konuşmasını Erbakan Hocam ile ilgili düşüncelerini ifade ederek tamamlıyor. "İnşallah Allah Teâlâ Erbakan'ı rahmetiyle kuşatsın ve İnşallah geniş cennetlerine alsın. Maalesef benim kendileriyle tanışma fırsatım hiç olmadı. Benim çalışma alanımın farklılığı onunla tanışma fırsatını bana vermedi. Ancak Muhterem Erbakan kardeşimle tanışma imkânı bulan çok yakın dostlarım var. Ne kadar büyük bir devlet adamı olduğunu ve fikirlerini onlardan duymuştum. Sayın Erbakan'la ilgili olarak duyduklarım ışığında değerlendirecek olursam gerçekten Erbakan'ın vefatı Türkiye ve İslam âlemi için büyük bir kayıptır.
Kuveyt'in tarihi
Basra Körfezi'nin üst kısmında 17.818 km2lik bir alanı kaplayan bağımsız bir Arap devleti. Kuzeyinde ve batısında Irak, doğusunda Basra Körfezi, güneyinde Suudi Arabistan bulunur. On sekizinci yüzyıl başlarında, Arabistan Yarımadasının iç bölgelerindeki Anizah kabilesinden birçok âilenin göçebelikten vazgeçip, Basra Körfezi kıyılarına yerleşmesi Kuveyt şehrinin, buna bağlı olarak da devletin temelini teşkil etmiştir. 1756'da halk, as-Sabah soyundan bir şeyh seçti. Böylece, bağımsız Kuveyt Emirliği kurulmuş oldu. On dokuzuncu yüzyılın sonralarından itibâren, Rusya ve zamanın diğer güçlü devletleri Kuveyt'le ilgilenmeye başladı. O târihlerde Almanya, Berlin-Bağdat demiryolu hattını Kuveyt limanına kadar uzatmanın yollarını arıyordu. İngiltere'nin menfaatlerine ters düştüğü için Almanya'nın emellerine karşı çıkmaktaydı. Osmanlı Devletine karşı olan zamanın Kuveyt Emiri 1899'da dış ilişkilerinin kontrolunu İngiltere'ye devreden bir antlaşmayı imzâladı. İngiltere 1914'te Osmanlı Devletiyle harbe girdikten sonra Kuveyt'i himâyesine aldı.
Kuveyt'in Necd'le (yâni daha sonraki Suudi Arabistan'la) arasında meydana gelen meseleleri, 1922'de el-Ukayr Antlaşmasıyla çözümlendi. Bu antlaşmayla tarafsız bir bölge kuruldu. Irak'la olan kuzey sınırı, 1923'te belirlendi. 19 Haziran 1961'de İngiltere hükûmeti, emirliğin tam bağımsızlığını tanıdığını ilân etti. Altı gün sonra Irak Başbakanı Kuveyt'in Irak'ın ayrılmaz bir parçası olduğunu iddiâ etti. İddiâya göre; "Kuveyt, Osmanlı Devletinin bir parçasıydı. Etnik, coğrafî ve sosyal yapı bakımından Kuveyt ve Irak bütün bir ülkeydi, İngilizler tarafından geçici olarak bölünmüştü. İşgal tehlikesiyle karşılaşınca Kuveyt Emiri, askerî yardım almak maksadıyla İngiltere'ye yanaşmıştı." Haziran başlarında Irak tehlikesine karşı İngilizler Kuveyt'e asker çıkardı. 20 Haziran'da Arap zirvesi Kuveyt Emirliği'ni üyesi olarak kabul etti. Böylece bağımsızlığını tanımış ve Irak'ın iddiâlarını reddetmiş oluyordu. Yaklaşık iki sene sonra 14 Mayıs 1963'te Kuveyt, Birleşmiş Milletlere üye oldu. Bu arada Irak'la olan anlaşmazlıkları hallolmaya başladı ve 1963 Ekiminde Irak, Kuveyt'in bağımsızlığını tanıdı. 1990'a kadar bağımsız olarak kalan Kuveyt, Ağustos 1990'da Irak birlikleri tarafından işgâl edildi. Bütün müeyyidelere rağmen Irak, Kuveyt'i boşaltmayınca, 15 Ocak 1991'de Müttefik Birlikler, Kuveyt topraklarını kısa süren harekâttan sonra işgalden kurtardılar.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Yazı: Ferhat KOÇ - Fotoğraflar: Ramazan KAYA / Türkiye
Etiketler:



