Güzel davranış  ve Hoşgörü

Burada güzel davranış, hoşgörü deyince çocuğa karşı düzgün bakış açısını, onun yaş, bilgi, kabiliyet ve durumunu değerlendirişi ifade eden affediciliği, ona şefkatle muameleyi, onun henüz mükellef olmadığı gerçeğini göz ardı etmemeyi, sürçmelerinde ona anlayış göstermeyi kastediyoruz...

Çocuğun her arzusunu yerine getirmeyi, o ne yaparsa yapsın katlanıp ona yanlış yaptığını hissettirmemeyi, ona sınırsız hürriyet vermeyi, onu şımartmayı kastetmiyoruz.

İslâm Dini, aşırılıklardan uzak itidal dinidir. Hak yol, orta yoldur. Sevgide de, öfkede de itidal olmalı, hisler, iradenin önüne geçmemelidir. Her durumda doğruyu gerçekleştirmek için en uygun yolun ve üslubun bulunması için gayret edilmeli, bu vazgeçilmez prensibimiz olmalıdır.

Enes‘ten bir hatıra:

Asr-ı saadetten bize ulaşan birkaç hatırayı yâd ettikten sonra güzel davranış, şefkat, hoşgörü, disiplin, terbiye ve anlayışlı olma üzerinde, yeniden duracağız:

İlk hatıra Enes‘ten (ra). O anlatıyor: "Resûlullah (sav) insanların en güzel ahlaklısı idi. Bir gün beni bir ihtiyaç için göndermişti. "Vallahi gitmem!" dedim. İçimden geçen ise Resûlullah‘ın emrettiği yere gitmekti. Çıktım. Çarşıda oyun oynayan çocukların yanına uğradım. Çok geçmeden ben de onlara kapılarak dalıp gitmiştim. Birden Resûlullah (sav) başımı arkadan tuttu. Döndüm ona baktım; gülümsüyordu. "Enescik! Söylediğim yere gittin mi?" diye sordu. Kendilerine; "Evet, hemen gidiyorum ya Resûlullah!" dedim. [1]

Enes‘in anlattıklarının tahlili

Şimdi Enes‘in anlattıklarını birlikte tahlil ediyoruz:

Allah Resûlü (sav) bir büyük olarak onun; "- Gitmem!" dediği zamanki duygularını da biliyor, söz ve davranışlarını yaş ve durumuna göre değerlendiriyordu. Oyuna daldığı zamanki durumunu da, yanına geldiğinde; "- Şimdi gidiyorum!" dediği zamanki durumunu da biliyordu. Onu azarlamıyor, yaralamıyor, zihninde acı hatıra, gönlünde acı duygular bırakmıyordu. Yıllar sonra her hatırlayışta Enes‘in gönlünde yer eden sevgisini artıracak, zihninde sonraki nesillere de örnek olacak tatlı bir hatıra bırakıyordu. Enes de, önüne duygularını dile getiren güzel kelimeler ekleyerek bu hatırayı yâd ediyordu.

Enes (ra), hem Sahih-i Buhârî‘de hem de Sahih-i Müslim‘de yer alan bir hadiste de; "Allah Resulü‘ne on sene hizmet ettim. Bir kere bile bana; "öff! demedi.

‘Şunu niye şöyle yaptın?‘ veya; ‘Şunu niçin yapmadın?‘ diye beni azarlamadı. Beni hiçbir zaman kınamadı, ayıplamadı," der. [2]

Sahih-i Müslim‘de yer alan bir rivayet biraz daha farklıdır ve geniştir. O da aynı güzel örnekliği vurgular ve şöyle der:

"Ben Allah Resulü‘ne (sav) ikamet halinde de, seferde de hizmet ettim. Allah‘a yemin ederim ki, yaptığım bir şey için bana; "Bunun niçin böyle yaptın!", yapmadığım bir şey için de; "Neden bunu böyle yapmadın!" demedi." [3]

Allah Resulü‘nün ahlâkı buydu... O, kırmadan, yaralamadan, acı söz söylemeden hatayı doğrultabiliyor, tatlı söz ve güzel üslup kullanarak doğruları zihinlere ve kalplere yerleştirebiliyordu...

Allah Resulü (s.av.), hayran olunacak bir ahlaka sahipti

Allah Resûlü (sav), gerçekten hayran olunacak derecede yüce bir ahlak, olgunluk, sabır ve nefis hâkimiyetine sahip idi. O, bize gönderilen Resuldü. Bize ilâhî emirleri tebliğ eden, yaşayan, nasıl yaşanacağını gösteren, ümmeti olmakla şeref duyduğumuz peygamberimizdi. Bu sözler, onun terbiyesi altında yetişen bir gencin, sonraki yıllarda bizlere naklettiği hatıra ve duygularını ifade eden sözlerdi...

Enes‘ler (ra) yetiştirmek için ne yapmalı?

Anne ve babalar da çocukların işledikleri kusurlara karşı zaman zaman affedici olmalı, ancak bu affedicilik çocuğu gevşekliğe, vurdumduymazlığa, her yaramazlık yaptığında "nasıl olsa katlanıyorlar, bir şey olmaz," anlayışına itmemelidir. Çocuk yaptığının doğru olmadığını hissedebilmeli, hissetmiyorsa uygun bir üslupla kendisine hissettirilmelidir.

Neticede çocuk cezalandırılmamış, affedilmişse, kendi yaramazlığı karşısında anne ve babasının büyüklük yaptığını ve affedici olduğunu anlamalı, kavramalıdır.

Bu şuur yıllar geçtikçe daha da gelişecek, onu büyüklerine, anne ve babasına karşı daha hürmetli, daha sevgili bir hale getirecektir. Enes de (ra) olduğu gibi bu duygular onun gönlünde yer edecek, hayat boyu onu yönlendirecek, o da küçüklerine karşı benzeri davranışlar sergileyecektir.

Enes‘in (ra) çocukların yanından geçerken onlara selâm verişi ve "Resûlullah (sav) böyle yapardı" deyişi [5] ve bir dizi güzel hasletle sonraki nesillere örnek oluşu zannederim bunun en güzel örneklerinden biridir.

Çocuklarınıza ikram edin

Allah Resûlü (sav); "Çocuklarınıza değer verin, onlara ikramda bulunun, onların terbiyelerini güzel yapın!" buyurur. [4]

Her insan çocuğuna, kendi çocuğu olması hasebiyle değer verir. Ancak buradaki değer vermeden murat, daha çok onların duygularına, düşüncelerine, sözlerine, şahsiyetlerine değer vermek ve bunu kendilerine hissettirmektir. Onların terbiyelerine dikkat etmek, onları İslâm edeb ve terbiyesiyle yetiştirmek, onlara güzel hasletler aşılamak, onları hem kendilerine, hem ailelerine, hem ülkelerine, hem de inandıkları davaya faydalı olacak, takdire değer hizmetler sunacak şekilde yetiştirmektir.  Bu onlara ayrı bir değer kazandıracaktır. Bir anne ve babanın çocuğuna yapacağı en büyük iyiliklerden biri de şüphesiz bu olsa gerektir.

Bir anne ve baba çocuğunu güzel ahlâk, edeb ve terbiye çerçevesinde yetiştirmek, ona güzel hasletler aşılamak istiyorsa kendisi de güzel ahlâka, bu hasletlere sahip olmalı, iç dünyasında güzel duygular beslemeli, bunu dış dünyaya yansıtmalıdır.

Şüphesiz insan kusursuz değildir! Hatasız olması da mümkün değildir; ancak hatalarının hata olduğunu idrak etmeli, öfkesi yatışınca veya kendisini hataya sevk eden dış baskılar ortadan kalkınca, esen fırtınalar dinince hatayı itiraf edebilmeli, doğru davranışın ne olduğunu uygun bir lisanla dile getirebilmeli, ailenin diğer fertleri gibi çocuk da onun iyi niyetini, samimiyetini anlayabilmeli, hissedebilmelidir... Fırtınalı anlardan sonraki günlere acı hatıralar bırakılmamalıdır.

Normal şartlarda bir çocuk ebeveynin edeb ve terbiyesine, güzel hasletlerine, hoş davranışlarına, iyi niyetine şahit olmalı, geçici hallerini affedebilmeli, bu tür geçici haller, onun hakkındaki asıl kanaatlerini yıkmamalıdır.

Hoşgörü, aldırmazlık değildir

Ancak önceden birkaç kelime ile işaret ettiğimiz, yeniden üzerinde kısaca da olsa durmakta fayda gördüğümüz bir gerçek daha var: Anlayışlı, hoşgörülü, şefkatli, merhametli davranmak başka şeydir; gevşek davranmak, çocuğun her isteğine boyun bükmek, -iyi olsun kötü olsun- onun her yaptığına katlanmak, durmadan nazını çekmek ve onu buna alıştırmak ayrı şeydir.

Bir çocuğun doğruyu bilmeye olan ihtiyacı kadar yanlışı bilmeye de ihtiyacı vardır. Annesinin, babasının ve diğer büyüklerinin kendisinin iyiliğini, iyi bir insan olmasını istediğini bilmeye, yanlış yapınca veya yapmak isteyince kendisini durdurulacağını, kötülüklerden ve kötü davranışlardan korunacağını da bilmeye ihtiyacı vardır.

Çocuklar doğruyu da yanlışı da öğrenmelidir

Kendi haklarının var olduğunu bilmeye ihtiyacı olduğu gibi, başkalarının haklarının da var olduğunu, kendi canının bir şeyi çektiği kadar başkalarının da canının çektiğini, kendi merak ettiği kadar başkasının da merak edebileceğini, kendisinin rahatsız, tedirgin olduğu kadar başkasının da rahatsız ve tedirgin olabileceğini, kendi canının yandığı kadar başkasının da canının yanabileceğini bilmeye ihtiyacı vardır.

Bencilce duygular taşımamalı, bu nevi duyguların esiri olmamalı, ben merkezli biri haline gelmemelidir. Çevresindekilerin de kendisi gibi memnun olunca, sevincin daha da artacağını anlamalıdır.  Kardeşleriyle, arkadaşlarıyla paylaşmanın kıymetini bilme şuuruna ermelidir. Kötü davranışların ve huyların sevilmediğini idrak etmelidir...

Bütün bunlar da, her zaman hoşgörü göstermek, aldırmamakla olmuyor. Hataların tekrar edilmemesi, yanlışların düzeltilmesi, kötülüklerin iyiliklere dönüşmesi, kötü huyların yerini güzel huyların alması için çalışmak, gerektiğinde kesin ve kararlı tavır almak, "hayır!" demek, "yanlış!", "bu böyle olmaz!", "bunun sana yapılmasını ister misin?", "ne kötü bir davranış!" demek gerekir. Bu güzel bir üslup ile çocuğu hatadan, yanlıştan kurtarıp iyiye, doğruya, güzele yöneltmek, onu gerçek manada sevmek, ona şefkat duymak, onun iyiliğini istemektir.

Dr. Şerafeddin Kalay

Dipnotlar

[ ] Sahih-i Müslim, Fedâil (4/ 1805 Hadis No: 2310)

[2] Bak: Sahih-i Buhârî, Edeb (18/ 160), Sahih-i Müslim, Fedâil (4/ 1804-1805).

[3] Sahih-i Müslim, Fedâil (4/ 1804)

[4] Sünen-i İbn Mâce, Edeb (2/ 1211)

[5] Hadis müttefekun aleydir. Bak: Sahih-i Buharî, İsti‘zân (18/ 299), Sahih-i Müslim, Selâm (4/ 1708 Hadis No: 2168). Sünen-i Tirmizî, İsti‘zân (5/ 57 Hadis No: 2696).

Muhabir: Haber Merkezi