milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • MEDYA
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

10 ŞUB 2012 CUM
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • DERİN SAVAŞ
  • BİLMECE YUMAĞI
  • 'ORTADA SUÇ FALAN YOK'
  • DAVASININ ERİYDİ
  • TEZKEREYLE Mİ DÖNECEK?
  • FİDAN'I KİM HARCAMAK İSTİYOR ?
  • DIŞA BAĞIMLI OLARAK BÜYÜK DEVLET OLUNAMAZ
  • BİR ÜLKENİN BAŞBAKANI, EMPERYALİST PROJE İÇERİSİNDE YER ALABİLİR Mİ?
  • FATİH'İN KARADAN YÜRÜTTÜĞÜ GEMİLERİN BELGESİ BULUNDU
  • BÇG'Yİ DE GÖRÜN

Nureddin Yıldız'dan önemli açıklamalar
En önemli meselemiz,gündemimizin Kur'an olmasıdır!

1 27 ŞUBAT 2010
CMT 00:10

[-] Normal [+]
  • Röportaj
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

Bizim farkımız akidemizdendir. Bizden önceki dinler ve diğer milletlerle aramızdaki fark, iman esaslarımızdan kaynaklanan farklardır.

  • En önemli meselemiz,gündemimizin Kur'an olmasıdır! -

*  Türkiye'nin birçok yerinde konferanslar verdiniz, onlarca kitap, yüzlerce makale yazdınız. Bu çalışmaların ciddi bir kısmında Müslümanların çağımızdaki sorunları üzerine fikir beyan ediyorsunuz. Bugün Türkiye'deki Müslümanların öncelikli olarak ele almaları gereken bir 'temel mesele'den söz edebilir miyiz? Söz edebilirsek öncelikli olarak neye yönelmeliyiz?

Bizim farkımız akidemizdendir. Bizden önceki dinler ve diğer milletlerle aramızdaki fark, iman esaslarımızdan kaynaklanan farklardır. Kendimizi din açısından incelediğimizde bu fark üzerinden hareket etmemiz kadar tabii bir durum olamaz her halde. Bizi biz yapan coğrafyamız, zenginlik veya fakirliğimiz olamayacağına göre, insanlığımızla Müslümanlığımızın kesiştiği bir yerde temel konumuzun diğerleriyle farkımızı oluşturan akidemiz ve o akidemizin esasları olması gerekmektedir. Temel meselemiz, önceliğimiz böyle bir çerçevedeki konular olur elbette.  Mü'min olarak ölmeyi en büyük arzusu olarak benimsemiş bir insanın mesela ekonomik veya güncel siyasi konulardan birini hayatî konulardan biri olarak görmemesi mümkün müdür? Böyle bir bakış tarzına sahip birinin gerçekçiliği, samimiyeti söylenebilir mi? Temel meselemiz, önceliğimiz nihai arzumuzla aynı olmalıdır ki samimiyetten söz edebilelim.  'Mezarlıktaki duygusallığı bankada gösteremeyen bir iman bizden beklenen iman değildir'

Bunun için temel meselemiz, imanımız ve imanımızla ilgili konulardır. Mü'min olarak yaşamak ya da mü'min olmanın içini doldurmak davamızdır. Mü'minliği kâğıt üzerinde yazılı bir vasıf olarak ihmal etmekten söz etmiyoruz. Konuşurken, yürürken, ticaret yaparken, evlenirken, dost-düşman belirlerken inandığı değerlere göre hareket edebilen, değerleriyle çelişmesi halinde gerekli fedakârlığı gösterebilen biri olmak şarttır. İmanımızın ilkelerimizi oluşturması olarak da adlandırabiliriz bunu. Paranın ve zevklerin önünde ertelenemeyen iman bizden beklenen imandır. Mezarlıktaki duygusallığı bankada gösteremeyen bir iman bizden beklenen iman değildir. Sözünü ettiğimiz fark da bu farktır. Duygusal bir pozisyonda mesela mezarlıkta, ahiret âlemine ait düşüncelerimiz, oradaki cehennem korkumuz bankada işlem yaparken de bizi bulmalıdır. İslam'ı beğenmekle İslam'a teslim olmak arasındaki mesafesi pek uzun fark olarak da görebiliriz bunu.

Önceliğimiz, günü birlik sorunlar olamaz. Beyinlerimiz ebedî hayat peşinde bedenlerimiz de günü birlik işler peşinde iken çelişki yaşarız. Camide başka, evde başka görüntüsü sergileriz.

İmanımıza kaynak oluşturan mukaddesatımız önceliğimizdir. Kur'an; Kur'an'ın nesillere taşınması, yaşam tarzımızı belirleyen temel esas olarak gündemimizde Kur'an olması en önemli meselemiz olmalıdır. Bu, bizim başka bir şeyle ilgilenmeyişimiz değildir. Dünyada gündem olarak var olan her şeyle bizimle alakası kadar ilgileniriz elbette. Dünya gündemimizin dışında değildir. Şu kadar ki, bizim olayları gören gözümüz Kur'an'dır. Kudüs'ü Kur'an'la görürüz. Ekonomiyi Kur'an'la görürüz. Petrole de Kur'an'la bakarız, çevre kirliliğine de. Gözümüz Kur'an olduktan sonra olaylar ve kişiler bizi biz olmaktan uzaklaştıramaz. En temel meselemiz bu olsa gerek.

*  İslam'ın toplumsal hayattan soyutlanması ve yalnızca uhrevi bir dinmiş gibi algılanması için çaba gösterenler var. İslam'ın belediyecilik, devlet yönetimi, iş hayatı, eğitim ve askerlikle ilgili ölçüleri ve emirleri yok mu? Bir de İslam'ın bu ölçülerinin bir kısmının yaşadığımız çağa uymayacağı iddiası söz konusu, üstelik bazı Müslümanlar tarafından öne sürülüyor bu.

Gündüzleri çalışan ama gece olunca işe yaramayan bir telefon icat edilse, böyle bir telefonun alıcısı olabilir mi, ya da kaç para eder böyle bir alet? Her zaman ve her yerde işe yaramayan bir aletin ne değeri olur? İslam'ı zamanın bir bölümü ile daraltmak, hayatın bir bölümü ile kısıtlamak onun ilahî olması ile çelişmez mi?

İslam, Allah'ın dinidir. Allah Teâlâ, İslam için 'benim' demiştir. Bizim için tamamladığını buyurduğu din O'nun dinidir. Allah'ın dininin bütünlüğü ve yeterliliği üzerindeki her tenkit, Allah'a yapılmış bir bühtan olur. Din Allah'ın, hüküm O'nun ise dindeki eksiklik iddiası, bir zaman sonra yeterli olmama tartışması, dini gönderen ve 'bu sizin için tamamlanmıştır.' diyen Allah Teâlâ'ya karşı yapılmış bir çıkıştır. Açık bir isyandır. Bunu yapanın Müslüman olması, suçun dağa ağır olmasından başka bir şey değildir.

Allah Teâlâ'nın kullarına yasakladığı veya emrettiği bir şeyin kulları bağlaması açısından iki durumu olabilir. Birincisi, bu yasak veya emir bir dedenin torunlarına öğüdü gibi algılanır; yapan yapar yapmayan da yapmamış olur. Sadece dede, sözünü dinleyen çocuklarına şeker verir, o kadar. İkincisi de, bu emir veya yasak, emreden ya da yasaklayan tarafından belli bir müeyyide ile takip edilir. Yapan ödülünü, yapmayan da cezasını çeker. Şimdi, Allah Teâlâ'nın yüzlerce emri veya yasağı bu iki durumdan hangisine oturtulacak? Namaz emredilmiş; isteyen kılacak istemeyen de kılmayacak. Faiz yasaklanmış; almayana aferin denecek; bu onun şekeri olacak, alana da eh ne yapalım mı denecek? Bu din olmaz ki! Bu köy kuralı olabilir. İslam dindir; dünya ve ahireti ihtiva eder. Söz, kim yarattı ise ona ait olmalıdır.  Maalesef, din öğreten kadrolarımızın bir bölümü de dâhil olmak üzere kiliseye kilitlenmiş Hıristiyanlık gibi bir Müslümanlık anlatmaktan hayâ etmeyen kesimler mevcuttur.

Bunu biz, cihadımızın bir türü olarak görmeliyiz. Nasıl Kudüs üzerinden topraklarımıza saldırılıyorsa dinimiz, esasları üzerinden de saldırıya uğramaktadır. Kudüs'ü korumayı sorumluluklarımızdan biri olarak gördüğümüz gibi, akidemizi korumayı, dinimizi olduğu gibi yaşatmayı da cihadımız olarak görmeliyiz. Birilerinin dinimiz üzerindeki oyunlarına içimizden destekçiler bulmuş olabilir. Onlar, Kudüs'te de içimizden birilerini bulup topraklarımızı onlardan satın alabilmektedirler. Bu bir cihattır. Bu cihat da kıyamete kadar sürecektir. Düşman ister içeride olsun isterse dışarıda; biz cephemizi korumakla mükellefiz.

*  Buradan çocuk eğitimi ve İslam konusuna gelelim. Çocuk eğitimi konusunda müstakil eserler neşrettiniz. Müslümanların, çocuk eğitimi konusunda bir disiplin kuramadığı ve böylelikle her yeni neslin, hassasiyetlerini yitirdiği bir ortama doğru sürükleniyoruz gibi bir tablo var. Özellikle namaz kılmama probleminden söz edebiliriz. 'Çocuk ve İslam' başlığını yeterince önemsediğimiz söylenebilir mi?

Hayat bir imtihandır. Âdem aleyhisselamdan beri bu imtihan sürüyor. Hatta ilk imtihanı da o gördü. Hayatın bütünü imtihandır. İmtihan sadece meydanlarda müşriklerle savaşmak değildir. Aldığımız her nefes bir tür imtihan içermektedir. Farzlar, haramlar birer imtihandır. Mubahlar da bir imtihandır. Her ne kadar adı mubah olduğu için bir tür serbestlik içeriyorlarsa da onları nasıl ve ne kadar kullanacağımız, sonuçlarını nasıl değerlendireceğimiz açısından onlar da birer imtihandır.

Çocuklarımız, bizim imtihanımızın en önemli kısımlarından birini oluşturmaktadır. Şöyle ki, çocuklar dışarıdan izlendiğinde bizim evliliğimizin ürünüdürler. Evlilik de kişisel zevklerimizin sonuçlarından biridir. Hani, sevdik sevildik; evlendik, çocuğumuz oldu. İsim koyduk, büyüttük, okuttuk, besledik... Böyle değil iş. Doğrusu şudur: Allah Teâlâ, bir insan yaratmak istedi. Bir kadını anne, bir erkeği de baba olarak takdir buyurdu. Sonra da o ikisinin bir araya gelmesini takdir buyurdu. Bir araya geldiler. Onları takdir buyurduğu görevle baş başa bıraktı. Hani ezan okununca, kimin camiye koşacağını kimin de ilgilenmeyeceğini görmeyi murat ettiği gibi, anne ve babanın, kucaklarına konan çocuğu ne yapacaklarını görmeyi de murat etti. Anne ve baba, o çocuğu Hacerülesved gibi, korunması gerekli bir değer olarak mı görecekler yoksa evlenip ürettikleri kendilerine ait bir çocuk olarak mı görecekler... Çocuğu Allah Teâlâ'nın bir emaneti olarak görenler, onu o anda mükellefi oldukları bir cihat olarak göreceklerdir. Bu bakış nedeniyle de çocuğun hiçbir meşakkati onları bıktırmayacak, değişen zaman ve şartlar onları yıldırmayacaktır. Çünkü o çocuk üzerinde harcadıkları her saniye onların hanesine ecir olarak yazılmaktadır. Bir yandan o çocukla ibadet anlayışıyla ilgilenecekler bir yandan da daha çok sevap için daha çok çocuk himmeti içinde olacaklardır. Kimi zaman ağlayacaklar kimi zaman gülecekler ama asla yılmayacaklardır.

Bizim vazifemiz çocuğun mü'min olarak yaşamayı benimsemesidir. İmanı çocuğun içine sindirmek en önemli vazifemizdir. İbadetler ve diğer konular, o imanın peşinden kendiliğinden akıp gelecektir biiznillah. Çocukların Kur'an hafızı, hadis hafızı olmalarından önce Kur'an aşığı olmaları, hadis aşığı olmaları gelmelidir. Kur'an'ı sevmek, onu rehber edinmek sağlanamadıktan sonra namaz da sağlanamaz.

Çocuklarımızın üzerinde sabırlı olmamız şarttır. Sonuç biz istediğimiz zaman ve bizim istediğimiz şeklide olmayacaktır. Hüküm Allah'ındır. O neyi ne zaman dilerse öyle yapacaktır. Bizim vazifemiz, emredileni yapmaktır. Ümmetimizin haline bakıp İmran'ın hanımı Hanne gibi, doğurduklarımızı Allah'a adayabilmektir bizim yapmamız gereken. Doğurduklarımızı adayıp, adadığımıza da sahip çıkmakla iyi bir iş yapmış oluruz. O zaman Allah bize, çocuklarımızı yetiştirmede yardım eder. Hanne kadına yardım ettiği gibi.

Çocuklarımızı her şeyden önce şirk istilasına dönüşen çevre kirliliğinden korunmalıdırlar. Beyinleri kirlenmeden onlara akidelerini aşılamalıyız. Öğretmeliyiz, demiyorum. Aşılamalıyız. Çocuk camiye bir iki hafta gönderilmekle din aşısı almaz. Orada din kültürü alır. Kültür aşı değildir. En iyi Müslüman, Hıristiyanlık hakkında bir yığın bilgi sahibidir. O bilgiler Hıristiyan olmasını sağlıyor mu? Elbette hayır. Çocuklarımızın İslam hakkında bilgi sahibi olmaları başka şey, İslam aşısı almaları başka şeydir. Bu aşıyı vermek ebeveynin görevidir. Ebeveyn bunu bütünüyle yapamayabilir. O zaman, mesken edinirken semt ve çevre seçerek işe başlansın. Ezanın az duyulduğu bir semtten uygun şartlarda bile olsa mesken edinmesinler. Namaza göre randevu verebilen komşuların bulunduğu meskenler edinilsin. Haram ve helale dikkat edenlerin evlerine misafir olarak gidilsin. Kesinlikle evlerimize, olumsuz izler bırakabilecek misafirler kabul edilmesin. Çocuklarımız yan tesirlerin etkisinde iken bizim onları eğitmemiz çok zor olacaktır.

'Bugün dünden iyidir, yarın daha iyi olacaktır'

Çocukları ihmal ettiğimiz şeklindeki bir iddiayı biraz ağır buluyorum. Bu bir cihattır. Düşüp kalktığımız anları olabilir. Düşebiliriz ama düşüp kalmaya razı olmayız. Kalkmaya çalıştıkça da hayır üzereyiz demektir. Bu gün, yüz sene hatta iki yüz sene öncesinden daha iyi durumda olduğumuzu söyleyebiliriz. İddialı söylemek istemiyorum ama şu anda Kur'an ve sünnete teslimiyetini gösteren ve çocuklarını Kur'an'a adayan aile sayısı yüz elli sene öncesinin toplumundan daha yüksektir. Şuurun daha yüksek olduğunu düşünüyorum. Bu gün Müslümanlar arasında İslam'a bakış, Dolmabahçe sarayındaki sultana sığınarak İslamî sorumluluğundan sıyrılanların döneminden daha kapsamlı ve daha şuurludur. Genç kızların bile kendilerini hadis ezberlemeye adadığı, evlenmeyip zamanın fakihesi olmaya çalışan kızlarımız, zekâsı iyi olduğu için fakih olmak isteyen delikanlılarımız var elhamdülillah. Şer, çok hızlı yayıldığı için elimizdeki iyi örnekleri silik görüyoruz. Bu gün dünden iyidir. Yarın daha da iyi olacaktır biiznillah.

*  Bir önceki sorumuza, zihin karışıklığının en yaygın olduğu, 'tesettür' bahsini de ilave edebiliriz. Bunu haremlik-selamlık uygulaması bağlamında da ele alırsak bir genel çerçeve olarak 'tesettür'ü nasıl okumak ve nasıl anlamak gerekiyor?

Tesettür, bir yaşam şeklidir

Tesettür, başörtüsünün veya çarşafın adı değildir. Tesettür, kadının kendisini gözlerden korumasının adıdır. Eğer giyilen bir kıyafet, dikkatleri çekiyorsa o, çarşaf bile olsa tesettür değildir. Tesettürden maksat, kadının öcüleştirilmesi, değerinin düşürülmesi olmadığına göre asıl gayeyi yakalamak zorundayız. Müslüman kadın, Allah Teâlâ'nın onlara görünmemesini emrettiği yabancılardan kendini korumalıdır. Tesettür bunun adıdır.  Şekilciliğin hüküm sürdüğü bir asırda yaşıyoruz. Hacca gidenlerin hacca gitmeyi, Mekke'ye gitmek olarak algılayabildikleri gibi tesettürü de belli bir kıyafete bürünmek olarak algılayanlar olabilir. Bu yanlıştır. Tesettür bir yaşam şeklidir. Bu yaşam şeklinde kadın, babası, kayınbabası, dedesi, kardeşi, oğlu, yeğeni, torunu, amcası, dayısı, süt kardeşi ve süt oğlu dışında sadece kocası ile rahat bir zeminde yani tesettürün bulunmadığı bir şekilde bir arada bulunabilir. Bunun dışında kadın tesettürü ile bulunur. Erkeklerin bulunduğu bir ortamda ev kıyafeti ile bulunamaz. Erkeğin bulunduğu yere giremez, demiyoruz. Bu onun hayattan koparılması anlamına gelir. Zorunlu durumlarda erkeklerin bulunduğu ortamlara da girebilir ama dış kıyafeti ile ve zorunluluk sınırlarını zorlamadan girer.

Kadınların erkeklerle karma bir ortamda bulunmasını meneden İslam anlayışı konuyu, tesettür dairesinde gördüğü için bu menetme, sadece kadınların bulunduğu ama fitneli bir ortam için de geçerlidir. Eğer kadınlarla bir araya gelindiğinde de şehevi fitneler körükleniyorsa veya akidevi sulanmalara neden olunuyorsa sadece kadınlı ortamlar bile yasak demektir. Mesele erkek-kadın meselesinden çok tesettür meselesidir. Tesettür ise kadının kendisini ve akidesini koruması meselesidir.

Kadın, erkek gibi olmayı istiyorsa bu bir afettir

*  1700'lü yılların sonunda, Avrupa'da ortaya çıkan feminizmin, 'Kadının ezildiği ve kadının üstün olduğu' gibi iddiaları son dönemlerde 'Müslüman' kadınlar tarafından da dillendirilmeye başlandı. İslam'ın 'Müslüman kadının yeri' konusundaki hükümleri yoruma açık mıdır ki bugün sözgelimi ekonomik bağımsızlık, eşitlik ve özgürlük konusunda yeni yorumlar yapılabiliyor? Müslüman kadın, kendini nereye koymalıdır?

Müslüman kuldur. Kadın veya erkek Allah'ın kulu olan bir insan, Allah'a teslim olmuş biridir. Erkek veya kadın bir Müslüman'ın, Allah'ın hükümlerinden bir hükmü beğenerek seçme hakkı olamaz. Din bütündür; alınır veya alınmaz. Bu konuda serbestlik vardır. Müslüman olduktan sonra, evirip çevirmek yoktur artık.

Küfür, dönem dönem Müslümanların arasına fitneler sokuşturmaktadır. İki asra yakın zamandan beri de aramızda yaydıkları fitnelerin başında kadın gelmektedir. Maalesef, ektikleri tohumların filizlenebildiğini de görüyoruz. Kadınlarımız, kendilerini 'kadın' olmanın dışında ne olarak görüyorlarsa her şeyden önce tabii olma sınırlarını aşmış oluyorlardır. Kadın, Allah'ın şeriatında kadın olarak görülmüştür. Eğer kadının, erkek gibi algılanmamasına zulüm denecekse şeriat kadına zulmetmiştir densin. Kadın, erkek gibi olmayı istiyorsa bu bir afettir, yıkımdır. Böyle bir durumda kadın da erkek de zarardadır. Çünkü kadının kadınlığını kaybetmesi, insanlığın kendi köklerini kurutmasıdır.

Kadınlarımız, ayaklarının altına cennet serilen noktadan, reklam dünyasının paspası olmayı mı temenni edeceklerdir. Annelik yerine sekreterliği, eşlik yerine iş ortaklığını mı isteyeceklerdir?

Müslüman kadınlar, Allah'ın şeriatında kusur bulduklarını söyleyemeyeceklerine göre, yabancılara bakarak komplekse kapılıyorlar demektir. Bunun adı da zillettir. Kadınlarımız, ayaklarının altına cennet serilen noktadan, reklam dünyasının paspası olmayı mı temenni edeceklerdir. Annelik yerine sekreterliği, eşlik yerine iş ortaklığını mı isteyeceklerdir? Erkek gibi kadınsa aranan maazallah, buna razı olamayız. Bizi erkeklerin doğurması ne mümkün? Erkeklerin doğurduğu çocuklar olarak kaç gün derdimiz çekilir de yaşayabilirdik?

Bir hususu temyiz etmemiz gerekiyor:

Allah'ın ve Resulü'nün emri olduğu için kadınlardan istenen kadınlıklarla, erkeklerin bilgisizliğinden veya hatalı tutumlarından kaynaklanan kadınlık arayışlarının aynı kefede tartılmaması gerekiyor. Mesela, kadının müstakil bütçesinin olmayışı İslam'ın bir emri değildir. Bu konuda erkekle kadının hiçbir farkı yoktur. Kadının bileziğine araba alma adıyla el koyan İslam değil, İslam'a teslim olmada problemi olan erkektir. Bedelin İslam'a ödetilmesi ise bir cinayettir. Şunu özet olarak bilmeliyiz: Allah'ın ve Peygamber aleyhisselamın tarif ettiği kadın hürdür. Çünkü Allah'a kuldur. Eşi de onu, Allah'ın adıyla nikâhlamıştır. Erkeğin kadına zulmü İslam'a mal edilmedikçe ortada bir sorun yoktur.

Kadın sorunu yeni olmadığını bilmemiz şarttır. Bu sorun kaybolmayacaktır da. Kıyamete kadar sürecek bir sorunun renklerinden bir rengiyle karşı karşıyayız. Kadın ve erkek olarak imtihanımızı kazanmaya çalışalım.

Müslüman yirmi dört saat fetvaya muhtaç

*  Bir konferansınızda öne sürdüğünüz, 'Fetvaların kurumsallaşması' bağlamında meseleyi açmanız için şunu sormak istiyoruz; bugünlerde neredeyse hemen herkes, istediği her konuda istediği şekilde bir fetva bulabiliyor. Her konuda, tevile açık kolay fetvalar verilebiliyor. Sonuç çok büyük bir kafa karışıklığı... Kimi dinleyeceğiz, kimi neden dinleyeceğiz, kimsenin hiçbir fikri yok. Bu konuyla ilgili ne yapılabilir?

Bizden önceki nesillerde, ilmine ve kişiliğine itibar edilen büyük âlimler vardı. Allah onlara rahmet etsin. İnsanların elindekine tenezzül etmeyen, kendini ilme adamış, gündüz talebesiyle gece teheccüdüyle ömür süren âlimler muteber kişiliklere sahiptiler. Onların verdiği cevaplara muhatap olanlar huzur içinde ibadet edebiliyorlardı. Bu gün biz değişik bir durumla karşı karşıyayız. Önümüzde ya kendini kıt kanaat yetiştirmiş, bir iki kitapla kalmış, yöresel sorunları aşamamış hoca efendiler var ya da ilahiyat fakültelerinde uzmanlaşmış isimler var. Biri 'kimyasal işlem' tabirini anlamıyor diğeri de Ebu Hanife'yi kendi seviyesinde bile görmüyor. İkisi de tatmin etmekten uzak kalıyor. Bir de Müslümanların ilahiyat fakültelerinin ne için kurulup nasıl işletildiğine dair buruklukları da var.

Müslüman ise yirmi dört saat fetvaya muhtaçtır.

Sözünü ettiğim bu endişeleri taşımayanlar için sorun yok; o zaten krediye kim izin veriyorsa onun fetvasına sarılıp işini hallediyor. Ama umumun mutmain olamadığı bir ortamda çare, kurumsallaşmış fetva kaynaklarının oluşturulmasıdır. Bu ümmet dalalet üzere ittifak etmez bir ümmettir. Eğer kalabalık bir grup âlim, bir söz üzerinde ittifak ediyorsa o daha bağlayıcı, daha huzur vericidir. Söylemek istediğim budur.

*  Üzerinde kafa karışıklığının en yoğun olduğu konulardan biri de, bankalar ve kredi kartları. Bu konuyla ilgili, 'Müslüman aydın' kisvesi adı altında birçok isim sayısız fetva verdi/veriyor. 'Krediyle ev almak' dâhil olmak üzere, zaruret adı altında sergilenen bütün tavırları ve topyekûn bankaları, bir Müslüman olarak nasıl ele almamız gerekiyor?

Her ümmetin bir imtihanı vardır, bu ümmetin imtihanı da mal imtihanıdır. Müslümanlar olarak parayla daha yoğun ilişkimiz geliştikçe sorunlarımız da büyüdü. Paramız oldukça aile sorunlarımız arttı. Sanki fakirlik bizi dinimize daha yakın tutuyordu.

Müslüman ve faiz bir arada iken veya şöyle diyelim, para kağıt üzerinden kazanıldıkça fetva veya görüş belirtmekle halledilemeyecek sorular var demektir. Evet, Müslüman para kazanmasın, paradan uzak dursun diyemeyiz. Fakat Müslüman Allah'ın hududunu çiğnemekten kaçınsın diyoruz.

Zaruret, hayatiyeti tehlikeye sokan şeyin adıdır. Daha geniş bir dairede oturmak, fabrikayı büyütmek, yazlık yapmak nasıl zaruret olabilir?

Fetva, siparişe göre olacaksa kişi onu kendi de üretebilir. Kendimizi aldatmanın ne yararı olacak? Zannediyorum, bazı ilim adamlarının insanları üzmeme arzusu, çare üretebilen kişi olma düşüncesi zaten var olan esnekliği büyütmektedir. Allah'tan korkmamız lazım. Faiz zina gibi yaygın ve sirayeti güçlü bir hastalıktır. Bulaşıldıktan sonra kurtulması zor, tevbesi zordur. Sabır, sabah namazına kalkmanın, hastanede elem veren bir acıya dayanmanın, çocuk yetiştirmeye verilen isim olduğu gibi parayı idare etmeye de sabır ismi verilmelidir. Çocuğunun hastalığına sabredebilen paranın vereceği sıkıntıya da sabredebilmelidir. Hasta çocuğu hemen ameliyata yatırmadığımız gibi sıkışınca bankaya koşmamalıyız.

Nureddin Yıldız'dan önemli açıklamalar yazı dizisinin bölümleri

  • 1. bölüm : En önemli meselemiz,gündemimizin Kur'an olmasıdır!27-02-2010
Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Röportaj bölümü’nde 27.02.2010 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
  • yer Kaynak: Röportaj: Yusuf Genç / Türkiye
  • tags Etiketler: nureddin, yıldız, açıklama, röp,
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.
shape
  • Röportajlar

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. Erbakan’ın yerli oto çabasını unutmayız
    2. Müslümanlar dünyada söz sahibi olacak
    3. Kıbrıslı Türkler'in sabrı taşıyor
    4. Görsel Yönetmenimiz Bilal Ay ile Milli Gazete'nin yeni yüzüne dair
    5. Ölülerimiz bile mağdur oldu
    6. Çözüm konfederasyondur
    7. 1.5 milyarlık dev uyanmalı
    8. Avrupa'nın krizi, hak edilmeyen refahın faturası
    9. Noel’e değil Fethe koşuyoruz
    10. Müslümanlar uyanıyor
    1. Ölülerimiz bile mağdur oldu
    2. Büyükelçiliğe müdahale Türkiye'ye meydan okumaydı
    3. Dünya müslümanları birleşirse Keşmir kurtulur
    4. Batı'da ahlak Doğu'da terör sorunu var
    5. PKK profesyonel yardım alıyor
    6. Avrupa batışın eşiğinde
    7. Korsanların o kadar gücü yok
    8. Müslümanlar dünyada söz sahibi olacak
    9. 1.5 milyarlık dev uyanmalı
    10. İmece sistemiyle tüm krizleri yenebiliriz
    1. Korsanların o kadar gücü yok
    2. Kapitalizm, kendi krallığını yok ediyor
    3. Batı'da ahlak Doğu'da terör sorunu var
    4. PKK profesyonel yardım alıyor
    5. Dünya müslümanları birleşirse Keşmir kurtulur
    6. Sultanların sohbete katıldığı dergah
    7. "Yine Yeniden Milli Görüş"
    8. İmece sistemiyle tüm krizleri yenebiliriz
    9. 'Sultan baba' rahmetle anılıyor
    10. Avrupa batışın eşiğinde
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
  • Yazı dizileri

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. Kimse ile hesaplaşma derdimiz yok
    2. Nijer'in madenleri hâlâ sömürülüyor
    3. Nijer'de hayat yine de güzel
    4. Nijerlilerin 'Baharı' iş ve aş
    5. Para içinde yüzen bir adam
    6. Kültür başkenti Kuveyt
    7. Kongrede gözyaşlarımıza hakim olamadık
    8. Kuveyt Kalkınma Sandığı bölgenin can simidi
    9. Petrolle ilgili politikalar devletlerin siyasetleridir
    10. Erbakan'ın vefatı İslâm dünyası için büyük kayıp
    1. Para içinde yüzen bir adam
    2. Nijerlilerin 'Baharı' iş ve aş
    3. Nijer'in madenleri hâlâ sömürülüyor
    4. Nijer'de hayat yine de güzel
    5. Kimse ile hesaplaşma derdimiz yok
    1. Para içinde yüzen bir adam
    2. Nijerlilerin 'Baharı' iş ve aş
    3. Nijer'de hayat yine de güzel
    4. Nijer'in madenleri hâlâ sömürülüyor
    5. Kimse ile hesaplaşma derdimiz yok
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
  • Özel Dosyalar

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. AVM'ler Mescitsiz toplum projesi mi?
    2. Bodrumlara sürgün edilen mescitler
    3. Panorama 2011
    4. Panorama 2011
    5. Panorama 2011
    6. Panorama 2011
    7. Panorama 2011
    8. Umut olmak güzel bir duygu
    9. İşte Libya gerçeği!
    10. Nijer günleri
    1. Irak ve Libya'daki hatalar Suriye'de yapılmasın
    2. AVM'ler Mescitsiz toplum projesi mi?
    3. Umut olmak güzel bir duygu
    4. Panorama 2011
    5. Bodrumlara sürgün edilen mescitler
    6. Arap Baharı günlerinde Beyrut (2)
    7. Arap baharı günlerinde Beyrut (1)
    8. İşte Libya gerçeği!
    9. Nijer günleri
    10. Panorama 2011
    1. Arap baharı günlerinde Beyrut (1)
    2. Arap Baharı günlerinde Beyrut (2)
    3. Irak ve Libya'daki hatalar Suriye'de yapılmasın
    4. Nijer günleri
    5. İşte Libya gerçeği!
    6. Umut olmak güzel bir duygu
    7. Panorama 2011
    8. Panorama 2011
    9. Panorama 2011
    10. Panorama 2011
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Haberler | Bisiklet Mağazası | Bebek Mağazası | ticaretmerkezi.com.tr | Kombi | Bebek Ürünleri

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek