Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs işlerinden sorumlu eski Müsteşar Yardımcısı emekli Büyükelçi Tugay Uluçevik ile Türkiye'nin AB üyelik süreci, Kıbrıs sorunu, bu sorunda gelinen son noktayı konuştuk. Bir süre önce İstanbul'da düzenlenen Balkan Siyasi Kulübü'nün 12. Konferansı'na katılan Tugay Uluçevik, gazetemize önemli açıklamalarda bulundu.
Söyleşimizde AB projesini Türkiye'nin en önemli medeniyet projesi olarak niteleyen Emekli Büyükelçi Tugay Uluçevik, ama diye bir şerh koydu ve sözlerini "Milli davamız olan Kıbrıs da AB projemizden daha az öneme sahip değildir" ifadeleriyle tamamladı.
Yunanistan ve Rumların izlediği Kıbrıs politikasının Enosis'i gerçekleştirme düşüncesindeki ısrardan kaynaklandığına dikkat çeken Uluçevik, "Geçmişte şiddet yoluyla bu emellerine ulaşmak istediler. Türkiye'nin engeliyle karşılaşınca, Enosis'i gerçekleştiremediler. Bu kez de AB yoluyla emellerine ulaşmaya çalışıyorlar" dedi.
Emekli Büyükelçi Uluçevik ile gerçekleştirdiğimiz çarpıcı tespit ve bilgilerle dolu söyleşiyi sunuyoruz:
Sunumunuzda Avrupa Birliği'nin Türkiye ve Kıbrıs konusunda izlediği politikaların yanlışlıklarını somut örnekler eşliğinde ortaya koydunuz... Siz, Türkiye'nin böyle bir birliğe üye olmasını doğru bulmuyor musunuz ve Türkiye'nin AB projesine nasıl bakıyorsunuz?
Görünen o ki; Avrupa bugünkü siyasi yapısı itibarıyla şimdilik Türkiye'yi AB'ye almak istemiyor. Ben, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye olmaktan büyük kazanç sağlamanın yanında AB'ye de büyük katkıları olacağına inanıyorum. Kaldı ki Osmanlı Devleti dahi bir Avrupa gücüydü ve Avrupalıydı. Osmanlı için "Avrupa'nın Hasta Adamı" sözü boşa çıkarılmamıştı. Osmanlı Devleti, tarih boyunca Avrupalı kimliğiyle anılmıştı. Osmanlı Devleti yerine kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti de Batı'ya yönelmiştir. Bu tercih de doğru bir tercihtir. AB projesine gelince; bu proje de Türkiye'nin en önemli medeniyet projesidir ama şunu da ifade edeyim ki, milli davamız olan Kıbrıs da AB projemizden daha az öneme sahip değildir.
Kıbrıs'ta çözüm nasıl mümkün olabilir?
Çözümün gerçekleşmesi tamamen Kıbrıs'taki gerçeklerin ilgili taraflarca idrak edilmesiyle mümkün olabilir.
Mevcut durum nasıl?
Bugünkü durumda, Rum tarafı, Yunanistan ve onları destekleyen kesimler Kıbrıs'taki şartları görmek istemiyorlar. Hal böyle olunca da Rumlar ve Yunanlılar, AB çerçevesinde Enosis'i gerçekleştirme çabası içerisindeler. Önce şiddete başvurarak Enonis'i gerçekleştirmek istediler. En son maceraperestlikleri 1974'te yılında oldu. Enosis hayaliyle 74'te şiddete başvurdular ama hayallerine ulaşmalarını Türkiye önledi. Daha sonra ray değiştirdiler ve bu emellerini AB yoluyla gerçekleştirmeye yöneldiler.
AB yoluyla Enosis'e ulaşmak için ne yapıyorlar?
Bu amaçlarına ulaşabilmeleri için Türkiye'nin AB dışında kalması gerekiyor. Yunanistan ve Rum kesimi, Yunanistan ve Rum kesimi, şu anda bunun gayreti içerisinde. Türkiye'nin üyeliğini engelleyerek Kuzey Kıbrıs'ı AB'ye doğru kaydıracak zemini sağlamaya çalışıyorlar. Onların soruna çözüm arayışları, böyle sakat bir çözüm arayışı...
Yunanistan ve Rum tarafı, üyeliklerini Türkiye'ye karşı koz olarak kullanıyor...
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı'nın resmî internet sitesinde yer alan bir bilgide "Avrupa Birliği'nde Yunanistan" (Greece in the EU) başlıklı sayfada "Yunanistan'ın AB'ye tam katılımı tercih etmesinin sebepleri şöylece özetlenebilir:" denildikten sonra, sayılan 5 sebebin ikincisi olarak "Temmuz 1974'de Kıbrıs'ı istila ve işgal ettikten sonra Yunanistan için başlıca tehdit haline gelmiş olan Türkiye ile ilgili olarak müzakere gücünü arttırmak" şeklinde bir ifadeye yer verilmektedir. Bu ifade ziyadesiyle ifşa edicidir. Kıbrıslı Rum Liderlerden Klerides de Temmuz 1995'deki demecinde şöyle demiştir: "Kıbrıs'ın AB üyeliği gerçekleştiği zaman Türkiye'nin Garanti Antlaşması'nda öngörülen tek taraflı müdahale hakkını ortadan kaldırmış olacağız; anayasal konularda ve Türkler tarafından ileri sürülen diğer birçok konuda elimizde sağlam bir koza sahip olacağız."
AB'nin soruna yaklaşımı nasıl?
AB Konseyi, Türkiye'nin tam üyelik için yaptığı başvuruyu 5 Şubat 1990'da kabul ederken "Türkiye ile AB üyesi olan bir devlet arasındaki ihtilâfın ve Kıbrıs'taki durumun Türkiye'nin katılım süreci üzerinde olumsuz etkileri bulunacağını" ifade etmiştir. Birkaç ay sonra Dublin Zirvesi'nde aynı görüş tekrarlanmıştır.
Dublin Zirvesi'nin ertesinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi 4 Temmuz 1990'da AB'ye tam üyelik için müracaat etmiştir. Türkiye ve Kıbrıs Türk Tarafı hukukî ve siyasî gerekçelerle AB'den başvuruyu kabul etmemesini istemişlerdir. Bununla beraber, AB, GKRY'nin yaptığı tam üyelik başvurusunu işleme koymuş ve tam üyeliğin gerçekleştiği nihai aşamaya kadar yürütmüştür.
Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği kurma yönündeki girişimleri yoğunlaşınca, AB Haziran 1993'de "Kıbrıs'ın" başvurusunun incelenmesine öncelik kazandırmış ve başvurunun kabul edildiğini Ekim 1993'de açıklamıştır. Açıklamada, Rumların pozisyonuna uygun olarak, Kıbrıs sorununun çözüm şekli hakkında "iki kesimli federal çözüm" (bi-zonal federal solution) şekliyle bağdaşmayan görüşlere yer vermiştir. 25 Haziran 1994'de Korfu'da yapılan AB Zirvesi'nde de AB'nin ilk genişlemesinde "Kıbrıs'ın" yer alacağı açıklanmıştır.
AB geçmişte de aynı tutum içerisinde miydi?
Kuruluşundan sonraki ilk 15 - 20 yıl içinde AB'nin Kıbrıs sorununun doğrudan tarafları arasında eşit mesafede kalmaya gayret ettiği görülür. Filhakika, Yunanistan'ın 1975'de üyelik başvurusunda bulunmasını takiben AB Konseyi "Yunanistan'ın başvurusunun incelenmesinin AB ile Türkiye arasındaki ilişkileri etkilemeyeceği ve Türkiye-AB Ortaklık Anlaşması'nda yer alan hakların etkilenmeden kalacağı" şeklinde bir görüş ortaya koymuştur. AB Komisyonu da 1976'da açıkladığı görüşünde "AB'nin Türkiye ile Yunanistan arasındaki ihtilaflara taraf olmadığını ve olmaması gerektiğini" belirtmiştir ancak bununla beraber, Yunanistan'ın 1981 yılında AB'ne tam üye olarak kabul edilmesini izleyen dönemlerde, AB, Kıbrıs konusunda açıkça Yunanistan'ı destekleyen bir tutum içine girmiştir. Türkiye'nin Nisan 1987'de AB'ye tam üye olmak için başvuruda bulunmasından sonra da, Türkiye ile Yunanistan arasındaki ihtilâflı konular ve Kıbrıs konusu Türkiye-AB ilişkilerinin gündemine dahil edilmişlerdir ve giderek Türkiye ile ilgili sürecin ilerleyebilmesinin siyasî şartları haline getirilmişlerdir. AB, 2004'de Kıbrıs AB'ye tam üye oluncaya kadar, Türkiye'nin AB ile olan ilişkilerinde atılan her ileri adımda, Kıbrıslı Rumların katılım sürecini hızlandıracak bir karar almıştır. Kıbrıslı Rumların üyeliğinin gerçekleşmesinden sonraki dönemde de, AB, aynı stratejiyi bu defa Türkiye'nin Kıbrıs politikasının temel esaslarının aşınmasına yol açmak amacıyla uygulamaya devam etmiştir.
Diğer taraftan, 1989'dan sonra AB'nin doğuya ve güneydoğuya doğru genişleme ihtiyacının ve imkânının doğması, Yunanistan'ın AB platformunu Türkiye ve Kıbrıs'la ilgili amaçlarına uygun biçimde kullanmasını kolaylaştıran bir faktör olmuştur.
AB rehine durumunda
AB'nin Türkiye'nin üyelik sürecinde ileri sürdüğü tezler ve takındığı tavrı nasıl değerlendiriyorsunuz ?
Görünen o dur ki, AB organları Kıbrıs konusunda ve buna bağlı olarak Türkiye'nin katılım sürecinde Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlar tarafından rehine alınmış duruma düşmüştür. AB'nin, bulunacak çözüm şeklinin AB'nin üzerine bina edildiği temel ilkelere uygun olması gerektiği tezi, Kıbrıslı Rumların ve Yunanistan'ın amaçladıkları çözüm şekline zemin kazandırmaktadır. AB'nin bu tezi, aynı zamanda, BM zemininde on yıllardır süren arayışlardan sonra çözüm şekline ilişkin olarak oluşturulmuş bulunan parametrelerin, çözümü kalıcı kılacak şekilde uygulanmasına engel olacak mahiyettedir.
Varılacak çözümün hukukî kesinliğinin ve devamlılığının sağlanması için, çözümün parametrelerinin AB'nin birincil hukuk kaynağı haline getirilmesi, örneğin, "iki kesimlilik" ve "güvenlik ve garantilerle" ilgili parametrelerin, AB müktesebatına derogasyonlar getirilmesi suretiyle teminat altına alınması zorunludur. Bununla beraber, AB'nin, ANNAN Plânı ile ilgili gelişmelerin seyri içinde böyle bir tutumu benimsemekten uzak olduğu açıkça görülmüştür.
*Bu neden böyle olmuştur?
Bu arzu edilmeyen durumun temel sebebi, çözüm girişimlerinde, on yıllardır, Ada'daki ve Kıbrıs sorunuyla ilgili gerçeklerden değil, Kıbrıs Rum Tarafı'nın Kıbrıs sorunuyla ilgili iddialarına arka çıkan varsayımlardan hareket edilmiş olmasıdır. BM Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs sorunu hakkında kabul ettiği ilk karar olan 4 Mart 1964 tarihli ve 186 sayılı karar, Ada'da Aralık 1963'den sonra yıkılmış olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin iki unsurundan biri olan sadece Kıbrıslı Rumlardan oluşan bir yönetimi, iki toplumlu Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hükümeti olduğunu varsaymıştır. BM Güvenlik Konseyi, böylece, Kıbrıs sorununu meydana getirmiş olan tarafı, daha 1964'de Ada'da çözüme ihtiyaç duymaz ve çözümsüzlükten rahatsız olmaz duruma getirmiştir. Makarios, 186 sayılı kararı "ENOSIS dışında elde edilebilecek en iyi sonuç" sözleriyle değerlendirmiştir. Makarios, yaptığı açıklamada "uluslararası alandaki mücadelemizin ilk aşamasında bu kararı elde ettik. Artık Türkiye gelecekte Garanti Andlaşması'nı işleterek Kıbrıs'a müdahale tehdidinde bulunamaz" demiştir.
Rumların coğragi konumu niçin sorgulanmadı?
*AB üyeliğine ehil olma bakımından, Türkiye'nin coğrafî konumu, bugün Avrupa'da bazı siyasetçiler tarafından tartışma konusu yapılmaktadır. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin 70 km güneyinde bulunan, Ankara'dan geçen boylamın doğusunda kalan ve Suriye'den sadece 90 km mesafede yer alan Kıbrıs'ın coğrafî konumu, AB üyeliğine ehliyet bakımından sorgulanmış değildir. Aksine, Kıbrıs'ın üyelik müracaatı hakkında AB Komisyonu'nun 1993'de verdiği olumlu mütalâada, Ada'yı üyeliğe ehil yapan faktörler arasında en başta "Kıbrıs'ın coğrafî konumunun" zikredildiği görülür. AB, bu tutumlarının, Türkiye'de ve KKTC'de halkın adalet duygusunu ve AB'nin değer yargılarına olan inancını ne ölçüde rencide edebileceğini; KKTC'de ve Türkiye'de siyasî karar mercilerini ne denli açmaza düşüreceğini sanırım hiç dikkate almamıştır; almamaya da devam etmektedir.'
Türkiye'nin üyeliğini engelleyerek, K. Kıbrıs'ı AB'ye doğru kaydırmak istiyorlar
Rumlar ve Yunanlılar, önce şiddete başvurarak Enosis'i gerçekleştirmek istediler. En son maceraperestlikleri 1974'te yılında oldu. Enosis hayaliyle 74'te şiddete başvurdular ama hayallerine ulaşmalarını Türkiye önledi. Daha sonra ray değiştirdiler ve bu emellerini AB yoluyla gerçekleştirmeye yöneldiler. Bu amaçlarına ulaşabilmeleri için Türkiye'nin AB dışında kalması gerekiyor. Yunanistan ve Rum kesimi, şu anda bunun gayreti içerisinde. Türkiye'nin üyeliğini engelleyerek Kuzey Kıbrıs'ı AB'ye doğru kaydıracak zemini sağlamaya çalışıyorlar.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Hüseyin Altınalan / Türkiye
Etiketler:



