Hz. İbrahim'in sahifeleri nelerdi? Ebu Zerr (ra) şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber'e: "Ey Allah'ın Resûlü! İbrahim (as)'ın sahifeleri nelerdi?" diye sordum. "Nasihatten ibaretti" diyerek şu örnekleri verdiler:
"Ey kullarıma musallat olup da gurura kapılan kral! Seni dünya malı toplayıp da bunları üst üste yığman için göndermedim; mazlumların hakkını alman ve onların beddualarının bana gelmesini engellemen (yani onlara zulmedilmesini önlemen) için gönderdim. Çünkü ben kâfir de olsa mazlumun bedduasını geri çevirmem. Akıllı bir insan zamanını Rabb'ine yalvarmak, nefsini hesaba çekmek, Allah'ın yarattıklarını ve sanatını tefekkür etmek, geçimini ve ihtiyaçlarını temin için çalışmakla geçirir. Akıllı insan ahireti, geçimi ve haram olmayan arzu ve lezzetleri temin için çalışır. Akıllı kişi zamanının kıymetini bilir, işlerini ona göre ayarlar, dilini korur. Konuşmasını amellerinden sayan insan kendisini ilgilendirmeyen konularda dilini tutar"
Hz. Peygamber'in anlattığı kıssa
Hz. Peygamber bir gün sahabilerine: "Herhangi birinizin ailesi, malı ve amelleriyle neye benzediğini biliyor musunuz?" diye sordular. Sahabiler de: "Allah ve O'nun Resûlü daha iyi bilir" dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Sizin herhangi birinizin malı, ailesi ve amelleriyle olan meselesi şu üç kardeşli adamın meselesine benzer: Adamın birinin üç kardeşi vardı. Bu kişi vefat edeceği sırada kardeşlerinden birini çağırarak; "Gördüğün gibi artık ölüyorum. Aramızda bu kadar senelik bir kardeşlik vardır. Peki, söyle bakalım bu kardeşlik gereği benim için ne yapacaksın?" dedi. Kardeşi de şunları söyledi: "Hastalığın süresince sana bakar ve seni hiç yalnız bırakmam. Öldüğünde de seni yıkar, kefenler, kabrine varıncaya kadar tabutunu taşırım. Daha sonra da seni hayırla yâd eder ve soranlara methederim." Bu kardeş, o kişinin ailesidir. Söyleyin bakalım bu kardeşi nasıl buluyorsunuz? ."
Sahabiler: "Ey Allah'ın Resûlü! Onu pek yararlı biri olarak görmüyoruz" dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber sözlerini şöyle sürdürdü: "Ölüm döşeğinde yatmakta olan o kişi, ikinci kardeşini çağırarak ona: "Benim ölmek üzere olduğumu görüyorsun. Aramızda bunca senelik kardeşlik ve hukuk vardır. Bunun gereği olarak benim için ne yapacaksın?" dedi.
O da: "Sana ancak diriler arasında bulunduğun sürece herhangi bir faydam dokunabilir. Öldüğünde yollarımız ayrılacak, sen başka bense daha başka bir yola gideceğiz. Bu durumda senin için ne yapabilirim?" cevabını verdi. İşte bu kardeşi de onun malıdır. Bu kardeşi nasıl buluyorsunuz? ."
Sahabiler: "Ey Allah'ın Resûlü! Biz bunu da pek yararlı biri olarak görmüyoruz" dediler. Hz. Peygamber de devamla şunları söylediler: "Ölüm döşeğindeki adam üçüncü kardeşine "Görüyorsun ki ölüyorum. Ailemin ve sahip olduğum malımın verdikleri cevabı da duydun. Peki, sen kardeşlik gereği benim için ne yapacaksın?" dedi. Üçüncü kardeş de şunları söyledi: "Ben onlara benzemem. Kabre girdiğinde ve tek başına kaldığında sana yoldaşlık yaparım. Tartı ve hesap gününde terazinin hasenat (iyilikler) kefesini ağırlaştırırım." Sahabiler buna: "Ey Allah'ın Resûlü! O güzel bir kardeş ve iyi bir arkadaştır" karşılığını verdiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber: "İşte gerçek kardeş budur" buyurdular. O zaman Abdullah bin Kürz adlı sahabi kalkarak: "Ey Allah'ın Resûlü! İzin verirseniz bu anlattıklarınızı şiirleştireyim" dedi.
Hz. Peygamber de: "İzin veriyorum" buyurdular. Abdullah bin Kürz o geceyi evinde geçirerek ertesi gün o Hz. Peygamber'in huzuruna çıktı. Sahabiler de oraya topladılar. Abdullah şu şiiri okudu: "Ben, ailesi, malı ve elleriyle yaptığı ameller olmak üzere üç kardeşi olan ve öleceği sırada onları çağırarak kendilerine şöyle diyen kişi gibiyim: "Bugün başıma gelen şu çetin günde bana yardımcı olunuz. Bu gün çok uzun ve korkunç bir ayrılığın başlangıcıdır. Bu konuda bana ne gibi bir yardımda bulunabilirsiniz?"
Bunun üzerine kardeşlerden biri şöyle dedi: "Ben, hayatta olduğun sürece sana itaat eder ve her dediğini yaparım. Fakat ayrılık vakti geldiğinde senin için hiç bir şey yapamam. Eğer benden bir şey isteyeceksen şimdi istemelisin. Çünkü seninle birlikte gelecek olsam birçok tehlikelere atılmış olurum. Eğer gidecek olursan sakın beni arkanda bırakma. Ölmeden önce beni, halini ıslah etmek için harcamalısın." İkinci kardeşse şunları söyledi: "Ben seni cidden sever ve fazilet bakımından diğerlerinden üstün tutarım. Senin için yorulur ve sana nasihat ederim. Ancak ölüm geldiğinde senin için ona karşı koyamam; bu konuda elimden ağlamaktan başka bir şey gelmez. Evet, vefat ettiğinde hıçkıra hıçkıra ağlar, soran olduğunda seni överim. Cenazene katılıp diğerleriyle birlikte seni son ikametgâhına kadar taşırım. Oraya yerleştiğinde evime geri dönerek sanki hiç bir şey olmamışçasına ve seninle aramızda dostluk ve kardeşlik yokmuşçasına işimin başına geçerim."
İşte bu kardeş o kişinin ailesidir, birincisi ise onun malıydı. Bu ikisinin ölen kişiye en ufak bir faydaları dokunmadı. Sıra üçüncü kardeşe geldiğinde o şunları söyledi: "Ben senin için gerçek bir kardeşimdir. Korkunç ve tehlikeli anlarında benim gibi bir dost ve kardeş bulamazsın. Kabrinde seni yalnız bırakmam ve her türlü tehlikeye karşı savunurum. Kıyamet gününde hesaplar görülürken hasenatını artırmak için terazinin kefesine otururum. Bunun için de sakın beni unutma ve kıymetimi bil. Çünkü ben senin için daima şefkatli ve seni hiç bir zaman mahcup etmeyecek bir nasihatçiyim."
İşte bu kardeş de insanın kendisi için önden gönderdiği salih amelleridir. İnsan yaptığı iyilikleri ahirette bulacaktır."
Bu şiiri dinleyen Hz. Peygamber ve onunla birlikte, orada bulunan sahabiler ağladılar. Daha sonraları Müslümanlar Abdullah'ı yanlarına çağırtıp ona bu şiiri okutarak ağlarlardı. [Hayatü's-Sahabe
Hz. Musa'nın sahifeleri nelerdi?
Bunun üzerine: "Ey Allah'ın Resûlü! Musa (ra)'ın sahifeleri nasıldı?" diye sordum. "İbret verici şeylerden ibaretti. İşte ondan bir parça: 'Ölüme yüzde yüz inanan bir insanın, nasıl sevinebildiğine hayret ediyorum. Cehenneme kesinkes inanan bir kişinin gülebilmesine hayret ediyorum. Kadere inandığı halde rızkı için kendisini yoranlara hayret ediyorum. Hiç kimseye yar olmadığını gördüğü halde dünyaya bel bağlayan kimselere hayret ediyorum. Kıyametteki hesaba inanıp da hazırlık yapmayan kimselere hayret ediyorum."
Ey Allah'ın Resulü! Bana tavsiyede bulununuz!
Bu kez: "Ey Allah'ın Resûlü! Bana tavsiyede bulununuz" dedim. "Sana Allah korkusunu (takvayı) tavsiye ederim; çünkü o her şeyin başıdır, temelidir" buyurdular.
"Ey Allah'ın Resûlü! Biraz daha" dedim. Bunun üzerine: "Kur'ân okumayı ve Allah'ı zikretmeyi hiç bir zaman ihmal etmemeni tavsiye ederim. Çünkü bu senin için yeryüzünde bir nur, göklerde ise zahire ve azıktır" dediler. Ben biraz daha artırmalarını istediğimde de: "Çok gülme; çünkü bu kalbi öldürür ve yüzdeki nuru giderir" buyurdular.
Ben yine daha fazlasını istedim. Bu kez: "Cihadı asla terk etme; Çünkü bu ümmetimin ruhbanlığıdır" dediler. "Ey Allah'ın Resûlü! Daha fazla nasihat ediniz!" dedim. "Uzun süre sükût edip konuşmamaya kendini alıştır; çünkü bu, şeytanı kovar ve dinini koruma hususunda sana yardımcı olur" buyurdular. Bir kez daha: "Ey Allah'ın Resûlü! Nasihatinizi artırınız!" dedim.
"Fakirleri sev ve onlarla oturup kalkmayı sürdür" buyurdular. "Ey Allah'ın Resûlü! Biraz daha" dedim. "Daima senden aşağılara bak; sakın senden daha üstün olanlara bakma! Çünkü Allah Teâlâ'nın üzerindeki nimetlerini küçümseyip hiçe sayman doğru değildir". Biraz daha nasihat etmelerini istediğimde: "Acı da olsa daima hakkı söyle" buyurdular. Ben yine artırmalarını istedim. Bu kez: "Sende bulunan ayıplardan dolayı başkalarına atıp tutma. Senin işlediklerini işleyenlere buğzetme. Çünkü sende bulunan ayıpları görmeyip de aynı ayıplardan dolayı başkalarını kötülemen, işlediğin bir suçtan dolayı başkalarına kızman ayıp olarak sana kâfidir" buyurdular. Sonra da mübarek elleriyle göğsüme vurarak şunları söylediler: "Ey Ebâ Zerr! Tedbir gibi akıl, yasaklardan sakınmak gibi takva ve güzel ahlak gibi şeref yoktur." [Ebu Nuaym, Kenz]


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



