Anadolu‘da her kavşakta bir yatıra, bir türbeye rastlarız. Bu ermişler genelde erkektir. Türk-İslam Edebiyatı üzerine master çalışması yapan yazar Gülenay Pınarbaşı, hem kütüphanelerden hem topraklardan ermiş kadınların hikâyelerini toplamış bir kitap olarak okura sunmuş. İki kız çocuğu olan yazar, üç yılda kırk dokuz şehir gezmiş, altmış dokuz kadın erenin bazılarının menkıbesine bazılarının mezarına ulaşmış.
Fatih Yedier
Bu konuya niyetlendiğinizde bu kadar ermiş kadınla karşılaşacağınızı biliyor muydunuz?
Yola çıkarken Anadolu sahasında bu kadar çok ermiş kadın olduğunu bilmiyordum. Çalışmamı yaparken ulaştım. Aslında bu kitap akademik bir çalışmadan doğdu. Tezimden önce ermiş kadınlarla ilgili durumu derinlemesine bilmiyordum birçokları gibi. Bununla birlikte araştırmamızda yer veremediğimiz, yani akademik bir temele dayandıramadığımız için yer veremediğimiz birçok kadın ermiş daha var. Bu bakımdan ermiş kadınlar üzerine daha birçok araştırma yapılabilir.
Bu kadınlar arkasında nasıl izler bırakmışlar?
İzler suya bırakılmış desek yeridir. Ya kendilerini bildirmek istemedikleri için ya da sosyolojik diyebileceğimiz nedenlerle, kadına daha az değer verilmesi gibi, şöhretleri yörelerini aşamamış. Bir türbe etrafında anlatılan öyküleri, kerametleri dilden dile, gönülden gönle aktarılmış...
Peki ermiş kadınlar daha çok nasıl bir hayat yaşamışlar?
Genelinde bir acı öğesi mutlaka var. Yani bu kadınlar "dertli"! Dertlerine sabretmekle ermişlik makamına ulaşıyorlar. Acıları, kederleri dönemlerine, konumlarına, ilgi ve ihtiyaçlarına göre değişebiliyor. Sadece kendi bireysel ihtiyaçları da değil bunlar, toplumun ihtiyacına yönelik mesajlar var hayatlarında. Birde bu kadınlar acziyet içinde değil, güçlü kadınlar.
Kitapta savaşçı ermiş kadınlardan bahsediyorsunuz.
Evet bireysel ihtiyaçlar dışında derken bunu kastediyordum. Anadolu‘yu, yeni Müslüman olmuş göçebe toplum vatan edinmeye çalışıyor. Bir yanda Moğol istilası diğer yanda yerli Hristiyan halkın tutumları, tıpkı Yunus Emre gibi Yunus Emre‘nin piri Taptuk Emre gibi Taptuk Emre‘nin kızı da mücadele veriyor. Duruşuyla, evliliğiyle ve hayatının efsaneleşmesiyle topluma sabır ve itidal mesajı veriyor.
Bacım Sultan kim? Kitapta bir hayli söz etmişsiniz?
Bacım Sultan, Yunus Emre‘nin şeyhi Taptuk Emre‘nin kızı. Bugün Eskişehir Ankara sınırında Nallıhan ilçesi sınırlarında kalan Tekke köyüne gelin gitmiş. Hubyar Sultan isimli saygı duyulan biriyle evlenmiş. Yaklaşık 7 asırdır Tekke ve Türbesi, sinir hastalığına yakalanan kadınlara ümit kapısı olmuş. Bir anlamda tedavi merkezi olmuş. Asabı bozuk hatta delilik seviyesinde kadınlar, hatta devrin Hristiyanları dahi buraya getirilmiş, Bacım Sultan‘ın bir kerameti etrafında anlatılan bir sudan içirilerek, diyetler uygulanarak derviş kadınlar tarafından tedavi edilmiş.
Siz kitapta türbelere işaret ederken hurafelerden nasıl ayrılacağını düşünüyorsunuz?
Türbelere kutsallık atfetmekten ziyade kitapta özellikle kültür aktarımı rolüne dikkat çekmeye gayret gösterdim. Türbelerin etrafında uygulanan halk inançları içinde şiirinden ninnisine, geleneğinden ritüeline geniş bir kültür birikimi var hatta kökü mitolojiye dayanan bir kültür. Ve bu kültürün yaşatılması hem folklorik anlamda bir değerdir hem de turizm değeri olabilir. Bakın bugün Portekiz‘in Fatıma kasabasına yılda 6 milyondan fazla turist gelmektedir. Neden: efsanevi bir anlatımdan dolayı. 1917 ‘de Portekiz‘in Fatima kasabasında, üç köylü çocuk Meryem Ana‘ yı gördüklerini iddia eder. Bu iddialara istinaden Meryem Ana, altı ay boyunca, her ayın on üçünde kendilerine görünmüş ve bazı bilgiler vermiştir. Bugün Fatima Kasabası, umutsuz hastaların şifa aradığı bir ziyaret alanı haline gelmiş ve bu durum kasaba hatta Portekiz için müthiş bir gelir kaynağı oluşmuştur.Ülkenin kültürü dünyaya yayılmıştır.
Yani siz kadın ermişleri ya da türbelerini inançtan ziyade kültür olarak mı değerlendiriyorsunuz?
Kadın ermişler, tabiki inanç unsurudur. Kur‘ân, birçok yerde, mü‘min erkeklerle birlikte onlarla aynı sorumluluğu paylaşan "mümine" kadınlardan bahseder. Şahsiyet olarak bahsettiği kadınların birçoğu dindarlıkları vedoğrulukları ile örnek gösterilir.Kur‘ân‘da ismi açıkça zikredilen kadın, Hz.İsa‘nın annesi Meryem‘dir. Kutsal kabul edilen kadınlardan Hz. Meryem‘in mûcizeleriâyetlerde anlatılmıştır. Hz.Meryem dışında belirtilenkadınlar müfessirlerin açıklamalarıyla anlaşılır. Bu kadınlar, Hz. Havva, Hz. İbrahim‘in ikinci eşiHz. Hacer, Firavun‘un mümine karısı Asiye, Saba Melikesi Belkıs ve Züleyha‘dır. Sonra bütün İslam dünyası Basralı Râbia‘ya sayısız mûcizeler atfeder. Örneğin, parmak uçları geceleri kandil gibiışık vermekteydi; hacca gittiğinde Kâbe ona doğru yürümüştü. Seccadesi üzerinde havadayüzmüştür.Evliyaları toplumun diğer bireylerinden ayıran, yaşarken ki bilgi, hayırseverlik, dindarlık, iyilikleridir. Bizim çalışmamızda yer alan kadınlarda böyle kadınlardı. Türbelerdeki uygulamalara gelince, onların kültür-folklor çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Biraz da psikolojik fayda gözüyle bakılması taraftarıyım.
Kitabın arkasında bir harita var? Siz bu haritadaki yerlere gittiniz mi? Oldukça ilginç gözüküyor...
Kadın ermişlerin izini sürmeye çalışırken önce kitapları tezleri taradım, ardından bu ermişlerin mezarlarını bulmaya gayret ettim. Bu yolda ermiş 49 şehri dolaşmak nasip oldu.Üç sene sürdü bu yolculuklar. Çalışmanın sonunda bunları haritaya aktarırsak bize birşeyler söyleyeceklerini düşündük.
Söyledi mi peki?
Evet.Kadın ermişlerin coğrafyamızdaki dağılımı çok ilginç. Örneğin Anadolu‘nun birçok yerinde Kırk Kızlar türbelerine rastlanıyor. Kültür olarak birbirine uzak yörelerde bile aynı isimle türbeler var. Bir de en önemlisi ermiş kadınlar İpekyolu güzergahında daha çok yeşermişler. Örneğin Amasya, en çok kadın ermişi bağrında taşıyan memleket. Bana göre harita bir de şunu söylüyordu, kafalarında kadınlara karşı daha az önyargı olan memleketlerde bu mekıbeler daha çok hayat bulmuş gibi.
Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Ermiş kadınlar oryantalistlerin iddia ettiği gibi Anadolu‘da eve kapalı bir hayat yaşamıyor. Bazılarının mesleği var. Özellikle eşleri, babaları öldükten sonra inşaat ustalığı, avcılık, ordu komutası gibi bugün bile marjinal kabul edilebilecek işler yapıyorlar. Güçlerini iman kuvvetinden, dua ve tevekkülden alıyorlar. Çok sabırlılar. Bir ortak olağanüstü yönleri de şifacılık özellikleri.





