milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • MEDYA
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

10 ŞUB 2012 CUM
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • DERİN SAVAŞ
  • BİLMECE YUMAĞI
  • 'ORTADA SUÇ FALAN YOK'
  • DAVASININ ERİYDİ
  • TEZKEREYLE Mİ DÖNECEK?
  • FİDAN'I KİM HARCAMAK İSTİYOR ?
  • DIŞA BAĞIMLI OLARAK BÜYÜK DEVLET OLUNAMAZ
  • BİR ÜLKENİN BAŞBAKANI, EMPERYALİST PROJE İÇERİSİNDE YER ALABİLİR Mİ?
  • FATİH'İN KARADAN YÜRÜTTÜĞÜ GEMİLERİN BELGESİ BULUNDU
  • BÇG'Yİ DE GÖRÜN

Dr.Ebubekir Sifil'den çarpıcı açıklamalar

11 AĞUSTOS 2009
SAL 12:59

[-] Normal [+]
  • Haber
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

Milli Gazete köşe yazarlarından İlahiyatçı-Yazar Dr.Ebubekir Sifil Gazeteci-Yazar Selim Akduman'ın sorularını cevapladı. Sifil gündemdeki bir çok soruya bakın nasıl cevaplar verdi.

  • Dr.Ebubekir Sifil'den çarpıcı açıklamalar -

Hocam öncelikle İslam dünyasının en büyük problemlerinden birisinin Kültür emperyalizmi olduğunu ifade ediyorsunuz. Nedir bu Kültür Emperyalizmi ve İslam dünyası nasıl etkileniyor bundan?

Kültür Emperyalizmi dediğimiz şey batılıların genelde doğu dünyası özelde İslam dünyası üzerinde hâkimiyet tesis etme metodlarından birisidir. Bu modern zamanlarda kendisini gösteren bir hadise. Daha öncesinde biliyorsunuz uzun yıllar süren haçlı seferleri oldu. Haçlı seferleri sonucunda İslam dünyasından umduğunu bulamayan batı dünyası teknolojik gelişmelerle birlikte iletişim araçlarının gelişmesiyle birlikte İslam dünyasına karşı yeni bir hamle başlattı. Buda kültür emperyalizmi!

Nasıl bir hamle bu?

Günlük hayatımızı yaşarken, karşılaştığımız her olayda kültür emperyalizmi karşımıza çıkıyor.  Günlük hayatı yaşarken, yemek yeme tarzımız, giyinme biçimimiz, damak zevkimiz, yemek mutfak kültürümüz, bütün bunlar bize ait olmayan kültürel vasatlarla oluyor şuanda. Dolayısı ile Müslümanlar birbirleriyle ilişki kurarken, hayatı yaşarken, toplumda ailede okulda, toplumu oluştururken, toplumsal kurumları oluştururken,  hep batılı değer yargılarının, kuralların, kuramların etkisi altında yapıyorlar. Onlar hakim hayatımıza. Dolayısı ile bir bütün olarak baktığımızda biz bize ait olmayan bir hayatı yaşıyoruz. Tüketim alışkanlıklarımız böyle, dediğim gibi giyinme tarzımız, saçımızı kesme biçimimiz, bu bütün olarak dünyayı kuşatmış ve son gelinen noktada adına küreselleşme denen vaka ile birlikte adete kendisine karşı konulamaz bir güç olarak lanse ediliyor.
Bu tabi bizim sadece günlük hayatı yaşarken kullandığımız araç gereçlerle karşımıza çıkmıyor aynı zamanda kendi mensubiyetlerimizle ilişkilerimizi de belirliyor. Yani tarihe baktığımızda geçmişte bizden 150-200 sene önce yaşamış bir insanın baktığı gibi bakmıyorsak biz kendi tarihimize buda bir kültürel emperyalizmdir. Birörnek vereyim size. Müslümanlar hiçbir zaman son 150 yılda yaptıkları kadar İslam tarihini aşağılamadılar. Tarihe kurumlara bilimlere metodolojilere bu kadar küçümseyici gözle bakmadılar. Mesela İslam tarihi siyasi anlamda bir saltanat tarihidir. Fakat Müslümanlar saltanata hiç bugün olduğu gibi lanetli bir kavram olarak bakmadılar. Böyle bir lanet yüklemediler. Şimdi şuanda demokrasi ile saltanat arasında bir karşılaştırma yapın desek bir insana hiç şüphe yok ki tereddüt etmeden demokrasi diyecek.

Saltanat kavramını biraz açabilir miyiz?

Şimdi hemen söyleyeceğim.  Bu önemli bir kırılma noktası bizim için. Bunu söylerken zihniyet olarak nasıl bir dönüşüm yaşamışız bunu ele vermesi bakımından söylüyorum. Böyle anlaşılmasını istiyorum. Saltanat babadan oğla geçen bir siyasi yönetim biçimidir.  Bizatihi kötü bir sistem midir bilakis kötü bir sistem değildir. Saltanatı devralan kişi kötü ise saltanat kötü olur. İyi ise iyi olur.

Demokrasilerde de böyle değil mi ?

Tabiî ki her yönetim için böyledir. Şimdi biz Hulefai Raşidin yönetimini bizim için referans noktası olduğundan, demokratik yönetilmiş bir dönem olarak, demokratik yöntemlere benzer, yani en azından aykırılık gözetmeyen bir dönem olarak görüyoruz. Ama böyle değil Hulefa-i Raşidin geliş dönemine bakın demokrasiden asla söz edilemez.  Saltanat'a daha yakındır hatta bazılarına göre saltanattır.
Örneğin Hz. Ebubekir'in seçilmesine bakın. Ümmetin ileri gelenleri bir araya geliyor ve Halifeyi seçiyor. Ümmetin büyük bir çoğunluğunun bundan haberi bile yok. 3 kişi oturmuş ve bu 3 kişiden birisi Ümmete halife olmuş.
Ama bunlar ümmetin Ehli Hal vel Akt dediğimiz, yani ümmet adına iş görebilme yetkisine sahip ileri gelenleriydi. Bunun için onların beyat ettiği kişi halife oluyordu. Hz. Ebubekir kendisinden sonra Hz. Ömer'i tayin etmiştir. Tavsiye etmiştir. Benden sonra ona beyat edin demiştir. Burada da seçim yok, demokrasi yok. Hz. Ömer kendisinden sonra yönetimi 6 kişilik bir şuraya devretmiştir. Burada da bir demokrasi yok. Saltanata daha yakın şeyler.
Bu örneği neden veriyorum?  Demokrasi kötüdür, saltanat iyidir diye değil. Biz kendimize ait kavramlarla düşünmeyi terk ettiğimiz andan itibaren Saltanat'a bir lanet anlamı yükledik. Saltanat kötüdür dedik, demokrasi iyidir dedik.  Bu bizdeki bir düşünce kırılmasının sonucudur. 
Ve sadece bu alana münhasır değildir. Bizim ulemamızın usul sistemine bakın. Kuran'dan sistemden hüküm çıkarma sistemine bakın. Bugün İslam dünyasında bu usul sistemi adeta beğenilmiyor bunun yerine daha farklı hüküm çıkarma metodları bulabilir miyiz deniliyor. Mesele ne mesele bizim batılı değerlerle, batının anlayışı ile değer yargılarıyla çatışma teşkil etmeyecek bir dünya özlemimiz. Bu özlem her şeyin önüne geçmiş durumda. Batıyla çatışmayan, uyum sağlayan bir hayat tarzı, bir din, gelenek, bir siyaset biçimi. Batıyla çatışmayalım deniliyor neden?

Bu bir yenilmişlik psikolojisinin ürünü değimli?

Tabiî ki öyledir. Çünkü batı dünya demektir. Bakın dünyada iki savaş oldu. Geçtiğimiz yüz yılda iki savaş yaşadık. Fakat biz bunlara dünya savaşı diyoruz. Neden? Aslında bu savaşlar batının kendi içinde yaşadığı savaşlar bunlar. Batı dünyayı kendisinden ibaret gördüğü için bunlara da dünya savaşı diyor. Dünya kadarda insan öldürüyor. Her iki savaşta hayatını kaybetmiş insanların sayısı kesin olmamakla birlikte 70-80 milyon civarında. Dünya tarihinde görülmüş bir şey değil. Bu dünya tarihinde görülmüş bir şey değil. Bu dünya savaşı neden çünkü batılılar birbirlerini kırdırlar. Asya karışmadı buna, Afrika karışmadı. Almanların Rusları işgalini hariç tutarsak. Latin Amerika karışmadı bu savaşa, Ortadoğu karışmadı bu savaşa. Nerden dünya savaşı oldu bu? Bu savaş aslında batılıların yaşadığı bir savaş. Ama batılılar dediğim gibi dünyayı kendilerinden ibaret gördükleri için bunun adı dünya savaşı oldu.
Şimdi bakın basında, medyada, televizyonda, gazetede, şurada, burada, bir dünya denbildiğinde batı kastediliyor. Batı denilmiyor dünya deniliyor. Mesela dünya ile bütünleşmek deniliyor. Ne kastediliyor? Batı ile bütünleşmek. Dünyadan kopmayalım, bunu dünyaya izah edemeyiz deniliyor, kasıt ne? Batı.
Öyle bir noktaya geldik ki dünya batıdan ibaret oldu. Dolayısı ile batıda üretilen her türlü değer, kurum, kavram, teknolojik araç gereç, fikir, moda, tarz dünya ölçeğine yayıldı küresel oldu. İşte bu kültür Emperyalizmi dediğimiz şey tam budur. Batının kendi sosyo kültürel tarihsel geçmişinden getirdiği tarzları bütün dünyaya yayması, bütün dünyaya lanse etmesi, dolayısı ile bütün dünyanın batılı gibi olmaya çalışması kültür emperyalizmidir.

Sizce İslam dünyasının en çok yıpratılan ve ortadan kaldırılan kavramlar nedir?

Böyle bir tespit yapmak aldatıcı olur. Çünkü bizim dünyamızı şekillendiren pek çok temel hayati kavram var. Bu temel hayati kavramların hemen her birinde bir operasyon yaşadık. Başta kendi kaynaklarımız olmak üzere yani biz Kuran'la sünnetle irtibatımızı temin eden sahih zeminleri terk edip, onun yerine batıdan devşirme kavramları kullanmaya başladık. Mesela bunlardan çok önemlisi 'Tarihsellik'tir. Gerek Kuran gerekse Sünnet bağlamında bu kavramı çok kullanır hale geldik. Kuran'daki bazı ayetlerin, Sünnetteki bazı uygulamaların tarihsel olduğunuz söylemeye başladık. Nedir bu?   Sadece indiği dönemdeki toplumu bağlar bizi bağlamaz.

Bu düşünce insanı küfre sokar mı?

Evet sokar. Yani Çerçevesi tam olarak ortaya çıktığında, Tarihsellik temelli fikrinin çerçevesi tam olarak ortaya çıktığında bunun ucu küfre varan bir şey olduğunu çok net bir şekilde söyleyebiliriz.
O dönemi bağlar bizi bağlamaz demek; Allah Teala'nın o topluma münhasır bir hüküm gönderdiğinin, bu ilahi hükmün bizi bağlamayacağını söylemek; bir isyandır, başkaldırmadır, tuğyandır. Dolayısı ile ucu küfre kadar çıkabilir. İşte bunun gibi hayatımızı yönlendiren pek çok kavram var. Biz bu kavramlar üzerinde dinle irtibatımızı kuruyoruz. Sokakta konuşan iki kişiye kulak verdiğimizde herhangi bir İslami mesele konuşuluyor olsun. Birisi bir şey söylediğinde diğerinin verdiği tepki enteresan. Bu Kuran'da var mı? diyor.  Şimdi bu bir bilinç durumunun ifadesidir. Bir şey münhasıran Kuran'da varsa kabule şayandır. Yoksa değildir. Buda işte bir kültür emperyalizminin sonucudur. Neden? Çünkü az önce ifade etmeye çalıştım. Peygamber efendimizin sünnetiyle irtibatımız zedelendi.  Sünnete güvenimiz kalmadı. Yani bizi kurtaracak olan Nuh'un Gemisi Sünneti Seniyye. Ama biz onunla olan irtibatımızı bilinçli olarak zedeliyoruz. Ve sonra İslam'ı Kuran'a tabiri caizse hapsediyoruz. İslam Kuran'dan ibaret değildir.
Temelinde merkezinde Kuran var; ama O'nun yanında Efendimiz (s.a.v) buyurmuş, 'Bana onun yanında O'nun gibisi veridi. O'nun misli verildi.' Evet, Kuran'sız olmaz. Ama onun yanında onun misli var. Kuran'ın hayata açılımı var. Ete kemiğe bürünmüş hali var, O'da sünnet işte. Sünnetle ilişkimiz irtibatımız zedelendiği için karşımızdaki kişi konuştuğunda bu Kur'an'da var mı diyoruz. Varsa kabul edeceğiz, yoksa reddedeceğiz.
Bu bizim doğrudan itikadımıza yansıdı. Sünnetle sabit olmuş pek çok itikadi umdeyi, unsuru kolayca reddedecek hale geldik. Bakın şimdi, kabir azabı, kıyamet alametleri, Hz. İsa'nın nüzulü, Deccal, sırat, mizan, şefaat, Allah Teâlâ'nın kıyamette gözle görülmesi gibi hususlar bizim Ehl-i Sünnet vel Cemaat itikat kitaplarında eskiden beri zikredilir. Ve bunun istisnası yoktur. Bir insan Ehl-i Sünnet vel Cemaat itikadına mensupsa bunların hepsine inanır. Fakat son zamanlarda Sünnet konusunda beynimize sokulan virüsler marifetiyle biz bunları inkâr eder hale geldik.

En çok tartışılan konuda Hz. İsa gelecek mi?  Gelmeyecek mi?

Tabi bunu kim tartışıyor. Bizimle aynı safta duran, namaz kılan, aynı ismi taşıyan, İslami hizmetler yapan insanlar. İşte Kültür Emperyalizmi dediğimiz şey bu. İtikadımıza kadar uzanıyor. Nereden kaynaklanıyor bu? Çünkü diyor; 'İsa A.S'dan buyana 2000 sene geçmiş, nerede yaşıyor, ne yiyiyor, ne içiyor?' tam bir materyalist ve pozitivist felsefe. Biz biliyoruz ki: Peygamberler mucize gösteren insanlardır. Allah Teala Peygamberler vasıtasıyla ilahi mesajlar insanlara ulaşsın diye zaman zaman irade buyurduğunda tabiat kanunlarını devre dışı bırakıyor ve insanları harikulade dediğimiz, adet üstü, normal dışı zuhuratlar gösteriyor. Bu zuhurat değil, gösteri değil, olay hakikaten cereyan ediyor.
Efendimiz (S.A.V) bir işaretiyle ayı ikiye böldüğünde insanların gözüyle ay ikiye bölünmüyor, ay gerçekten ikiye bölünüyor. Parmaklarından su akıttığında insanlara öyle görünmüyor, su gerçekten akıyor. Mucize bu. Mucize ile göz boyacılık arasında ki fark bu zaten.
Şimdi bunu rasyonel akıl izah edemediği için, Müslümanlarda Kültür Emperyalizmi sonucunda rasyonel düşünmeye başladıkları için,  mucizeyi inkâr ediyorlar. İspat edemedikleri için. Temelini açıp bakıyorsunuz nerede var bu? Modernist Yahudi ve Hıristiyan din adamlarının din anlayışlarında var.
Bunun bir sebebi de genel de tarikat geleneğinde olan, Şeyh uçmaz, mürit uçurur anlayışı ile olur olmaz şeylere inanmaktan kaynaklanmıyor mu?

Bu doğrudur. Tabiî ki böyledir. Ama bir yanlışı ortadan kaldıracağız diye başka bir yanlış yapmak doğru değildir. Bu mantıksız bir şeydir. Yanlış yanlıştır. Onu tek başına lokalize edip onunla aynı sahada mücadele etmek gerekir. Böyle bir yanlış yapılıyor diye doğruları da buna feda etmek doğru değildir. Yanlış bir mantık olur bu. Tasavvufta olsun, başka sahalarda olsun, kesinlikle insanın olduğu her yerde ifrat'ta olur tefritte.  Önemli olan bunları müstakim bir şekilde değerlendirmek, istikamet ölçüsünde değerlendirmek gerekmektedir. Yoksa her alanda, her toplumda, her tarihte ve coğrafyada ifratta vardır tefritte vardır. Birisi için yada diğeri için istikameti, doğruyu terk etmek yanlış olur.

Siz defalarca kaleme aldınız bu hususta da birçok tepki aldığını bir konu olan dinler arası diyalog konusuna değinmek istiyorum. Dinler arası diyalog ve Ilımlı İslam nedir? Yani dinler arası diyaloga bakış açınız nedir? Sizce böyle bir şeye ihtiyaç var mı?
Şimdi diyalog denilince artık dinler arası diyalog kastedilir hale geldi ama bu çok iyi bir gelişme değil. Diyalog insanların sadece dindar arasında değil, dindarlarla dinsizler, dindarların kendi aralarında, farklı dinlere mensup insanların kendi aralarında yapabilecekleri, hatta yerine, zamanına, durumuna göre yapmaları gereken bir faaliyet olabilir.
Dünyada küresel problemler yaşıyoruz. Bir küresel ısınma problemi var. Bütün insanlığı ilgilendiren. Efendim, ekonomik dengesizlikler uçurumlar var. Yeryüzünün kuzeyi ile güneyi arasında, doğusu ile batısı arasında, korkunç bir dengesizlik var.

İlk bölümün sonu

Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Haber bölümü’nde 11.08.2009 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
  • yer Kaynak: ajans5 / Türkiye
  • tags Etiketler: ebubekir, sifil, röp,
benimde söyleceklerim var

yorumcular

toplam 3 yorum|yorum rssrss

  • selam ve dua ile

    müslümanların sorunları yukarda bahsedilen islamdan neşet etmeyen düşünce ve kavramlarlar kafasını ve imanınıda karıştırdığı ortada ancak avamın imanını güçlendirmesi ve kültürel değerleri tercih için ilmi nakli ahlaki önderler ancak ülamalar olablir bunları günümüzde bulmak çok zor din hayat biçimi heran yaşamakla anlaşılır benim gözlemim verilen din yaşamın aslı değil nostajisi hayatın ekstrası gibi algılanıyor sorun tam teslim olamamakta günlük yaşamda dinin yeri çok az oda ibadetlerle sınırlı bunu aşmadıkca sorun anlaşılamayacak kanaatindeyi. selam allaha kul olanlara

    simsek | KatılıyorumKatılmıyorum (6.7/10 puan) | 12 Ağustos 2009 09:33

  • bazılarına katılıyorum

    Sifil bey'in bazı düşüncelerine katılıyorum.sünnet hakkındaki yaklaşımı bana göre doğru algılanmamıştır.sünnetler o kadar abartıldıki Kur'anın önüne geçirildi.Farzlar terkedilmişken müstehaplara ve sünnetlere daldı insanlar.Ayrıntılarla uğraşıp asılı unuttular.Kur'anı bilmeyen halka sünneti anlatmak,ilkokulu okumamış birine üniversite dersleri anlatmaya benzerki bu yapıldığı zaman ne olur?ya anlamaz,ya karıştırır,yada fer'i(ayrıntıyı) asıl zanneder.Bence islam birliğinin sağlanamamasının büyük sebeplerinden biride işte bu asıldan uzaklaşmaları olmuştur.

    bayram_43 | KatılıyorumKatılmıyorum (6.7/10 puan) | 11 Ağustos 2009 20:04

  • en başta "hidayet " örtülmüş,

    günümüzde hidayete doğru yol denilmiş,aslında hidayet yol değildir,

    Hiadayet= Allah'a dünyada yaşarken ulaşmaktır.İspatı:

    1-Ali imran 73- ..kul innel hudâ hudallâhi... -De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır."...

    2-Bakara 120-.kul inne hudâllâhi huvel hudâ..-De ki: “Muhakkak ki Allah'a ulaşmak (var ya) işte o, hidayettir.”.

    İlk değiştirilen en önemli kavram hidayettir.

    Hidayet günümüzde din adamları tarafından doğru yol diyerek adeta ötülerek insanların dalaette kalmasına sebep olunmuştur.Bu nedenle Allah'a ulaşmaya inanmayanlar da Allah'a ulaşmayı dilemeden ölüyorlar.

    nasuh | KatılıyorumKatılmıyorum (8.3/10 puan) | 11 Ağustos 2009 14:23

Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.
shape
  • Haber

    1. Öğretmenlere yüksek lisans imkanı
    2. Kampta İslam dinine saygısızlık had safhada
    3. 881 yıldır ezan sesi yükselen cami
    4. Su kuşlarının sığınağı: Mogan
    5. RİDA, Afrika ve Türkiye'de 4 binden fazla yetime ulaştı
    6. ''Arama kurtarmadan sonra ilk yardım müdahalesi çok önemlidir''
    7. "Veli öğretmen diyalogu öğrenciye başarı getirir"
    8. Türkiye'nin en büyük barajında tarihi rekor
    9. Kentsel dönüşüme nüfusun yoğun olduğu şehirlerden başlanacak
    10. PETA destek verdi, hayvanlar artık simülasyonla kesilecek
  • Diğer

    1. Halep'teki patlamalar: "25 ölü, 175 yaralı"
    2. Böyle bir dayatmaya muhalefet olarak kesinlikle boyun eğmeyeceğiz
    3. Suriyeli muhaliflerin sınır dışı edilmesine tepki
    4. ''Mobil'' aile hekimlerinin iş yükü hafifleyecek
    5. Kazakistan'dan Kaşagan uyarısı
    6. Avrupa donuyor, Avustralya yanıyor
    7. Türkiye tohum üretim ve ihracatında rekor kırdı
    8. Bebeklere en iyi ek besin tarhana çorbası
    9. Avro Bölgesi'nden yardım bekleyen Yunanistan'a kırmızı ışık
    10. Çay tansiyonu düşürüyor
  • Çok Okunanlar

    1. Gün ortasında camileri yaktılar
    2. Fidan'ı kim harcamak istiyor ?
    3. “AKP’nin dindar nesli böyledir!”
    4. Tezkereyle mi dönecek?
    5. Fatih'in karadan yürüttüğü gemilerin belgesi bulundu
    6. Derin savaş
    7. BÇG'yi de görün
    8. Mersin'de muhteşem Milli Gazete gecesi
    9. Cübbeli Ahmet Hoca'yı Kamalak savunacak
    10. Bir ülkenin başbakanı, emperyalist proje içerisinde yer alabilir mi?
  • Çok Yorumlanan

    1. Fidan'ı kim harcamak istiyor ?
    2. Cübbeli Ahmet Hoca'yı Kamalak savunacak
    3. Türkiye tohum üretim ve ihracatında rekor kırdı
    4. Haniye İran'a gidiyor
    5. İstifa eden başkana tutuklama
    6. Uluslararası Af Örgütü endişeli
    7. Sinemanın Ankara'sı
    8. Humus'ta kan durmuyor
    9. Sahabe sadece inandık demekle yetinmemişti...
    10. Polonya'da 62 ölü var!
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Haberler | Bisiklet Mağazası | Bebek Mağazası | ticaretmerkezi.com.tr | Kombi | Bebek Ürünleri

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek