İlk defa, 1949 yılında, komünist işgalle birlikte Çin devletin Doğu Türkistanlılara yönelik sistemli zulmü dini alanda da devam ettirmektedir. Din adamları öldürülmekte veya hapse atılmaktadır. Devlet memurlarının dini faaliyet ve törenlere katılması yasaklanmıştır. Komünist Parti üyelerinin ve öğrencilerin dine inanmaları yasaktır. Camiler kapatılıyor ya da yıkılıyor. Kadınlara ve 18 yaşından küçüklere cami yasağı uygulanıyor. Cami imamlarına keyfi kısıtlamalar uygulanıyor. Medreseler kapatılıyor veya yıkılıyor. Dini kitaplar ve dini eğitim yasaklanıyor. Geçen sene (2008 yılında) Hac vazifesini yerine getirmek isteyen binlerce Uygur Müslüman‘ın pasaportu ellerinden alındı. Daha önce yurt dışında çıkan ama Pakistan‘da bekletilen kardeşlerimizin pasaportları toplatıldı. Kutsal topraklara bir şekilde gidenler ise, Hac vazifesine bir hafta kala, çok ağır cezalar verileceği söylenerek geri çağırıldı. Geri dönen Müslümanların pasaportları toplatıldı.
Çin yönetiminin İslam‘a ve Müslümanlara yaklaşımı nasıl?
İlk defa, 1949 yılında, komünist işgalle birlikte Çin devletin Doğu Türkistanlılara yönelik sistemli zulmü dini alanda da devam ettirmektedir. Din adamları öldürülmekte veya hapse atılmaktadır. Devlet memurlarının dini faaliyet ve törenlere katılması yasaklanmıştır. Komünist Parti üyelerinin ve öğrencilerin dine inanmaları yasaktır. Camiler kapatılıyor ya da yıkılıyor. Kadınlara ve 18 yaşından küçüklere cami yasağı uygulanıyor. Cami imamlarına keyfi kısıtlamalar uygulanıyor. Medreseler kapatılıyor veya yıkılıyor. Dini kitaplar ve dini eğitim yasaklanıyor. Geçen sene (2008 yılında) Hac vazifesini yerine getirmek isteyen binlerce Uygur Müslüman‘ın pasaportu ellerinden alındı. Daha önce yurt dışında çıkan ama Pakistan‘da bekletilen kardeşlerimizin pasaportları toplatıldı. Kutsal topraklara bir şekilde gidenler ise, Hac vazifesine bir hafta kala, çok ağır cezalar verileceği söylenerek geri çağırıldı. Geri dönen Müslümanların pasaportları toplatıldı.
Komünist Çin, Kur‘an nüshaları dâhil 730 binden fazla Arapça eserimizi "Geçmişin Çöpleri" mottosu altında yok etti. Vakıf mallarına el konuldu ve "tarım reformu" adı altında her türden dini faaliyeti yasaklandı. Müslümanların cami yanına okul yapmaları gelenektendir. Camilere bağlı okulları kapattılar. Öğrencileri komünizm prensiplerini öğrenmeye zorladılar. Doğu Türkistan‘da 29 binden fazla camiyi ya askeri kamplara ya da ahırlara çevirdiler. Camilerdeki 54 bin imamı tutuklayıp işkence ettiler ve onları pis ve eza verici işlerde çalıştırdılar. (Lağım temizleyiciliği ya da domuz yetiştiriciliği gibi)
Çin yönetimi Doğu Türkistan halkına eşit iş ve ekonomik gelir imkânı sunuyor mu?
Çin‘in Eğitim ve İş Verme Dergisi‘nin, 2006 Mayıs sayısında, verdiği bilgilere göre 2003 yılında Doğu Türkistan‘daki azınlıkların iş bulma oranı yüzde 70 iken, 2005‘te bu oran yüzde 32,8‘e düşmüştür. Hatta oran 2009 itibariyle bazı yerlerde yüzde bir seviyelerinde olmaktadır. Örneğin her yıl Aksu ilinde yüksek okul bitirenlerin sayısı 5 bin civarında olmasına rağmen, bu sayının ancak yüzde biri iş bulabilmektedir.
Doğal kaynaklar ve 50 milyon dönümden fazla tarıma elverişli arazideki tarımsal işlerle ilgili işletmelerde ki işgücü ihtiyacı Doğu Türkistanlı halktan karşılanmıyor, fakat Çin‘den getirilen ve Doğu Türkistan‘a yerleştirilen Çinliler bu işlerde istihdam ediliyor. Bununla birlikte 2003 yılından itibaren özellikle genç kızlar ve erkekler Çin‘in iç eyaletlerine zorla ucuz işçi olarak götürülmektedir. İşadamları hem psikolojik hem de fiili baskı ve engellemelere maruz kalmaktadır.
Doğu Türkistan halkı basın yayın faaliyetlerinde ve kültürel etkinliklerde özgür mü?
Çin‘in Doğu Türkistan‘ı istilasından günümüze, basılı ve görsel yayın, tamamıyla devlet tarafından yapılmaktadır. Televizyon, radyo, kitap, dergi, gazete ve saire bütün basın- yayın kurumları devlete aittir. Yayınların içeriği komünist düzeni destekleyici mahiyette olmaktadır.
Kaşgar Gazetesi‘nin 21 Ağustos 2002 tarihindeki Çin‘ce baskısında yayınlanan bir habere göre, toplam 42 bin 320 adet Uygur dilinde basılmış kitap, dergi, gazete ve her türlü kasetler imha edilmiştir.
Kendilerinin kurdukları Tarih Yazma Komisyonu tarafından, Doğu Türkistan‘ın tarihini yeniden yazılmaktadır. Neden olarak daha önce yazılanların gerçek tarihi yansıtmadığını ileri sürmektedirler. Çin tecavüzü ve baskısının doğru olduğunu halka kabul ettirmeye çalışmaktadırlar.
Yurt dışından yayın yapan İnternet sitelerinden birçoğu yasaklanmıştır. Yurt dışında basılan kitap, dergi ve görsel yayının girişi yasaktır. Taşıyıcılar ve onları evlerinde bulunduranlar yayının ciddiyetine göre para ve hapis cezası gibi uygulamalara tabi tutulmaktadır. Son olarak Doğu Türkistan‘daki, Uygur kimliğinin ve medeniyetinin yok edilmesi amacıyla tarihi ipek yolu üzerindeki Kaşgar‘daki tarihi yapılar yıkılmaya başlanmıştır.
Çin halkının, Doğu Türkistanlılara yaklaşımı nasıl? Çin devlet yönetimiyle aynı istikamette mi? Çin topraklarında yaşayan Doğu Türkistanlılar, günlük hayatta ne gibi zorluklarla karşılaşıyor?
Çin yönetimi köylere giderken köy karakollarına bilgi verilmesini istiyor. Çin‘in iç bölgelerindeki otellere Doğu Türkistanlıları kabul etmiyor. Doğu Türkistanlılara, yurtdışına çıkış yasağı uyguluyor. Çin‘in içeri eyaletlerindeki Çin vatandaşlarının, Uygurlara yönelik tavrı, devlet bazında yürütülen ayrımcılık siyasetinin açık bir yansımasıdır. Çin‘li halk, bir Uygur gördüğünde ona kin ve nefretle bakmakta, polisler Uygurları keyfi olarak arayabilmekte ve sorguya çekebilmektedirler. Mesela, bir dükkâna Uygur girecek olsa, bütün Çinliler ona tıpkı bir hırsıza bakar gibi şüphe ile bakmaktadırlar. Hatta dükkân görevlileri mikrofondan "Dükkânımıza Sincanlı girdi ceplerinize dikkat edin" diyerek açıktan açığa anons yapabilmektedir. Taksiciler ve Otobüs şoförleri Uygur yolcuları almayı reddeder hale gelmiştir. Bu örnekler, ırki ayrımcılığın tipik ifadeleridir. Çin hükümetinin, Uygurları "terörist, katil, hırsız, bölücü, radikal İslamcı" olarak yaftalama çabası, "Devletimize en büyük tehlike Doğu Türkistan teröristlerinden gelir", "Uygurlar ihtiyatlı olunması gereken, gözetlenmesi gereken düşman millettir" anlayışını yaygınlaştırması ırki ayrımcılığı her geçen gün daha dayanılmaz boyutlara taşımaktadır.
Çin yönetimi, bir yandan bölge halkının İslami kimliğini yok edip, diğer yandan doğrudan fiziksel imha anlamına gelen uygulamalarla Doğu Türkistan‘ı Türklerden arındırma siyasetini sürdürürken; demografik yapıyı dönüştürmek üzere çok sayıda Çin‘li göçmeni de bu topraklara yerleştiriyor. Uyduruk suçlamalarla mahkeme önüne çıkartılan Müslüman Türkler en ağır cezalara çarptırılıyor; bu ceza da genellikle idam oluyor.
11 Eylül‘de meydana gelen olaylar, Doğu Türkistan‘ı nasıl etkiledi?
11 Eylül 2001 tarihinde yaşananlardan sonra bütün dünya çapında güçlenen İslam karşıtlığı, Çin‘de de yankı buldu. 11 Eylül saldırıları, Doğu Türkistan‘lı Müslümanlar için daha zorlu bir sürecin başlangıcı oldu. Çin‘deki Müslümanlara karşı sürdürülen baskı politikaları bu bahaneyle daha da şiddetlendi. Dönemin ABD yönetiminin başlattığı "terörle savaşı" kendi politikalarını meşrulaştırmak için benimseyen Çin yönetimi, baskı ve işkenceden kaçıp komşu ülkelere sığınan, bütün Doğu Türkistanlıları "terörist", "bölücü" veya "kökten dinci" olarak damgalamaktadır.
Çin yönetimi, 11 Eylül saldırılarını tarihî bir fırsata dönüştürerek, bu durumu kendi açısından, en iyi şekilde kullanmıştır. ABD‘nin küresel terörizmle mücadele teklifine Çin, Doğu Türkistanlıları terör listesine alması şartı ile destekleyeceği cevabını vermiştir. ABD, burada çok büyük bir hata yaparak sözde Doğu Türkistan İslam Partisi‘ni terör listesine dâhil etmiştir. Bu noktada Çin, Doğu Türkistan‘da işgale karşı olan, "Ben Türküm" diyen, zulme rıza göstermeyen demokratından, milliyetçisine, cumhuriyetçisinden muhafazakârına herkesi "radikal İslamî terörist" ilan etmiştir.
Radikal terörle mücadele adı altında son yıllarda tutuklamalar ve yargısız infazlar sonucu cezaevlerinde boş yer kalmamıştır. Doğu Türkistan âdeta topyekûn açık hava hapishanesine dönüştürülmüştür. Çin, son yıllarda batı kamuoyunda dikkat çeken ilgi duyulan konu haline gelmekte olan Doğu Türkistan meselesinden rahatsız olmuştur. Son yıllara kadar hiç ağzına almadığı Doğu Türkistan kelimesini Doğu Türkistan İslam Partisi teröristleri ismiyle milletlerarası ajanslara geçtiği haberlerle duyurmuştur.
Burada batılı ülkelerin PanTürkizm ve Panİslamizm fobilerini depreştirerek mağdur Doğu Türkistanlıları batının ilgisinden uzaklaştırarak yalnızlaştırmak hedeflenmektedir. Şu gerçeği ifade etmek isterim ki; Çin gibi Komünist ve kapalı rejimlerle yönetilen ülkelerde özellikle işgali altında bulundurduğu bölgelerde bireylerin terörizminden bahsetmek gerçekle bağdaşmaz.
Bu tip rejimlerde olsa olsa devletin halka ve özellikle azınlıklara karşı devlet teröründen söz edilebilir. ABD, Guantanamo‘da tutuklu bulunan 23 Uygur‘u yargılayarak bunların hiç birinin terörist olmadığına hükmetmiştir. Böylelikle ABD önceki hatasını kısmen telafi ederek Çin‘in elindeki Doğu Türkistan İslam Partisi Teröristleri kozunu geri almıştır. Suçsuz bulunan beş Uygur‘u, Arnavutluk devleti siyasî mülteci olarak kabul etmiştir. Yargıdan suçsuzlukları tescil edilmiş 17 Doğu Türkistanlı kardeşimiz kendilerini kabul edecek yürekli bir ülke olmadığından hala Guantanamo‘da kalmak mecburiyetindedirler.
Tüm bu misallerden de anlaşılacağı üzere hakikat Doğu Türkistan‘ın, Çin işgali ve terörü altında olduğudur. Bu hakikat, Çin halkı tarafından da gayet iyi bilinmektedir. Bu nedenle Çin, Doğu Türkistan halkını düşman olarak görmektedir. Çinliler Uygur Müslümanlarının tüm hareketlerini bir tehdit olarak algılamakta ve bizim bağımsızlığını isteyen işgal altındaki bir devlet olduğumuzu akıllarından çıkarmamaktadırlar. Doğu Türkistan‘da terörist ya da benzeri bir grup yoktur. Eğer bu bölgede bir terörizm varsa o da bu tür bahaneler uyduran Çinli yetkililerindir. Özellikle 11 Eylül sonrası bu bahaneleri bize zulmetmek için kullandılar. Komünist rejim altında yaşayanlar terörist olamaz. Aksini duyan olmuş mu? Çinli yetkililer, bu tür basmakalıp uydurmalarla Doğu Türkistan‘ın, Müslüman kimliğini yok etmeye çalışıyorlar.
Doğu Türkistanlı Müslümanlar, tarih boyunca birçok işkence ve soykırıma maruz kaldılar. Bunlar içerisinde en yakın olanlardan biri de Gulca katliamı. Bu katliam nasıl gerçekleşti anlatabilir misiniz?
1997 yılı Ramazan ayında bin aydan hayırlı olan Kadir Gecesi, bütün Türk İslam âleminde özgürce idrak edilmektedir. Doğu Türkistan‘ın Gulca şehrinde gizlice eve toplanmış olan bir avuç kadın Kuran-ı Kerim‘i hatmetmek için birlikte bulunuyor. Çinli güvenlik güçlerince eve düzenlenen baskınla ibadet için evde bulunan masum genç kızlar ve kadınlar zorla karakola götürülerek tutuklanmıştır. Bir gün sonra akrabalarının akıbetinden endişe duyan bir gurup Türk, Çin güvenlik makamlarına gittiklerinde işkence edilerek şehit edilmiş bir kaç masumun cesetleri önlerine atılmıştır.
Bu olay Gulca şehrine sirayet ederek halk ayaklanmasının başlangıcı olmuştur. Vahşeti duyan halk ilçe, kasaba ve köylerden hareket ederek şehir merkezinde on binlerce kişi olarak toplanıyor. Ellerinde hiçbir silah bulunmayan öfkeli kalabalık valilik belediye ve benzeri devlete ait kamu binalarını işgal ederek suçluların cezalandırılması talebi ile olayı protesto ediyor.
Halkın işgal ve direnişi bir kaç gün artarak devam ediyor. Olayın bütün Doğu Türkistan‘a sıçrama eğilimi göstermesi üzerine Çin işgal kuvvetleri halkın talepleri doğrultusunda suçluların cezalandırılması yerine çok acımasızca ve orantısız güç kullanarak tank, top ve askerî komandolarla şehre giriyor. Adeta bir katliam gerçekleştirircesine yüzlerce masum Müslüman Türkü öldürüyor. Gulca katliamı olarak tarihe geçen Çin vahşeti ana hatları ile bu şekilde gerçekleşmiştir.
Gelelim bugüne... Haziran 2009‘da başlayan ve halen devam eden olayların sebebi nedir? Kimilerinin ifade ettiği gibi bu olayların sebebi sadece bir vaka-i adi midir?
Elbette, kesinlikle hayır... Haziran ayı sonunda başlayan ve bugüne kadar uzanan tüm olaylar, özellikle son elli yıldır yürütülen bir milleti sindirilme ve yok etme çabalarına dayanıyor.
35 milyonluk nüfusu ve 1.828.418 km2‘lik yüzölçümüyle Doğu Türkistan, bugün Çin işgali altında bulunmaktadır.
Uygur Özerk Bölgesi, 1949 yılında Komünist Çin‘in bölgeyi işgaliyle birlikte tamamen asimilasyon politikalarına maruz kalmış, Çin Komünist Partisi‘nin politikalarıyla etnik temizlik uygulanmak istenen Müslüman Türk coğrafyasıdır.
Doğu Türkistan halkının din ve vicdan hürriyetinin tamamen yasaklandığını; namaz ve oruç gibi her türlü ibadetin ve inançları öğretmenin yasak olduğunu; Doğu Türkistan coğrafyasının tamamında Çince eğitimin mecburî hale getirildiğini ve böylece kendi milletine ve değerlerine düşman bir nesil yetişmesinin hedeflendiğini; aile planlaması ve doğum kontrolü adı altında son 25 yıl içerisinde 15 milyon masum bebeğin dünyaya gelişini engellendiğini yukarıda söylemiştim. Bunun dışında, çok zengin yer altı ve yer üstü kaynakları ile jeopolitik ve stratejik konuma sahip olan vatanımızı işgal eden Çin, bu kaynakların ebediyen kendisinin olabilmesi için gerçek sahiplerinin tamamen asimile edilerek yok edilmesini düşündüğü bir planı yürürlüğe koymuş durumdadır.
III.Bölümün sonu





