Önceki yazılarımızda kısaca izah etmiştik. İslam‘da kadını, hakları ve vazifeleriyle geniş olarak incelemeden önce kadının diğer milletler ve diğer medeniyetlerdeki durumlarına kısaca işaret etmemiz gerekecektir. İslam‘ın hanımlara verdiği değer ve ehemmiyetin daha iyi anlaşılması için bu gereklidir.
İslam‘a dil uzatan kendi medeniyetine baksın
İslam‘da kadının ötelendiğini ve ezildiğini iddia edenler, büyük oranda ya kasıtlı hareket etmişler ya da cehaletlerinin kurbanı olmuşlardır. Bugüne kadar İslam‘ın kadına yaklaşımı ile ilgili yanlış değerlendirmelerde bulunula gelinmiştir. İlmi gerçekler ve doğru uygulamalar unutturulmuştur.
Kendi dinlerine ve medeniyetlerine bakmadıkları bilinen bir gerçek olmasına rağmen İslam dininin, hanımlara önem vermediğini, ellerindeki imkânlarla büyük kitlelere ulaşıp onları aldatmaktadırlar. Hâlbuki kendileri kadınların hakları konusunda nasıl bir tutum izledikleri bilinmektedir. İslam‘a haksızlık isnat edenlerin, kendi tarihlerine ve bugünlerine baktığımızda mesele daha da açığa çıkacaktır. Bu vesileyle, İslam ve kadın hakları ilişkisine kasıtlı değil ilmi sahada yaklaşanlara hakikat kendini gösterecektir.
Şu gerçeğe de işaret etmek de fayda vardır. İlmi ortak faydalar, insaflı anlayış ve görüşler yaşadığımız dünyada hâkim unsur olursa, insanın yaratılış değeri bir kat daha önem kazanacaktır.
İslam öncesi Araplarda kadın
Kur‘an‘ın vahiy yolu ile inmeye başladığı zaman, hanımlara hak ettikleri insani yerlerini de vermeye başlamıştır. İslam öncesi dönemde, Arapların kadına bakışı, uyguladıkları örfler itibariyle yürekler acısı idi.
Kız çocukları diri diri toprağa gömen bu topluluk, bundan en ufak bir acı bile duymuyordu. Aksine bunu bir şeref ve fazilet olarak görüyorlardı. Allah Teâlâ, Kur‘an-ı Kerim‘de şöyle buyurmuştur: "Onlara kız çocuklarının doğum müjdesi verildiği zaman, pek öfkeli vaziyette yüzleri simsiyah kesilirdi. Verilen kötü müjdenin tesiri ile halktan gizlenir. Şimdi onu aşağılanmış olarak yanında mı tutacak, yoksa toprağa mı gömecek? Bak, böyle hükmede geldikleri şey ne kötüdür." [Nahl, 58, 59]
İslam öncesi Araplarda kadın, erkeğin isteği dışında bir istek belirtemez, erkeğe karşı bir açıklama yapamaz idi. Evlenme tercihi, boşanma isteğini, beyini seçme gibi haklardan tamamıyla yoksundu. Kadın, erkeğin emrinde, adeta onun kulu ve kölesi konumundaydı.
Evlilik süreci ve sonrasında kadının en ufak bir irade gösterme hakkı kesinlikle yoktu. Bir erkeğin on hanımı olurdu.
Eski Çin‘de kadın
Tarihi bilgilerle sabit olduğu ve kayıtlara geçtiğine göre, Çin‘de kadının durumu, İslam öncesi Arap toplumlarından bile daha kötü bir vaziyette idi. Çin‘in kadınlara bakışı o kadar zelil idi ki, kadına isim verilmez, kadın ismi ile çağrılmak istenmezdi. Onlara bir sayı / numara verilir ve onunla bilinir, tanınırlardı. Tıpkı Arap toplumundaki gibi, Çin‘de de erkek çocuklar, kız çocuklarına göre daha makbul ve şerefli kabul edilirdi. Hatta eski Çin‘in bazı bölgelerinde kadın, toplumda sevilmeyen pis bir hayvan olan domuz ile kıyas edilirdi.
Eski Hindistan‘da kadın
Eski Hind‘de kadını iki yönü ile ele almak izah için daha uygun olacaktır:
1) Hukuki yönü ile kadın:
Eski Hind‘de kadın, hukuki hakları bakımından, evlenme, miras ve mal edinme gibi hiçbir hakka sahip değildi. Hind kanunlarına (Manu‘ya) göre kadın, çocukluğunda babasına, evlenmişse gençliğinde kocasına, yaşlılığında ise kocasının oğluna veya kocasının erkek akrabasına her yönü ile uymaya mecbur idi. Hürriyeti yok, bir nevi adı konulmamış köle idi.
2) Dini yönden kadın:
Budizm dininde kadın, dine kabul edilmiyordu. Bir kadın ne kadar istekli olursa olsun, hangi çareye başvurursa başvursun, ne kadar dış etkileri kullanırsa kullansın yine de dine kabul edilmiyordu
Sadece bir zamanlar (anende zamanı) geçici bir zaman için dine kabul edildiği görülmüştür. Hatta anendeye Buda şöyle diyor ve dine alınmasını kabul ediyordu: "Kadını dine kabul etmeseydik, Budizm, uzun ömürlü ve saf bir din olarak çok uzun zaman devam ederdi. Artık kadın içimize girdikten sonra bu dinin saf ve uzun ömürlü yaşacağını sanmıyorum." [Dr. Ahmet Çelebi, Edyanu‘l Hind, sayfa 70-175]





