Hükümetin İmralı'da Abdullah Öcalan'la görüştüğü iddiası, PKK ateşkes ilan edeli beri seçim meydanlarının en hararetli kavga konusu.
Geçen hafta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Azerbaycan yolunda "Devlet, terörü bitirmek için her yolu dener. Devlet, terörle masaya oturmaz ama kurumları vardır'' açıklamasının ardından Başbakan'a en yakın isimlerden Yalçın Akdoğan'ın bu hafta "Elbette devletin kuruluşlarının cezaevinde kalan bir mahkûmla ister istemez diyaloğu olacaktır" sözü, tartışmalara yepyeni bir boyut kattı. Buna Öcalan'ın üst üste yaptığı ateşkes çağrısı ve BDP'nin referandumdaki boykot kararını yumuşatması yolundaki telkini de eklenince, kamuoyu iyice meraklanır oldu: Devletin hangi kuruluşu, ne zaman Öcalan'la görüştü?
Gerçek şu ki Öcalan, tutuklandığından bu yana farklı dönemlerde devletin güvenlik ve istihbarat birimleri, İmralı'da Abdullah Öcalan'la görüştü. Hem dolaylı hem de doğrudan. Yakalandığı 1999'da askeri istihbarat kanadının yürüttüğü bu kısıtlı diyalog, 2005'ten itibaren PKK'nın dağdan inme projesini geliştiren MİT tarafından sağlandı. Bunda şaşılacak bir şey yok. İstihbarat kurumlarının bir görevi de, devletin resmi olarak muhatap almak istemediği kanallara ulaşabilmektir. Bu kâh El-Kaide olur, kâh mafya, yabancı bir istihbarat kuruluşu ya da PKK...
Açılım sürecinde de zaman zaman Öcalan'la temas oldu. Öcalan'ın açılımda yapıcı rol oynaması, en azından sabote etmemesi gerekiyordu. Devlet, Kandil, Avrupa ve Öcalan arasında doğrudan ve dolaylı temaslarla hassas bir denge kurdu. Nefes kesen görüşmeler yaşandı. Yapılanlar kanın durması, PKK'nın silah bırakması içindi. Habur'dan gelişler öncesinde de nihai onayı Öcalan verdi. Bunda şaşılacak bir şey yoktu, çünkü PKK'ya destek veren kitle üzerinde en önemli etkiye Öcalan sahipti. Avrupa ve Kandil arasında da denge oluşturuyordu. Ancak DTP'lilerin (biraz da ne yaptıklarının farkında olmayarak) Habur'u bir siyasi şova dönüştürecekleri ve bunun Türk kamuoyu üzerindeki etkisi hesaba katılmamıştı. Gerçi Habur öncesi Avrupa'daki PKK kanallarından devletin güvenlik birimlerine bu konuda bir uyarı gelmişti; "Habur'da bir yığılma olabilir." Ancak açılım sürecinin hem medyada hem de Güneydoğu'da yarattığı iyimser atmosfer nedeniyle gelen bu istihbarat dikkate alınmadı.
Görüşmeli mi? Yukarıda anlattığım, AK Parti Hükümeti değil, Türkiye Cumhuriyeti devletinin elindeki bir mahkûmla yaptığı temaslardan bir bölümüdür. Türkiye'nin en temel meselesini çözmek için atılmış rasyonel adımlardır. Sadece Türkiye değil, hangi devlet olsa bu adımları atar, bu fırsatı değerlendirirdi. Mesele Öcalan'la görüşüp görüşmemek değil; ne görüşüldüğü. Görüşmeler bir al-ver üzerine kurulu pazarlıktan ziyade, Öcalan üzerinden PKK'nın ateşkes ilanı ya da silahı bırakmasına yönelikti. Öcalan'a herhangi bir özgürlük perspektifi verilmedi. Ayrıca Öcalan bu diyaloğa karşın hiçbir zaman gerçek anlamda muhatap alındığı hissini tatmadı. Hep şikâyet etti. Çünkü istediği, bundan çok daha fazlasıydı.
Aslı Aydıntaşbaş MİLLİYET


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




