"Sakın, kim olduğumu sormayın, Farz edin, Abdulkadir Geylani‘yim, Hz. Mevlana‘yım, Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli‘yim. Onlar bende, ben onlardayım" Hakikat Zamanı kitabından bir küçük derya örneği bu mısralar...

İsmail Altınışık, bir hakikat ve muhabbet adamıdır. Hiciv ustasıdır... Kalemi de, sözleri de keskindir... Ama, hak edene karşı. Terslikleri görür, anında müdahale eder, düzeltir... Onunla konuşmak hüner ister. Çünkü, her sözünde hikmet bulunan nadide insanlardandır. Ne diyeceğini kestiremezsiniz, ne yazacağını da kestirmek zordur... Şimdiye kadar onlarca şiir kitabı çıkarmıştır. Masamın üzerinde bir düzinesi duruyor... Sevgi Pınarı, Bakışların Ötesi, Kolay Değil, Ümit Işığı, Ömür Boyu Savaş, Dinle Sen de Dinle, Onlar Susuyor, Ödünç Bir Ay... Kolay değil gerçekten, bu kadar üretken olmak... Ama, bazı insanlar vardır ki, doğuştan sanatçıdır... Zaman sadece onların içindeki cevheri ortaya çıkarır... Altınışık, aynı zamanda bu şiirlerini desenli şiir sergileriyle süsleyerek, Şiir ve Sergi Konseptini edebiyat literatürümüze hediye etmiş, farklı bir kişiliktir... Hiciv onun işidir...

"Kızıyorum bundan böyle/Hem kadına hem erkeğe /Gözlerini bürümüş perde/Bakamıyorlar gerçeğe"... Mısralarıyla başlayan şiire bugüne kadar yazdığı hiciv ağırlıklı şiirlerinden dolayı, gururla severek yaptığı zabıta mesleğinde görev yerleri sık  sık değiştirildi, itildi, kakıldı, horlandı. Ama, o hiçbir şeye aldırmadı... Cesaretini bilediği kalemiyle sürekli yazdı, yazdı...

Dimdik durdu... El öpmedi, etek öpmedi... Sözünü ve gözünü budaktan sakınmadı. Mahkemelere maruz kaldı... Beraat etti... Derdini ummana değil, kağıtlara döktü. Bir zamanlar, "Acaba bir şiir kitabım olur mu?" diye heyecanla kaleme aldığı dizeleri, baskı üzerine baskı yapan, bir düzine kitaba ulaştı.

Altınışık Bakırköy‘de zabıta memuru, Zeytinburnu‘nda zabıta komiseri ve Bayrampaşa‘da zabıta müdürü oldu. Şair Altınışık artık aynı zamanda zabıta müdürüydü, zabıta mesleğinin zirvesindeydi. Üç kez sudan bahanelerle zabıta müdürü görevinden alındı. Her defasında mahkeme kararıyla görevine iade edilmişse de bir defa yerinden oynamıştı. Şairliğin ve her haksızlığa uğrayan insanın yapması gerekeni yaptı.

Desenli şiir sergileri

O şiirlere başka bir yön başka bir heyecan getirdi. Yazdığı şiirleri siyah mürekkeple, kesik uçlu kalemle beyaz kartonlara yazdı, yazdığı şiirin karakterine uygun figür, resim ve desenler çizdi. Çeşitli sanat galerilerinde "Desenli Şiir Sergisi" adı altında şiir sergileri açtı. Hem de 16. kez. Bunlar İstanbul başta olmak üzere K.K.T.C‘de Lefkoşe, Konya ve Niğde‘de sergilendi. Bu sergilere devlet adamları, meclis başkanı ve T.C. 54. Başbakanı Profesör Dr. Necmettin Erbakan dahil olmak üzere pek çok insan katıldı. Türkiye‘de 16 kez desenli şiir sergisini açan tek şair unvanını elinde tutuyor...

Şair zabıta müdürü İsmail Altınışık her şeye rağmen hayat ve sanat mücadelesine ek olarak açtığı her şiir sergisinin ardından her nedense kendisine karşı çıkanların aksine onlarca plaket ve teşekkür ödüllerini doldurdu anı dağarcığına. İşte bunlar onun yegane zenginliğiydi. Sultan Süleyman‘ın mührünün bile Süleyman‘a kalmadığını düşündü. Hep mühür elden ele geçerdi. Emir ve hüküm elden ele geçtikçe her kirlinin elinde daha da kirlenirdi elbet. O mührü bu nedenle hiç eline almadı. Vicdan ve insanlık mührünü kullanmak ona yetiyor, artıyordu bile.

Altınışık, "Bana kim olduğumu sormayın... Ben Yunus Emre‘yim, Ben Abdulkadir Geylani‘yim" diyor...

Muhabir: Haber Merkezi