Van‘da meydana gelen depremin ardından Türk Kızılayı ile birlikte diğer yardım kuruluşları da, bölgeye yönelik geniş çaplı bir insani yardım seferberliği gerçekleştirdi

24 Ekim ile 4 Kasım arası Kızılay Haftası olarak kutlanır.

Kızılay, Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti adıyla, 11 Haziran 1868‘de kuruldu. Cumhuriyetin ilanından sonra, Türkiye Hilal-i Ahmet Cemiyeti, 1935 yılında da Türkiye Kızılay Derneği ismini almıştır.

Türk Kızılayı afet, sel ve deprem gibi doğal afetlerde yardım edebilmek için bütün gücünü seferber etmektedir.

Tıpkı en son Van‘da meydana gelen deprem

Van‘da meydana gelen depremin ardından yardım malzemelerini ve uzman müdahale ekiplerini bölgeye ulaştıran Türk Kızılayı, vatandaşların yardımlarını koordine ederek ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak için çaba sarfediyor.

Depremin ardından Türk Kızılayı‘nın 123 kişilik uzman ekibi deprem bölgesine ulaşarak yerleşim yerleri zarar gören vatandaşlar için çadır kurulumu çalışmalarına başladı. Bölgeye sürekli çadır ve battaniye sevk ediliyor. Bölgeye gönderilen çadır sayısı 20 binin üzerinde, battaniye sayısı ise 34 bine ulaştı.

Çadırkentler şimdiden bölgede kurulmaya başlandı bile.

Bunun yanı sıra birçok yardım kuruluşları da, bölgeye yardım seferberliği başlatmış durumda.

Cansuyu, Deniz Feneri, İHH, Kimse Yok mu ve Yardımeli gibi kuruluşlar var güçleriyle mağdur insanların yardımına koşmak için geniş çaplı yardım operasyonu gerçekleştiriyor.

Bize düşen görevlerden biri, bu yardım kuruluşlarıyla birlikte hareket ederek, mağdur olan kardeşlerimizin acısını biraz olsun hafifletmek.

(Düşünce dünyası)

Beynimizli görmek ne demek?

İnsan olarak gördüklerimizi düşünmemiz lazım.

Sadece başımız ağırdığında bir kafamız ve içinde beynimiz olduğunu hatırlarsak yanılırız.

Yalnız gözlerimizle değil, beynimizle de çevremizi görmesini bilmeliyiz.

Beynimizle nasıl mı görürüz?

Gördüklerimizi düşünmek beyinle görmektir.

Diyelim ki sofraya bir karpuz geldi.

İlk gördüğümüz nedir?

Karpuzun kocaman yuvarlaklığı ve yem yeşil kabuğu.

Azıcık zahmeti göze almayıp yemeye kalkarsak, karpuzun tadına varamayız. O nefis lezzetini alamayız.

Ne yapacağız o zaman? Kesip dilimledikten sonra yiyeceğiz.

Düşünelim: sofradaki karpuzun dış görünüşüne göre hüküm verirsek, düşüncesizlik etmiş olmaz mıyız?

Bir başka deyişle beynimizi devreden çıkarır, sadece gözlerimizle gördüğümüze inanırız.

Ve gördüğümüzle karpuz hakkında hüküm vermeye kalkışırsak, çok yanılırız.

Çünkü şöyle dememiz gerekir: Karpuz sert, yeşil, acı bir meyvedir."

Ya içi? İlk bakışta onu görememişiz. Dış görünüşe göre hüküm vermişiz. Tabii yanılmışız.

Yanılmamak için beynimizi kullanmayı yani düşünmeyi öğrenmeliyiz..

Tembellikten de kurtulmalıyız.

Yani beynimizle de görmeli ve çok çalışmalıyız.

(Bir kıssa bin hisse)

İmam-ı Rabbaniden oğluna mektup

Kıymetli oğlum! Biz kuluz. Sahibimizin emrindeyiz. Başıboş değiliz. Her istediğimizi yapmaya serbest değiliz. İyi düşünelim. Uzağı gören akıl sahibi olalım. Kıyamet günü utanmaktan, pişman olmaktan başka ele bir şey geçmez.

Gençlik çağı, kazanç zamanıdır. Mert olan, bu vaktin kıymetini bilip, elden kaçırmaz. İhtiyarlık herkese nasip olmaz. Nasip olsa da, rahat elverişli vakit ele geçmez. Vakti de bulunsa, kuvvetsizlik, halsizlik zamanında, yarar iş yapılamaz. Bugün, her vaziyet elverişli iken, ananın babanın varlığı büyük nimet iken, geçim derdi olmayıp fırsat elde iken, güç kuvvet yerinde iken, hangi özür ile, hangi sebeple, bu günün işi yarına bırakılabilir?

Peygamberimiz (a.s.v.), "Yarın yaparım diyen helak oldu, ziyan etti." Buyurur. Eğer bu günün işini bırakırsak ve bu gün hep ahiret işlerini yaparsak güzel olur. Fakat, bunun aksini yaparsak çok çirkin olur.

Gençlik zamanında, insanı üç din düşmanı olan, nefes, şeytan ve kötü insanlar aldatmaya uğraşmaktadır. Bunlar karşısında az bir ibadet pek kıymetli olur. İhtiyarlıkta yapılan, undan kat kat fazla ibadetlerin bu kadar kıymeti olmaz. Düşman hücum ettiği zaman, askerin ufak bir hareketi, çok kıymetli olur. Sulh zamanında yapılan büyük talimlerin, manevraların bu kadar kıymeti olmaz.

Oğlum! Bütün varlıkların özeti, özü olan insan, eğlence için, oyun için, yiyip içmek, gezmek, yatmak, keyf sürmek için yaratılmadı. Kulluk vazifelerini yapmak için, Rabbine itaat, tevazu, kuvvetsizliğini, ihtiyacını göstermek, O‘na sığınmak ve yalvarmak için yaratıldı. Muhammet Aleyhisselamın bildirdiği ibadetlerin hepsi, insanlara faydalı şeylerdir. İnsanlara yaradığı için emir edilmiştir.

(Bu gü ne dua edelim)

Ey Allah‘ım!

Biz Sen‘den, öyle bir merhamet diliyoruz ki, onunla korku ve hayretimizi yönlendir, dağınıklığımızı toparla, işlerimizi yoluna koy, hastalarımıza şifa ver, iş ve vakitlerimizi hayırlı ve bereketli kıl, doğru yolumuzu bize ilham et.

(Tarih dede yazıyor)

Böyle suale böyle cevap

Sevgili arkadaşlar, Osmanlı Devleti‘nin en kuvvetli olduğu yıllarda, 46 yıl gibi en uzun padişahlık yapan ve Avrupalıların "Muhteşem Süleyman" lakabıyla andıkları Kanuni Sultan Süleyman Han, "Muhibbi" mahlası ile çok güzel şiirler yazmıştır.

Şiirlerinden bir kısmı toplanmıştır.

Birgün, saray bahçesindeki ağaçların karıncalar tarafından istila edildğini görüp, karıncaların öldürülmesi hususunda, zamanın Şeyhühislamı olan Zenbilli Ali Efendi‘den fetva ister.

Suali şiir şeklinde olup, şöyledir:

"Dırahta ger zarar etse karınca,

Günah mıdır acep anı kırınca."

ZenbilliiAli Efendi de, bu sual kağıdın altına şu beyti yazar:

"Yarın Hakkın divanına varınca,

Süleyman‘dan hakkın alır karınca."

Sevgili arkadaşlar gördüğünüz gibi, Koskoca bir devletin başında olan Kanuni bile ağaca dadanan karıncalara karşı bile ne kadar şefkatli davranıyor.

Dıraht: Ağaç

Ger: Eğer

(Bir masalımız var)

Yasir‘in kuzusu

Zekiye Çoban

Bir, iki, üç.

Masaldan masala uç.

Günleri günlere ekle. Bayramı bekle. Sevinçler, sevgiler derle. Zıp zıp zıpla. Masal deyip geçme.

Yasir‘in kuzusu işte seninle.

Kurban Bayramı‘nın yaklaştığı günlermiş. Karadeniz‘in yemyeşil şehirlerinden birinde Yasir adında şen

mi şen, şeker mi şeker bir çocuk yaşarmış. Yaşı bir elin parmak sayısı kadar bile değilmiş. Küçükmüş

ama yüreğinde kocaman sevgileri, kocaman sevinçleri ağırlarmış. Babasının Kurban Bayramı için

aldığı kuzuyla tam bir aydır arkadaşmış. Kuzudan arkadaş mı olur demeyin. Kuzular da çok iyi arkadaş

olabilirmiş, hele de çocuklarla.

Bir kuzu bir çocuğa gülümseyebilir, bir kuzu bir çocuğa sarılabilir; onunla saklambaç, kovalamaca

oynayabilir, me me‘li şarkılar söyleyebilir, birbirlerini iyi anlayabilirlermiş.

Yasir‘in Pamukkuzuyla işte böyle güzel dostluğu varmış. Birlikte çok güzel vakit geçiriyorlarmış.

Kuzusu en çok Yasir‘in elinden kırık arpa yemekten hoşlanıyormuş. Babası da ne çok arpa almış,

Pamukkuzu için.torbalar dolusu bu kadar arpayı Pamukkuzu nasıl yiyip bitirecekmiş. Bir keresinde

arpayı çok yedirdiği için rahatsızlanmış. Babasıyla birlikte Pamukkuzu‘yu veterinere götürmüşler.

Kuzusunun hastalığına çok üzülmüş Yasir. Neyse ki veterinerin söylediklerini uygulayınca iyileşmeye

başlamış pamuk arkadaş. Yasir, kuzusunun iyileşmesine çok sevinmiş.

Günler günlere eklenirken, bu güzel dostluk devam ederken, babası bir gün önemli bir konuyu

Yasir‘le konuşmak istemiş. Yasir‘i yanına çağırmış. İpek saçlarını sevgiyle okşamış. Söyleyeceklerinin

Yasir‘i üzeceğinden endişe ediyormuş.

-Bak oğlum demiş, babası.

-Kurban bayramının gelmesini çok istiyoruz değil mi?

Yasir başını sallayarak:

-Evet, demiş.

Babası sözlerine devam etmiş:

-Kurban bayramlarında Allah için kurban keseriz. Etinden yeriz, misafirlerimize yediririz, Yoksullara

dağıtırız. Kurban Bayramının gelmesini bekleyen çok insan vardır. Bayramlar en güzel günlerdir

biliyor musun?

Yasir sessizce babasını dinliyormuş. İçine garip bir hüzün çökmüş. Sonunda Pamukkuzusundan

ayrılacağını anlamış. Kalbinde derin bir sızı hissetmiş. Bu güzel dostluk bitecekmiş demek. Yoksa başka

kurbanlık mı alsaymış babası. Pamukkuzu‘dan ayrılmak hiç kolay görünmüyormuş. Pamukkuzusuz ne

yaparmış Yasir?

Ağlayarak pamuk arkadaşına koşmuş. Sımsıkı sarılmış. Pamukkuzu da küçük dostuna. Küçük

dostunun içinden geçenleri çok iyi biliyormuş. Titrek sesiyle,

- Üzülme dostum, senden ayrılacağım için çok üzülsem de kurban olacağım için çok mutluyum.

Bizler sizin için varız. Hem biliyor musun, Allah için kurban edilmek bizim için çok güzel bir duygu.

Etim büyümen için çok gerekli. Misafirlere ikram edilmek, yoksulların yüzünü güldürmek, sofralarını

şenlendirmek benim için büyük bir gurur. Haydi ağlama artık. Sen akıllı bir çocuksun. Beni çok iyi

anlayacağına inanıyorum" demiş.

Yasir, göz yaşlarını silmiş. Pamukkuzu:

-Haydi, demiş.

"Oyunumuza devam edelim. "

İki sevimli dost, heyecanla oyunlarına devam etmişler. Bayrama daha bir hafta varmış.

Bayram da bekleyenlerine kavuşacağı günü iple çekiyormuş.

(Dev hayvanları tanıyalım)

En kocaman Antilop: Boğa Antilopu

Hollanda‘da "Kanada Geyiği" adıyla anılır. Ancak Kanada geyiğinden çok farklıdır. Gerek iriliği, gerekse diğer özellikleri bakımından diğer antiloplardan da ayrılır.

Erkek boğa antilopunun boynunun altına katmerleşen deriler ona bir boğa görünüşü verir. Zaten bu yüzden boğa antilopu ismi verilmiştir.

Bu antilop türü boğaya benzeyen çok iki bir hayvandır. Düze yakın, uzun, burma boynuzları çok güzel yaratılmıştır.

Boğa antilopu gezeyi çok sever. İri vehantal görünüşüne rağmen gayet çeviktir.

Çok hızlı koşar, iyi de sıçrar, bazen sıçradığı zaman arkadaşlarından birinin üstünden aşar.

Devamlı hareket halindedir. Gezer, dolaşır. Etrafını tanımaya merakldır.

Ama kendini korumasını da bilir.

Oldukça zeki bir hayvandır. Tuhaf ama boğa antilopu kızdığı veya rahatsız olduğu zamanlar hep rüzgara karşı koşar. Rüzgarın estiği yöne koştuğunu hiçbir bilgin görmemiştir.

Kızgın anında yolunu değiştirmez. Zaten çabucak dönüş yapamayacak kadar koca gövdelidir.

İşte böyle zamanlarda insana saldırabilir. Korunmak için yolundan çekilmek veya rüzgarın estiği yönden kaçmak lazımdır.

Boğa antilopu ağaçsız çimenli ovalarda ve orman içlerindeki geniş düzlüklerde yaşamayı sever.

Öğle vakti bir ağacın altın ayatıp azıcık uyumak ister. O sırada rahatsız edilmeyi affetmez, saldırabilir.

Aslında arkadaş canlısıdır, sürüler halinde bazen göç ettikleri de görülmüştür. Bulundukları yerlerin otları yetmez olunca genellikle başka otlaklar aramaya çıkarlar.

Develer gibi uzun süre su içmeden durabilir. Yine de yakınında bir ırmak veya göl olmasını ister. Normal zamanlarda günde iki defa su içmeye gider. Taze ot yemeye bayılır. Ağaçların yapraklarını, körpe dal ve filizlerini kemirmeyi de sever.

(Dinimi öğreniyorum)

Peygamberimiz kimdir?

Peygamberimizin babasının adı nedir?

Abdullah‘tır.

Annesinin adı nedir?

Amine‘dir.

Dedesinin adı nedir?

Abdülmüttaliptir.

Peygamberimiz hangi tarihte doğdu ve hangi tarihte vefat etti?

571‘de doğdu Mekke‘de doğdu, 632‘de Medine‘de vefat etti.

Şimdi nerde bulunuyor?

Şimdi Medine‘de "Ravza-i Mutaharra" sındadır.

Kaç yaşında iken Peygamber oldu?

40 yaşında.

Fiilen kaç sene peygamberlik yaptı?

23 sene peygamberlik yaptı.

Hangi tarihte nerden nereye hicret etti?

622 tarihinde Mekke‘den Medine‘ye hicret etti.

Fani hayatı kaç yaşında sona erdi?

63yaşında sona erdi.

Peygamberimizin en çok kullanılan ismi nedir?

Hazret-i Muhammed Mustafa (a.s.v.)

Peygamberimizin kaç adı vardır?

Güzel isimleri çoktur. Fakat dördünü bilmek lazımdır. Bunlar: Muhammed, Mustafa, Ahmed, Mahmud

Peygamberimizin kaç kızı vardı?

Dört. Zeynep, Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Fatıma (r.a.)‘dir.

Peygamberimizin kaç oğlu doğdu?

Üç. Kasım, Abdullah (Tayyip), İbrahim (r.a) hazretleridir.

Peygamber Efendimizin kaç erkek torunu vardır?

İki. Hasan ve Hüseyin (radıyallahü anhuma) hazretleridir.

Bunlar kimin çocuklarıdır?

Hz. Ali ve Hz. Fatıma (r.a.)‘nındır.

Peygamberimizin mübarek hanımlarını sayar mısın?

Hz. Hatice, Hz. Sûde bint-i Zem‘a, Hz. Aişe, Hz.Hafsa, Hz.Zeynep b.Huzeyme, Hz.Ümmi Seleme, Hz. Zeynep binti Cahş, Hz. Cuveyriye, Hz.Ümmü Habibe, Hz.Safiyye, Hz.Meymune, Hazreti Mariye, (r.a)

Mini test

Sevgi Demirci Özbek

1. Aşağıdakilerden hangisi İslamın şartlarından değildir ?

a) Oruç tutmak

b) Namaz kılmak

c) Allah‘a inanmak

2. Allah‘a karşı ilk görevimiz aşağıdakilerden hangisidir ?

a) İbadet etmek

b) Namaz kılmak

c) İman etmek

3. Aşağıdakilerden hangisi kendisine kitap gönderilen dört büyük Peygamberden değildir?

a) Hz. Musa

b) Hz. Harun

c) Hz. İsa

4. Aşağıdakilerden hangisi dört büyük melekten değildir?

a) Cebrail

b) Azrail

c) Ebabil

5. Aşağıdakilerden hangisi peygamberimizin katıldığı savaşlardan birisi değildir?

a) Bedir

b) Uhud

c) İstanbul‘un fethi

cevaplar:1c-2c-3b-4c-5c

(Hoca Nasreddin‘in biri bir gün

Bana ne! Sana ne!

Geveze bir adam iş olsun diye Nasreddin Hoca‘nın yanına yaklaşır ve:

"Hocam, karşı yolda bir adam bir tepsi baklava götürüyor" der.

"Bana ne!"

"Aman hocam, sizin eve doğru gidiyor!"

Hoca, basar gevezenin yüzüne azarı:

"İyi o halde, sana ne!"

(Sizden gelenler)

Dindar öğretmen

Ali okuldan dönmüştü.

Babasına:

"Baba bizim öğretmen çok dindarmış," dedi.

"Nasıl anladın oğlum?"

"Sorduğu sorulara verdiğim cevaplardan sonra, ‘Aman Allah‘ım, aman Allah‘ım,‘ diyordu."

Yüksel Aksu, Tokat

Anadolu

Güzel yurdum Anadolu

Gezebilsem dört yanını

Her taşın bir yakut, elmas,

Zümrüt, çayırla ovaların.

Portakalı Dörtyol‘da gör,

Hasretlik ki, gel bana sor.

Malatya‘da kayısı bol

Bize yine göründü yol.

İşte pamuk diyarı Adana

Silifke, Mersin, Antalya.

Mevlana‘nın yurdu, Konya.

Yüzüm sürsem dergahına.

Erzurum dadaş diyarı

Rize, Ercincan‘ı, Kars‘ı

Tatvan bakar Van‘a,

Ne güzeldir.

Nevşehir, Niğde, Kayseri,

Gel de gör Kahramanmaraş‘ı

Mardin, Gaziantep, Muş‘u,

Ne güzeldir Muş Ovası!

Şaban Polat, Erzurum

Duman attırıyormuş

Ahmet arkadaşının yanın ayaklaşıp:

"Dün , şehirde senin amcanı gördüm" dedi.

Etrafın dumanını attırıyordu."

"Sahi mi, nasıl?"

"Çöpçü olmuş da!"

Engin Kaya, Elazığ

Bizden size(30 Ekim)

Sevgili arkadaşlar;

Son günlerde ülke olarak zor günler geçiriyoruz. Depremde vefat eden kardeşlerimiz ve büyüklerimiz Allah‘ın izniyle şehit hükmündedir.

Yardım kuruluşları deprem bölgesine giderek, oradakilere mümkün olan en kısa zamanda yardım etmeye çalışarak mağdur etmemeye çalışıyorlar.

Sayfamızda konuyla ilgili yazıları göreceksiniz. Masal, dua, çizgi bulmacalarımız ve portre karikatürlerimiz yine sayfamızı süslüyor. Her zamanki çağrımı tekrar ediyorum. Mutlaka sayfamızla ilgili görüş ve düşüncelerinizi bekliyorum.

Gözlerinizdeki nur hiç sönmesin, Allah‘a emanet olun.

Muhabir: Haber Merkezi